Haber Detayı

AHMET HAŞİM’İN FRANKFURT’TAKİ “TEMİZ NAZİ” DOKTORU: PROF. DR. FRANZ VOLHARD
Selçuk ülger aydinlik.com.tr
01/02/2026 17:57 (2 saat önce)

AHMET HAŞİM’İN FRANKFURT’TAKİ “TEMİZ NAZİ” DOKTORU: PROF. DR. FRANZ VOLHARD

AHMET HAŞİM’İN FRANKFURT’TAKİ “TEMİZ NAZİ” DOKTORU: PROF. DR. FRANZ VOLHARD

Şairimiz Ahmet Haşim, 1932 Mart’ında, henüz 45 yaşındayken ağır hastalıkların pençesine düşer.

Bir ara kalbi durma noktasına gelir.

Hemen kan alınır, şairin yeniden nefes alması sağlanır.

Aynı yılın eylül ayında, bu kez sol tarafında ağır sancılar başlar.

İstanbul’daki doktor dostları İhsan Rifat ve Fazıl Şerafeddin’in bütün çabaları ne yazık ki şairin sağlığına kavuşmasına yetmeyecektir.

Haşim’in böbrekleri ağır hasarlıdır.

Doktorları âni bir kararla, derhal Almanya’ya gitmesini, Frankfurt Kliniğinde çalışan ve İhsan Rifat Bey’in de dostu olan dünyaca ünlü böbrek ve kalp uzmanı Prof.

Volhard’ın gözetiminden geçmesini tavsiye ederler.

Süreğen sancıların bitkin düşürdüğü şairin başka seçeneği kalmamıştır.

Bu uzak yolculuğun bunalan ruhuna iyi geleceğini, ünlü Alman doktorun da bozulan sağlığını düzelteceğini düşünerek gitmeyi kabul eder.

Soğuk ve rüzgarlı bir güz gecesi, ellerinde valizleriyle Sirkeci Garı’ndan kalkan Almanya trenine biner şair.

FRANKFURT SEYAHATNAMESİ İki gün, iki gece sürecektir bu tren yolculuğu...

Ahmet Haşim için her tür seyahat, yazarları ve şairleri besleyen ‘Harikuladelikler avı’ demektir.

Treni İstanbul’dan ağır ağır uzaklaşırken, loş bir kompartımanın koltuğunda kalemini, defterini çoktan eline almıştır.

Bu yolculukta yüreğinden dökülenleri, ‘bir hastanın yol notları’ diye betimler Haşim.

Frankfurt’un kurşuni göğü altında sınırları daha da genişleyecektir ‘bir hastanın yol notları’nın.

Ve 1932’nin güzünden, 1933’ün Şubat ayına kadar Milliyet gazetesinde dizi olarak yayınlanlanacaktır.

Yirmi başlık altında topladığı eşsiz lezzetteki kısacık yazıları, şairin ölümünden kısa süre sonra, “Frankfurt Seyahatnamesi” adıyla, ‘otuz beş sayfalık bir başyapıt’ olarak geçecektir edebiyat tarihimize.

HİTLER’LE SİLİNEN AYAK İZLERİ Ahmet Haşim’in Frankfurt’tan ayrılışından kısa süre sonra Hitler iktidarı başlamıştır.

Şairin, klinik yatağında başını yastıktan kaldırdığında ‘alnının bulutlara çarpacağını’ sandığı ‘külrengi sabahların’ ve ‘yağmurlu havasının öldürücü sıkıntısı’ dışında, o günlerin Frankfurt’undan bugünlere hiçbir güzel iz kalmamıştır.

Mart 1933’ten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Haşim’in ıslak çimenlerinde yürüdüğü Main kıyısındaki rıhtım tabelasında “Hermann Göring Rıhtımı”, oturup derin düşüncelere daldığı Cafe Rumpelmayer’in önündeki caddenin tabelasında ise “Adolf Hitler Bulvarı” yazmaktadır artık.

