Haber Detayı

Türkiye’ye neoliberal gömlek dar geliyor
Serhat latifoğlu aydinlik.com.tr
02/01/2026 00:00 (2 saat önce)

Türkiye’ye neoliberal gömlek dar geliyor

Türkiye’ye neoliberal gömlek dar geliyor

Türkiye 2026 yılına yüksek enflasyon, dolarizasyon, gelir dağılımı bozulması gibi kırılganlıklarla girerken aynı zamanda üretim potansiyeli, güçlü sanayi altyapısı, artan savunma sanayi kapasitesi, büyüyen ihracat hacmi, turizm gelirleri ve jeopolitik konumu sayesinde ciddi fırsatlara da sahiptir.

TÜRKİYE EKONOMİSİ 11.

SIRADA GSYİH SAGP (satın alma gücü paritesi), ekonominin gerçek üretici gücünü ve toplumsal refah kapasitesini ölçmede nominal GSYİH’ye kıyasla çok daha sağlıklı bir veridir.

Türkiye SAGP bazında dünyanın en büyük ilk 11 ekonomisi arasında konumlanmaktadır.

Bu ekonominin üretim gücünün esasında oldukça güçlü olduğuna işaret etmektedir.

Türkiye gibi gelişen ülkeler için GSYİH SAGP verisi ekonomik kapasiteyi, milli üretim potansiyelini ve gerçek yaşam standartlarını daha iyi temsil ediyor.

Dolayısıyla Türkiye’nin 2026 yılındaki temel gücü, üretim tabanının büyüklüğü ve çeşitliliğidir.

Buna sanayi, savunma, turizm, hizmetler sektörü birlikte katkı sağlamaktadır. 2050’DE TÜRKİYE ÜST LİGE ÇIKABİLİR Türkiye’nin 2050 vizyonu yapısal tercihlerin sonucuna bağlıdır.

Doğru ekonomi politikalarıyla Türkiye, SAGP bazında ilk 7-8 ekonomi arasına girme potansiyeline sahiptir.

Bunun şartları şunlardır: üretim ekonomisine geçişin hızlandırılması, ithalata bağımlı ihracat modelinin tasfiyesi, teknoloji ve katma değer odaklı sanayi politikalarının güçlendirilmesi, savunma sanayi, enerji, nükleer, yapay zekâ, biyoteknoloji gibi stratejik sektörlerde milli ekosistemin derinleştirilmesi, ekonomik-finansal egemenliğin güçlendirilmesi ve dolarizasyonun azaltılması gerekir. 2050’de Türkiye; güçlü altyapısı, büyük iç pazarı, genç nüfusu, coğrafi avantajları ve sanayi kapasitesi sayesinde küresel ekonomide üst orta segmentten üst lige çıkabilen bir ülke olabilir.

TÜRKİYE’NİN ÜRETİM GÜCÜ POTANSİYELİ Türkiye ekonomisinin temel gücü üretimdir.

Geniş KOBİ ağı, güçlü sanayi bölgeleri, organize sanayi altyapısı, gelişmiş tedarik zincirleri, dinamik girişimcilik ekosistemi Türkiye’yi üretim anlamında benzersiz bir noktaya taşımaktadır.

Üretim kapasitesi bir ülkenin gerçek gücüdür.

Türkiye bu anlamda: makine ve metal sanayi, otomotiv, kimya ve petrokimya, savunma ve havacılık, tekstil ve hazır giyim, gıda sanayi alanlarında dünya ölçeğinde rekabetçidir.

Eğer politika odağı sözde dezenflasyon ve bütçe daraltma yerine üretim ve kalkınma ekseninde şekillenirse bu potansiyel çok daha hızla genişleyebilecektir.

JEOEKONOMİK KONUM VE KUŞAK YOL GİRİŞİMİ Türkiye yalnızca jeopolitik değil jeoekonomik açıdan da dünyanın merkezlerinden biridir.

Avrupa-Asya-Afrika üçgeninin kavşak noktasında yer alması Türkiye’yi doğal bir ticaret, enerji ve lojistik merkezi yapmaktadır.

Kuşak Yol Girişimi bu bağlamda Türkiye için önemli bir fırsattır.

Doğru entegrasyon politikalarıyla Türkiye, enerji transit merkezi, lojistik üssü, finans merkezi, ticaret ve üretim koridoru haline gelebilir.

Kalkınmacı ekonomi çerçevesinde değerlendirildiğinde, Türkiye’nin jeoekonomik konumu uzun vadeli büyümenin temel kaldıraçlarından biridir.

