Haber Detayı

Tahşiyeci Muhammed Doğan’dan ithamlara yanıt: Haşa Mehdi değilim
Gündem aydinlik.com.tr
01/02/2026 18:11 (4 saat önce)

Tahşiyeci Muhammed Doğan’dan ithamlara yanıt: Haşa Mehdi değilim

Said Nursi’nin talebesi Hulusi Yahyagil’in talebesi olan Muhammed Doğan, kendisine yönelik ithamlara yanıt verdi.

Nurculuğun Tahçiye olarak bilinen kolunun kurucusu olan Doğan, Nurmend sitesindeki açıklamasında, “Ben bu ithamı defalarca reddetmeme rağmen birileri hâlâ ısrarla tekrar ediyor.” diyerek Mehdilik davası iddialarını bir kez daha reddetti.

Muhammed Doğan şu ifadeleri kullandı: “Evvelen; ben Seyyid değilim.

Köyüm, memleketim bellidir.

Elazığ’ın bir ilçesine bağlı Cobur denen bir köyden Varto’nun Kers köyüne gelen, Kürd lisanını konuşan bir aileye mensubum.

Aslımız nedir tam olarak bilmiyorum. “Sâniyen; baba ve anamın isimleri Mehdi’nin (as) ebeveyninin isimlerine muvafık düşmüyor.

Rivayetlere göre Mehdi’nin (ra) babasının ismi ‘Abdullah’ olacak benim babamın adı Resul’dür.

Yine bir rivayete göre Mehdi’nin annesinin adı ‘Âmine’dir.

Benim annemin adı ise ‘Gülo’dur. “Sâlisen; Rivayetlerde var ki, Mehdi (ra) 33 ile 40 yaşlarında vazife başına geçer.

Ben ise 81 yaşıma kavuştum.

Hastayım ve dahi gözüm görmüyor. “Elhasıl, ömr-ü hayatım boyunca hiçbir zaman Mehdilik davasında bulunmadığım gibi rivayetlerdeki vasıflara bir münasebetim yoktur. “Bunlardan dolayı bu intisabı ve iftirayı edenlere hakkımı helal etmiyorum.

Benim bir tek hünerim var.

O da Ellah rızası için Hacı Hulusi Bey ile beraber Risale-i Nur’u Kur’an tefsiri olarak okuyup, bütün ‘câ’yı ‘cû’lardan berî olmaktır. ‘Nurcu’ değilim, Risale-i Nur’u da sadece Kur’an tefsiri olarak okuyorum.

Ben bu dersi Hacı Hulusi Bey’den aldım.

O zât kendi şahsiyetini değil bize Kur’an’ı ve Hadimliğini gösterdi.

Biz de O’nun gösterdiği vazifeyi îfa ediyoruz.

Tek vasfımız ‘Hadimu’l-Kur’an’ olmaktır. ‘ÜÇÜNCÜ VE EN EHEMMİYETLİ MESELE’ Bir derste Hacı Hulusi Bey, bütün cemaatin huzurunda ‘Bu Molla, cemaatiyle beraber Hz.

İsa’yı (as) karşılayacaktır’ ifadesini kullandı.

Bütün arkadaşlarımız şahiddir ki; ilk günden şimdiye kadar ‘Bu cümleyi rivayet ediyorum ama asıl manasını bilmiyorum ve tabir etmiyorum.

Bu cümlenin manası ahir ömrüme kadar zuhur etmezse o zaman tevilini kendim söyleyeceğim’ demiştim.

Şimdi zamanı gelmiştir.

Manası şudur: ‘Benden sonra Molla Muhammed uzun yıllar yaşayacak.

Ve Hz.

İsa’nın (as) mahiyyeti ve dünyaya nüzulü ile ilgili Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasında birçok bâtıl itikad ile karşılaşacak, o itikadları red ve tashih edip, bu meselenin hakikatini ve mahiyyetini ortaya koyacaktır.’ “Bu bâtıl itikadların asılları ve temelleri şunlardır: -Hâşâ İsa Ellah’tır, Ellah’ın oğludur ve Sâlis-ü selase yani Baba, Oğul, Kutsal ruh üçlemesinin üçüncüsüdür.

Nitekim 2025 yılının Kasım ayında İznik’te Papa ve Patrik tarafından bu üç inanç tekrar canlandırılmıştır.“Bir kısım Nurcular arasında da Hz.

İsa’nın mahiyeti ve nüzulü hakkında; Kur’an’a, Sünnet’e, Risale-i Nur’a ve Üstad Bediüzzaman’ın açık beyanlarına muhalif itikadlar vardır.

Şöyle ki; “Bazıları, Hz.

İsa (as) “Gelip gitmiş”,Bazıları, “Gelmeyecek”,Bazıları, “İsa benim”,Bazıları, “Hz.