Bir on yıl sonra, 1943’te, İngiliz ve Amerikan savaş uçaklarının tepesine on binlerce ton bomba yağdırdığı Frankfurt şehri tamamen harabeye dönmüş, Main üstündeki köprüler yıkılmış, Haşim’in ‘pergelin ve zevkin müşterek eseri’ diye övdüğü caddelerdeki ayak izleri moloz yığınları altında yok olmuştur.

HASTA HAŞİM’İN MEÇHUL KAHRAMANLARI Frankfurt Seyahatnamesi’ni her okuyuşumda hemen yapmak istediğim, fakat umutsuzca ertelediğim bir  düşüncem vardır yıllardır: Haşim’in Frankfurt’ta minik anılar yaşadığı, adlarını ölümsüzleştirdiği meçhul kahramanların tek tek izlerini sürmek!

Hep merak ederim, Haşim’in kayıt belgeleri, doktor raporları, tahlil sonuçları, eprimiş bir dosya içinde kliniğin  arşivinde duruyor mudur acaba?

Şairin ağzından öylesine çıkan, “Seni İstanbul’a götürelim!” şakasını ciddiye alıp bir mektupla Münih’teki ailesinden İstanbul’a gitme izni koparan, o genç neşeli Alman hemşire kimdi, adı neydi örneğin?

Şairin Frankfurt’ta olduğunu duyup, onu klinikten aracıyla alıp öğle yemeği için kasabasına götüren, Taunus dağlarını gezdiren ve şairin ‘Sonbahar’ başlıklı enfes yazısına yol veren ‘şık bir moda mağazası sahibi (soyadı yok) meçhul şiirsever Niyazı Bey’ kimdi, nereliydi?

Hangi rüzgar atmıştı onu 1920’lerde bir Alman kasabasına?

Klinikte, böbrek hastalarına tuz yerine verilen ‘citrovin’ ürününü Türk şairin doktorlara sıkça övdüğünden haberdar olup makam aracıyla Haşim’i ilaç fabrikasına (Chemiewerk) getirten, ona fabrikasını bizzat gezdiren, onuruna akşam yemeği veren fabrikatör Herr Abelmann neyin nesiydi?

KUMRAL SAKALLI PROFESÖR Bu merakım olanca canlılığıyla hâlâ içimdedir.

Asıl merak ettiğim baş kahraman ise, kendine has sağaltım yöntemleriyle, böbrek ve kalp üstüne yazdığı dört cilt kitabıyla dünyaya ün salmış Prof.

Volhard idi.

Hepisinin izi sürülmeliydi.

Fakat, 1930’ların izini sürmek kolay iş değil Almanya’da.

Devlet dairelerinden, köklü kurumlardan alınacak özel bilgiler, belgeler gerekli.

Bunları elde etmek, ‘kişisel bilgileri koruma kanunu’nun keskin kılıcı altında kılı kırk yaran Alman bürokrasisinde olanaksız!

Üniversite Kliniğine yolum her düştüğünde, Haşim’in, bir müzeye, hatta sanat akademisine benzettiği eski yapının bekleme salonunda Prof.

Volhard’ı betimlediği bölümler gelir aklıma hep: “Altmış yaşına rağmen henüz yemyeşil bir çınar tazeliğiyle duran ve hastanenin merdivenlerini bir kedi süratiyle çıkan güzel kumral sakallı, neşeli ve şakacı profesör Volhard, bu güzel binanın bütün hayatı idi” BİR YAZIYI OKUDUKTAN SONRA Evet, Haşim’in yazılarında ön adını hiç anmadığı ünlü Prof.

Volhard kimdi acaba?

Geçtiğimiz günlerde, Frankfurt’ta sanat ve edebiyat yayınları yapan Yeni Kültür sitesinde, Haşim’e ilişkin bir yazıyı okurken donakaldım.

