Haber Detayı
Sanat piyasasının nabzı Doğu’da atıyor
Mart geldiğinde Hong Kong bütünüyle sanata bürünüyor. Son yıllarda “Art March” olarak anılan bu dönem, yalnızca bir fuar haftasından ibaret değil; müzelerden galerilere, kamusal sanat projelerinden koleksiyoner buluşmalarına kadar uzanan geniş bir kültürel yoğunluk oluşturuyor. Bu hareketliliğin merkezinde ise Art Basel Hong Kong yer alıyor.
Bugün Hong Kong’un küresel sanat haritasındaki bu konumu oldukça doğal görünüyor.
Oysa sanat piyasasının ağırlık merkezinin batıdan Asya’ya doğru kayması görece yeni bir olgu.
Yaklaşık yirmi, yirmi beş yıl öncesine kadar uluslararası sanat piyasasının belirleyici merkezleri birkaç şehirle sınırlı kalıyor: New York, London ve Paris.
Müzayede evleri, büyük galeriler ve koleksiyoner ağları bu üçgen içinde şekilleniyor.2000’li yılların başından itibaren bu denge yavaş yavaş değişmeye başladı.
Çin ekonomisinin hızla büyümesi, yeni bir koleksiyoner kuşağının ortaya çıkması ve Asya genelinde müze yatırımlarının artmasıyla birlikte sanat piyasası da yön değiştirdi.
Çinli iş insanları ve girişimciler koleksiyonlar kurmaya başladı; Batı’da üretilen çağdaş sanat Asya’da yeni bir alıcı kitlesi buldu.
Nitekim 2007–2008 yıllarında Çin kısa süreliğine dünyanın en büyük sanat piyasası hâline geldi.Dönüşümün merkezlerinden biri Hong Kong Bu dönüşümün merkezlerinden biri de Hong Kong oldu.
Şehrin sanat piyasasında bu kadar hızlı öne çıkmasının arkasında birkaç temel dinamik var.
Hong Kong’da sanat eserlerine uygulanan KDV ya da ithalat vergisi yok; bu durum uluslararası galeriler için önemli bir avantaj sağlıyor.
Aynı zamanda şehir Asya’nın önde gelen finans merkezlerinden biri ve Çinli koleksiyonerler için Batı sanat piyasasına açılan bir geçit işlevi görüyor.
Hukuki altyapısının uluslararası ticarete uygunluğu da sanat piyasası için istikrarlı bir zemin sunuyor.
Bu koşullar birçok büyük galerinin Hong Kong’da mekân açmasına zemin hazırlıyor ve şehir kısa sürede Asya’daki sanat dolaşımının kilit noktalarından biri hâline geliyor.Hong Kong’un bu yükselişinde önemli bir dönüm noktası ise 2008 yılında kurulan ART HK fuarı.
Uluslararası galerilerin hızla ilgi göstermesiyle büyüyen bu fuar, 2011 yılında Art Basel tarafından satın alındı ve 2013’te Art Basel Hong Kong adıyla yeniden yapılandırıldı.
Bu gelişme, Batı merkezli sanat piyasasının Asya’daki kurumsal varlığını güçlendiren önemli eşiklerden biri.
Bugün Art Basel’in üç ana ayağı bulunuyor: İsviçre’deki Art Basel, Amerika’daki Art Basel Miami Beach ve Hong Kong’daki Art Basel.Hong Kong hâlâ Asya sanat piyasasının en güçlü merkezlerinden biri olarak öne çıkıyor; ancak son yıllarda bölgedeki diğer şehirler de hızla görünürlük kazanıyor.
Şanghay’da düzenlenen West Bund Art & Design ve ART021 Shanghai Contemporary Art Fair, Seul’de 2022’de başlatılan Frieze Seoul ve onunla birlikte gerçekleşen KIAF Seoul, Singapur’daki Art SG gibi fuarlar Asya’daki sanat ekosisteminin giderek daha geniş bir coğrafyaya yayıldığını gösteriyor.Bugün sanat dünyası artık tek bir merkezin etrafında dönmüyor.
Bir zamanlar New York, Londra ve Paris’in belirlediği sanat takvimi, artık Hong Kong, Seul ve Şanghay gibi şehirlerin de dahil olduğu çok merkezli bir yapıya evriliyor.
Mart ayında Hong Kong’da yaşanan “Art March” yoğunluğu ise bu dönüşümün en görünür anlarından birini oluşturuyor: sanat piyasasının coğrafyası değişiyor ve küresel sanat dolaşımının yeni eksenleri burada daha belirgin hâle geliyor.