İsa (as) benim ruhuma girdi”,Bazıları da, “Üstad Bediüzzaman, Şam Emevî Camii’nde hutbe verdiğinde Hz.

İsa (as) ile görüştü.

O iş bitti” diyorlar. “Hatta bazıları kendi çevrelerine, ölen Papa 2.

Jean Paul’un Hz.

İsa olduğunu bile “söylüyordu.

Buna benzer hurafeler çok geldi, geçti.

Ancak hâlâ bu fikirlerin bakıyyeleri duruyor.

Ben bunların hepsini, Hz.

İsa’nın (as) hakikatini, mahiyyetini ve nüzulünü ‘Nüzul-i İsa (as)’ adlı eserimizde teferruatıyla izah ve isbat ettim.

Ve yine alenen diyorum: “Hz.

İsa (as) ‘Ellah’ değil.

Hz.

İsa ‘Ellah’ın Oğlu’ değil, Hz.

İsa (as) ‘Üçün Üçüncüsü’ de değildir.

Hz.

İsa (as), ‘Resulullah’tır, sair peygamberân-ı izâm gibi Ellah’ın peygamberidir. “Hz.

İsa, Nurcuların batıl itikadlarında olduğu gibi ‘gelmiş, gitmiş, filan yerde nazil olmuş, birinin ruhuna girmiş’ de değildir.

Bu itikadların hepsi batıldır.

Ayet-i kerimeler ve Hadis-i Şeriflerde beyan edildiği gibi Hz.

İsa (as) ahir zamanda bizzat cesediyle Müslümanlar içinde nâzil olacak.

Şeriat-ı Muhammediyye tâbi olacak, haçı kıracak ve domuzu kesecektir.

Bu itikadda en ufak bir şübhe yoktur. “Bununla beraber nüzulü hakkında ‘filan tarihte, filan yerde nazil olacak’ diye kesin bir tarih vermek hatadır. Âyet ve hadisler ne kadar bildirmişse, o kadarını bilebiliriz.

Evet, O zâtın gelme zamanıyla ilgili bazı işaretler ve rumûzat-ı Kur’aniyye var.

Bu işaretlerin hepsi belli şartlara bağlıdır.

O şartların birçoğunu ancak Ellah u Teâlâ bilebilir.

Binaenaleyh nüzul hakkındaki bu işaretlerin hiçbirisi itikadi mecburiyyeti gerektirmiyor.

Belki yarın, belki 10, belki 100, belki de 1000 sene sonra da gelebilir.

Bunu kimse kesin olarak bilemez. “Elhasıl: Hacı Bey’in ifadesindeki ‘Hz.

İsa’yı karşılayacak’ ifadesinden murad, ‘Bütün batıl itikadlara ve Nurcular arasındaki bâtıl fikirlere karşı, Hz.

İsa’nın (as) nüzul edeceğine dair gerçek sahih itikadı beyan ederek, O’nun hakikî mahiyyetini karşılamak, bu itikadı tekid etmek, izah etmek ve müdafaa etmek’ demektir.

Kim bunun dışında bir mana verirse hakkımı helal etmem. “Bu izahımla kırk sene evvel vermiş olduğum sözümü yerine getirmiş oldum.

Mesuliyyet benden gitti.

Artık bana hâlâ Mehdilik isnadı yapanlara ve sırf ‘Hz.

İsa’nın şahsını karşılayacak’ diyerek vazifemiz olan ‘Hâdimu’l- Kur’anlık’ vazifesini gizlemeye çalışanlara hakkımı helal etmem. ‘KİMSEYİ TEKFİR ETMEYELİM’ “Dâr-ı İslam’da tekfir caiz değildir.

Bir kişinin nesebesi Müslüman ise kendisi de zâhiren dahi olsa müslüman gözüküyorsa o kişiyi tekfir etmek yasaktır.

Kişi dinsizliğini, Yahudilik ve Hıristiyanlığını kendisi ilan ederse o başka mesele.

Birçok insanı biliyoruz ki, aslı başkadır ama zahiren Müslümandır.

Onları dahi tekfir edemeyiz.

En fazla diyebileceğimiz şey ‘filan adamın yaptığı filan iş, küfrü mûcibdir’ ifadesi olabilir.

Zira şer'i mahkeme kurulsa ve senin tekfir ettiğin şahıs bu mahkemeye çağrılsa, kendisine İslam tebliğ edilse, acaba reddeder mi, etmez mi?

Bunlar hep bu meselenin şartıdır.

Birçok şahıs zaten İslam'ı bilmiyor.

Sözünün küfrü gerektirdiğini anlamıyor.

Bilse böyle küfrü mûcib bir şey söylemez.

Onun için dâr-ı İslam’da ve ehl-i İslâm’ın içindeki kimseyi tekfir etmeyelim.

Haramdır, çok büyük fitnelere yol açar.

İlgili Sitenin Haberleri