Osman Çutsay imzalı yazının, “Prof.

Dr.

Franz Volhard ve Bugün” başlığı altında, dünyaca ünlü tıp adamının adının ve büstünün Üniversite Kliniğinin  amfisinden geçen yılın mart ayında, sessiz sedasız kaldırıldığı belirtiliyordu.

Gerekçe: “Nazi Almanyasındaki işbirlikçi tutumunun tescillenişi!” Yıllardır kafamda gezdirdiğim, ‘kumral sakallı, sevgi dolu, şakacı’ profesör imgesi yerle bir oldu.

Bu haberi okuduktan sonra, işe güce biraz ara verip en azından Prof.

Volhard’ın peşine düşeyim bari, dedim kendime.

Sağlamlığı kuşku götürmeyen onlarca sayfa habere ve biyografik bilgilere ulaşmak zor olmadı.

ÖZETİ GÜÇ BİR ÖZGEÇMİŞ Prof.

Franz Volhard’ınki de özetlenmesi güç yaşamöyküleri cinsindenmiş meğerse.

Salt Franz Volhard’ın değil, başta babası Jacob Volhard olmak üzere, bu soyadı taşıyan diğer aile üyelerinin adlarının altında kimya ve tıp alanındaki akademik başarıları uzun uzun anlatılıyor.

Prof.

Franz Volhard’ın babası Jacob Volhard da tanınmış, başarılı bir kimya profesörüymüş.

Dedesi de tanınmış bir hukukçu.

Anne tarafı, saray ressamlarıyla, bestecilerle, güzel sanatlarda ün yapmışlarla dolu...

Prof.

Franz Volhard’ın soyunun üst tarafı, Almanya’da ve dünyada ‘kimya’ denildiğinde akla ilk gelen bilim adamı ‘Justus von Liebig’e uzanıyor.

Von Liebig,  baba Jacob Volhard’ın dayısı.

Aynı zamanda, babanın asistanlık yaptığı Giessen Üniversitesi’de kimya hocası bu ünlü kimyager dayı. (Giessen Üniversitesi’nin şimdiki adı: Justus Liebig Üniversitesi)  Peki, bu soylu ailenin günümüze, yani 21. yüzyıla uzanan tarafı nasıl?

Yine, ailenin her oğlunun her kızının, her torununun adının önündeki unvanlardan kimya, fizik, biyoloji, hukuk ve tıp bilimi dökülüyor.

Torunlarından birisi (Christine Nüsslein- Volhard) 1995 yılında, diğer torunlardan birisinin oğlu (Benjamin List) 2021’de Nobel Ödülü alıyorlar.

Şöyle özetleyip kurtulalım: Volhard ailesi, hatta Volhard sülalesi eşittir tıp, kimya, fizik, biyoloji ve hukuk... “AÇLIK VE SUSULUK DİYETİ”NİN BABASI Prof.

Volhard, tüm dünyada ‘Nefrolojinin Nestor’u (Bilgesi) olarak anılıyor.

Onu bu kerteye getiren akademik yol hikayesi baş döndürücü.

Çalıştığı üniversitelerin, iç hastalıklarına, böbrek ve kalp yetmezliğine uyguladığı özgün yöntemlerin, kendi geliştirdiği sağaltımların, yaptığı ilk deneylerin, dolaştığı kentlerin, diplomalarının, kariyer basamaklarının, katıldığı kongrelerin, girdiği derslerin, yazdığı kitapların, makalelerinin... listesi bir kitap oylumunda.

Birinci Dünya Savaşı’nda uyguladığı ‘Açlık ve Susuzluk Diyeti’ ile kurtardığı yüzlerce nefrit (böbrek) hastası asker, yine İkinci Dünya Savaşı’nda aynı yöntemle yaşama döndürdüğü sayısız böbrek hastası Nestor/ kahraman olarak görüyor onu.

