Haber Detayı
‘Masalcı Baba’nın mirası yaşıyor! Anadolu’nun birikimini geleceğe taşıdı
Masalcı Baba olarak bilinen Eflatun Cem Güney, Anadolu’nun kaybolmaya yüz tutmuş masallarını, halk hikâyesi ve türkülerini kayıt altına alarak ulusal kültüre kazandırdı. 45 yıl önce bugün aramızdan ayrılan Güney’in bıraktığı miras ise yaşamaya devam ediyor.
Sözlü kültür geleneğimizin en önemli derleyicilerinden Eflatun Cem Güney, bıraktığı eserlerle günümüzde de yaşamaya devam ediyor. 1896 yılında Hekimhan’da gözlerini dünyaya açan Güney, Sivas Sultanisi’ndeki eğitiminin ardından öğretmenliğe başladı.
Milli Mücadele yıllarında Kuvayi Milliye’nin sesi olan Öğüd gazetesinde ve İrşat dergisinde görev alan Güney, ömrünü halk anlatılarını yazılı belgeye dönüştürmeye adadı.
Güney’in yaptığı çalışmalar sayesinde Anadolu’nun kaybolmaya yüz tutmuş hikâyeleri, türküleri, fıkraları bugünlere ulaştı.
MASADA DEĞİL SAHADAYDI Eflatun Cem Güney çoğunlukla çalışmalarını masa başında değil sahada yürüttü.
Derlediği masalların girişinde yer verdiği, “Masal dünyasını bir dönüp dolanayım diye demir çarık, demir asa alıp yola düşseniz; bir arpa boyu yol gidersiniz ancak.” sözleriyle, masal dünyasını keşfetmenin büyük bir emek işi olduğunu her zaman hatırlattı.
İstanbul’un edebiyat çevreleriyle sınırlı kalmayan Güney, Anadolu’nun köylerini ve kasabalarını gezerek halk anlatılarını kaynağından dinleyerek yazıya geçirdi.
Hazırladığı Halk Şiiri Antolojisi ve Halk Türküleri eserleri birincil kaynaklardan edinilen bilgilerle ortaya çıkmıştır.
Bu sayede Anadolu’nun söz varlığı özgünlüğünü yitirmeden kayda geçti. ‘ÇAĞRILAN DA GELİR ÇAĞRILMAYAN DA’ Güney, eserlerinde masalın anlatıldığı ortamı sosyolojik bir birim olan “tandır başı” olarak tanımlar. “Çağrılan da gelir çağrılmayan da, haylanan da gelir huylanan da!” diyerek tarif ettiği bu ortamlar, toplumun her kesiminin bir araya geldiği mekânlardır.
Güney’in aktarımına göre; “Kambur Ese” ile “Sarı Köse”nin aynı mecliste buluşması, masalın sadece çocuklara yönelik bir eğlence aracı olmadığını gösterir.
Bu anlatılar, halkın yaşantısını, baskılara karşı eleştirilerini, adalet arayışlarını ve umutlarını paylaştığı bir alana dönüşür.
Güney, bu yönüyle masalı toplumsal bir bilinç aktarımı aracı olarak ele almıştır.
ULUSAL KÜLTÜRÜ DÜNYAYA AÇTI Kültür emperyalizminin “evrensellik” adı altında tek tip Batılı değerleri dayattığı tezine karşı, Eflatun Cem Güney’in başarısı somut bir yanıt niteliğinde.
Güney’in Anadolu’yu karış karış gezerek ortaya çıkardığı eserler, uluslararası alanda da büyük bir ilgi topladı. 1956 yılında Açıl Sofram Açıl, 1960 yılında ise Türk kültürünün temel taşlarından Dede Korkut Masalları adlı kitaplarıyla Danimarka’daki Hans Christian Andersen Kurumu tarafından “Dünya Çocuk Edebiyatı Onur Belgesi”ne layık görüldü.
Bu ödüller, Türk masallarının ve anlatı geleneğinin, Batı normlarına öykünmeden de evrensel çocuk edebiyatı içinde yetkin bir yere sahip olabileceğini belgelemektedir.
MASALLARI ONDAN ÖĞRENDİK Kültür endüstrisinin tüketim odaklı içerik dayattığı bir ortamda, Eflatun Cem Güney’in Keloğlan, Kerem ile Aslı ve Nasreddin Hoca derlemeleri, milli kimliğin taşıyıcısı oldu. “Makas kesmedik, iğne batmadık masallar” tanımıyla dilin doğal yapısına sadık kalan yazar, Türkçenin anlatım olanaklarını eserlerinde somutlaştırdı.
Yazar, İstanbul Türkçesi ile Anadolu ağızlarını harmanlayarak, dilin bozulmasına ve yozlaşmasına karşı da aslında fiili bir duruş sergiledi. “Masalcı Baba” eserleriyle Türkçenin kıvraklığının, tekerlemelerdeki ses uyumlarının ve deyim zenginliğinin gelecek kuşaklara aktarılmasını sağladı.
KARAMSARLIĞIN PANZEHİRİ NASREDDİN HOCA Güney, Nasreddin Hoca Fıkraları üzerine yaptığı çalışmalarda da toplumsal bir okuma yapar.
Hoca’yı "güler yüzü ve tatlı dili" ile tanımlayan Güney, buradaki mizahı halkın zorluklar karşısındaki iyimser direnci olarak yorumlar.
Ona göre "güler yüz", karamsarlığa ve çaresizliğe karşı halkın geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır.
Nar Tanesi, Evvel Zaman İçinde, Gökten Üç Elma Düştü ve Halk Türküleri gibi kitapları; bugün de eğitim ve kültür hayatı için temel başvuru kaynağı olma özelliğini sürdürüyor.