TRÇ VE TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI TRÇ (Türkiye-Rusya-Çin ittifakı) ekseninin oluşturacağı ekonomik ve jeoekonomik sinerji, Türk Devletleri Teşkilatı ile geliştirilecek güçlü ilişkiler ve ortak projelerle birleştiğinde Türkiye ve bölge ekonomileri için stratejik bir kaldıraç etkisi yaratacaktır.

Orta Koridor’ un güçlenmesi, lojistik ve enerji entegrasyonu, ortak sanayi bölgeleri, savunma ve ileri teknoloji işbirlikleri ile bölge, Kuşak Yol Girişimi kapsamında yatırım çeken, üretim ve ticaret merkezine dönüşen bir yapı kazanacaktır.

Böylece Türkiye, yalnızca transit geçiş ülkesi değil; üretim üssü, finans ve teknoloji merkezi kimliğiyle yüksek katma değer yaratan, sürdürülebilir kalkınma ekseninde bölgesel liderliğini pekiştiren bir konuma taşınabilecektir.

SAVUNMA SANAYİ VE STRATEJİK SEKTÖRLER Türkiye’nin son yıllardaki en büyük yapısal başarısı savunma sanayiinde gerçekleştirdiği dönüşümdür.

Milli ve kalkınmacı bir ekonomi perpektifi devletin stratejik sektörlerde aktif rol üstlenmesini savunur.

Türkiye savunma sanayiinde, yüksek yerli üretim oranı, ihracat başarısı, teknolojik öğrenme yeteneği, ekosistem derinliği ile güçlü bir atılım gerçekleştirmiştir.

Bu başarı modelinin havacılık, uzay, yapay zekâ, enerji teknolojileri ve ileri imalat sektörlerine de yayılması 2050 vizyonu için kritik önemdedir.

ALTYAPI YATIRIMLARI VE UZUN VADELİ KAPASİTE Cumhuriyet tarihinin en büyük altyapı yatırımları son 15 yılda gerçekleştirildi.

Türkiye’nin ulaştırma, enerji, iletişim ve şehirleşme altyapısı büyük ölçüde güçlüdür ve yatırımlar devam etmektedir.

Altyapı ekonomik büyümenin temel üretkenlik kaynağıdır.

Türkiye’nin otoyolları, limanları, havalimanları, şehirleşme kapasitesi ve sanayi bölgeleri önümüzdeki yıllarda yüksek büyümenin alt yapısını desteklemektedir.

ZAYIF YÖNLER VE KIRILGANLIKLAR Türkiye ekonomisinin güçlü yanlarına rağmen önemli zaafları bulunmaktadır: Dolarizasyon ve finansal egemenlik sorunu, yüksek ara malı ithalatına bağımlı üretim yapısı, gelir dağılımında bozulma, neoliberal politikalarda ısrar, finansal sistemin üretim odaklı olmaması.

Bu zaaflar doğru politika tasarımıyla yönetilebilir.

Ancak neoliberal çerçevede faiz–kur–enflasyon üçgenine sıkışmış politika yaklaşımı Türkiye’nin potansiyelini sınırlamaktadır.

YENİ EKONOMİ DOKTRİNİ TARİHSEL ZORUNLULUKTUR Sonuç olarak, Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığını güçlendirmek ve dış baskılara karşı direnç geliştirmek için mevcut neoliberal yaklaşımın ötesine geçerek yeni ve milli bir ekonomi doktrini geliştirmesi zorunludur.

Ekonomik güvenlik ile milli güvenlik birbirinden ayrı düşünülemez.

Savunma sanayi, enerji, finansal sistem, kritik teknolojiler, barınma güvenliği ve gıda güvenliği gibi alanların stratejik devlet politikası haline gelmesi gerekir.

Türkiye’nin tek eksenli ticari bağımlılıklardan kurtulup (AB pazarı) ticaret ve finans ilişkilerini çeşitlendirmesi, ekonomik araçları jeopolitik güç unsuru olarak kullanabilmesi ve üretim-temelli sürdürülebilir bir büyüme modeli oluşturması gerekiyor.

Türkiye’nin planlamaya dayalı, üretim odaklı, ekonomik egemenliği önceleyen bütüncül bir ekonomik mimariye geçmesi tarihsel bir zorunluluk haline gelmiştir. 2026’nın tarihsel dönüşümün başladığı yıl olması dileğiyle değerli okurların yeni yılını kutlarım.

İlgili Sitenin Haberleri