Karşı tarafta savaşan askerler de onun yöntemlerini uygulayan doktorlarca kurtarılıyor.

Prof.

Volhard’ın bir başka başarısı da aile konusunda.

Altısı erkek, dördü kız, tam on çocuk babası.

Yirmi dokuz torunu oluyor.

Dört oğlu, İkinci Dünya Savaşı’nda askere alınıyor.

En büyük oğlu savaşta ölüyor.

NAZİZMİN APARATI OLMAK Hitler iktidara geldiğinde, Frankfurt Kliniğinin Dekanı olan Prof.

Volhard, Nazi partisine üye oluyor.

Başarılı bazı Yahudi bilim insanlarının klinikten uzaklaştılımasına da çoğunlukla sessiz kalıyor.

Savaş bittikten sonra, Kasım 1947’de yapılan Nürnberg Doktorlar Yargılaması esnasında, suçlanan bazı Nazi işbirlikçisi doktorlar hakkında, Prof.

Volhard’ın ‘bilirkişi’ olarak raporlarına ve tanıklığına başvuruluyor.

Hazırladığı bilirkişi raporlarıyla ‘insanlık suçu işlemiş azılı doktorlardan’ bazılarını sanık sandalyesinden kurtarıyor Volhard.

Bazıları da onun tanıklığıyla hafif cezalar alıyor.

Kurtardığı doktorlardan ‘en bilinen’ ikisinden ilki, Frankfurt yakınlarındaki bir tüborküloz kliniğinde, özellikle engelli ve Yahudi çocuk hastları üzerinde ruhsatsız ilaçlar deneyen, onları sistematik şekilde ölüme terk eden, görev yaptığı farklı hastanelerde yüze yakın çocuğun ölümünden sorumlu tutulan Dr.

Werner Catel.

Diğeri ise, Avusturya kökenli internist Dr.

Wilhelm Beiglböck.

Dachau ölüm kampında, esirlere ‘deniz suyu içirme deneylerine’ katılan, kamptaki, çoğunlukluğu Çingene olan tutsakların ölümlerine ya da kalıcı sağlık sorunlarına yol açan Nazi  bir doktor W.

Beiglböck.

Doktorlar Yargılaması’na Prof.Volhard’ın sunduğu raporda, (Dachau kampında ‘deniz suyunu içilebilir kılmaya yönelik’ insan deneyleri ile nefrit hastası askerlere kendisinin uyguladığı ‘susuzluk ve açlık diyetleri’ arasındaki büyük farkı görmezden gelerek) sanık doktorları kurtarmak için, ‘bu tür deneylerin insanlığa karşı işlenmiş bir suç teşkil ettiğinden söz edilemeyeceği’ görüşünü savunuyor.

TIP TARİHÇİLERİNİN BASKISI VE BAŞARISI Birkaç yıl öncesine kadar Prof.

Volhard ile ilgili hiçbir olumsuz ses çıkmamış yetkili tıp kurumlarından.

Herkes sessiz kalmayı ve gerçekleri duymama yolunu seçmiş.

Hatta, 2023 yılına kadar kalp ve nefroloji dalının ‘piri’ olarak anılmaya ve adına tıp ödülleri, onur madalyaları verilmeye devam etmiş.

Oysa, yıllardan beri, hem onun adına ödüller vermeye devam eden Alman Nefroloji Derneği’ne hem de Frankfurt Üniversite Kliniği yönetimine, Prof.

Volhard’ın Nazi dönemindeki işbirlikçi tutumunu, Doktorlar Yargılaması’na sunduğu etik olmayan, gerçekleri karartan raporları, sağlam kanıtlarıyla sunmuş tıp tarihçileri.

Onların çabalarıyla, 2023 yılında, durumu görmezden gelenlerin harekete geçmesi sağlanmış.

Tarihçilerin kanıtları, 2024’te gazetelerde haber olunca artık olayın gizlenecek bir yanı kalmamış.

Bazı gazeteler, “Nasyonal Sosyalistlerin işlediği suçlara adı karışan Prof.

Dr.

Franz Volhard’ın tıp çevrelerince hâlâ onurlandırıyor olmasının, büstünün ve adının hâlâ Frankfurt Üniversite Kliniğinin bir amfisinin kapısında bulunmasının büyük bir skandal ” olduğunu ısrarla yazınca, Eyaleti Bilim ve Sanat Bakanlığı da harekete geçmiş. “Nasyonal Sosyalizmle kurduğu açık bağ nedeniyle, Prof.

Volhard’ın artık üniversite öğrencilerine, ‘örnek bilim adamı’ diye sunmanın olanaksız olduğu” klinik yöneticilerine iletilmiş.

Ve 1932 yılında Ahmet Haşim’in sağaltımını üstlenen Prof.

Volhard’ın ‘adı ve büstü’ 2025 Mart’ında kliniğin amfi kapısındaki tabeladan kaldırılmış.

ADI ÖDÜLLERDEN DE KALDIRILIYOR Merkezi Berlin’de bulunan Alman Nefroloji Derneği de, 25 Eylül 2023 tarihli yazılı açıklamasında, on yıllardır başarılı bilim insanlarına verilen  “Franz Volhard Madalyası”nın ve “Franz Volhard Tıp Ödülü”nün adını bundan böyle “Alman Nefroloji Derneği Onur Ödüllü” ve “ Alman Nefroloji Derneği Onur Madalyası” olarak değiştime kararı aldıklarını belirtiyor.

Ayrıca, bu kararın dayanağının, tıp tarihçisi Prof.

Dr.

Volker Roelcke’nin güvenilir araştırma sonuçları olduğu vurgulanıyor.

Dayanak oluşturan araştırmaların, 1940’lı yıllarda lisansı olmayan tüberkuloz ilaçlarının özellikle engelli çocuklar üstünde denendiği, bu denemenin ölümlerle sonuçlandığı, bu konuda rapor veren Prof.

Volhard’ın ise bilinçli olarak  ‘konuyu karartan raporlarla Dr.

Catel’i yargılanmaktan kurtardığı’, ilerki yıllarda mesleğine devam eden ve ilaç denemelerini gizlice sürdüren Dr.

Catel’in daha fazla çocuk ölümlerine neden olduğunu gösteriliyor.

YILLARCA KORUNAN “TEMİZ NAZİLER” Frankfurt Seyahatnamesi’ni okuyan edebiyatseverlerin adını saygıyla andığı, merak ettiği Prof.

Volhard’ın adının yaklaşık bir asır sonra “Nazi işbirlikçisi” olarak anılması acınası bir durum.

Alman yakın tarihi ne yazık ki, bu ve benzer binlerce, belki de on binlerce gizlenmiş, korunmuş, pürüpak edilmiş “Temiz Nazi” örnekleriyle dolu.

Oysa, şairimiz Ahmet Haşim gibi, henüz 46’sında yaşamdan ayrılan büyük Alman şairi Friedrich Schiller, 1802’de yazdığı Turandot (Turankızı) oyununun bir yerinde şöyle diyordu:  “ Yüce bir ruh, zor zamanlarda kanıtlar erdemini” Keşke Nazilere payanda olan koca koca Alman bilim insanları, başlarını arada deney tüplerinden kaldırıp Schiller’in söylediklerine birazcık kulak kesilselerdi... *Meraklıları için not: Prof.

Franz Volhard, (d. 1872, Münih) İsviçre’de yapılacak bir iç hastalıkları konferansına aracıyla giderken 4 Mayıs 1950’de kaza yapıyor.

Sekreteri olay yerinde, kendisi de yirmi gün sonra (24 Mayıs 1950) hastanede ölüyor.

İlgili Sitenin Haberleri