Haber Detayı
Güzellikte ruj etkisi dönemi
L’Oréal Türkiye, 40. yıl itibarıyla Türkiye ekonomisinde yaratılan toplam etkilerinin 40 milyar TL’ye ulaştığını açıkladı. L’Oréal Türkiye Ülke Genel Müdürü Vanya Panayotova, ruj etkisinin gücünden faydalandıklarını kaydederek, her yıl pazar büyüme oranının en az bir buçuk ila iki katı büyümeyi hedeflediklerini söyledi.
Sevilay ÇOBANsevilay.coban@dunya.comKüresel güzellik pazarı 2024 itibarıyla 290 milyar euro büyüklüğe (10.3 trilyon TL) ve 4,2 milyar potansiyel tüketiciye ulaştı.
Türkiye güzellik pazarının büyüklüğü ise 2025 itibarıyla 217 milyar TL.
Ekonomik krizle karşı karşıya kalındığında tüketicilerin daha az maliyetli lüks mallar satın almaya daha istekli olacağı hipotezi olan ‘ruj etkisi’, sektörün son yıllardaki büyüme dinamiğinde önemli bir yer tutuyor.
Yüksek enflasyonun yaşandığı Balkan ülkelerinde de insanların büyük alımlar yerine küçük lükslere yönelerek bu etkiyi gösterdiğini belirten L’Oréal Türkiye Ülke Genel Müdürü Vanya Panayotova, 2025’te Türkiye pazarının %41 büyümesinin ve adet bazında %5 artış göstermesi beklendiğini anlattı.
Bu performansın %1 büyüyen dünya pazarının oldukça üzerinde olduğuna dikkat çeken Panayotova, dijitalleşmenin tüketici davranışlarını dönüştürürken, Türkiye pazarının da artan ekonomik ve kültürel gücüyle EMEA bölgesi için stratejik bir çekim merkezi haline geldiğini dile getirdi. “2025’te Türkiye’deki satışların %35’i e-ticaret kanalından gerçekleştirdik“ diyen Panayotova, “Bu oran, %28,2 olan global ortalamanın üzerinde.
L’Oréal olarak her yıl pazar büyüme oranının en az bir buçuk ila iki katı büyümeyi hedefliyoruz. 40.
Yılımız itibarıyla Türkiye ekonomisinde yaratılan toplam etkimiz 40 milyar TL’ye ulaştı” dedi.“Araba satın alamadıkça ruj alıyorlar” Kendilerini ‘tek işi güzellik olan bir teknoloji şirketi’ olarak konumlandırdıklarını aktaran Panayotova, araştırmaların Türkiye'de giyim harcamaları yüksek olsa da güzellik ve makyaj ürünlerine yapılan harcamanın Yunanistan ve Bulgaristan gibi komşu ülkelere kıyasla daha düşük olduğunu gösterdiğini kaydetti.
Panayotova, “Türkiye'deki kadınlar güçlendikçe kendisini ödüllendirmek için güzellik ürünleri satın alıyor.
Buna ruj etkisi diyoruz.
Ne zaman kadın bir krize girse hayatında hemen öz bakıma odaklanıyor.
Dünyada pandemi çok ilginç bir dönemdi.
Evde kalan insanlar sağlığa odaklanınca öz bakıma da yönelmeye başladı.
Balkan ülkelerinde bu etkiyi çok fazla görüyoruz.
İnsanlar araba satın alamadıkça, ruj satın alıyorlar.
Yüksek enflasyonun yaşandığı dönemlerde, civar ülkelerde, Balkan ülkelerinde Türkiye'deki kadar yüksek bir enflasyon olmadı ama etkisi hep bu şekilde görüldü.
İnsanlar araba satın alacak güce sahip olmasa da küçük mutluluklara ihtiyaç duyuyor” diye konuştu.‘Esenlik’ten uzun ‘ömürlülük’e geçiş Güzellik ve kişisel bakım sektöründe ‘esenlik’ (well-being) ön plandayken, şimdi ‘uzun ömürlülük’ (longevity) kavramına öne çıkıyor.
L’Oréal de bu alana yönelirken, takviye ürünleri gibi yeni kategorileri değerlendiriyor.
Panayotova, tüketiciler artık ‘anti-aging’ (yaşlanma karşıtı) ürünleri istemediğini bunun yerine yaşlanmanın hayatın bir süreci olduğunu kabul ederek, ciltlerini destekleyen, koruyan ve güzellikle yaşlanmalarını sağlayan ürünlere yöneldiklerini söyledi.
Panayotova, bu segmentin şirketin büyümesinin %50'sini oluşturacağını öngördüklerini ekledi.‘Doğal’ etiketli ürünler de kimyasal süreçten geçiyorKozmetik sektöründeki sürdürülebilirlik trendi ve doğal/ katkısız ürünlerin yükselişi hakkında konuşan Vanya Panayotova , “L'Oréal, ürünleri sürdürülebilirlik ilkesiyle ve ‘yeşil kimya’ yöntemleriyle üretiyor.
Yeşil kimya, ekosisteme zarar vermeyen, minimum kimyasal süreçlerden geçerek en doğal ürünleri şişeleme felsefesine dayanır.
Bu yaklaşımın temelinde dikey tasarım, biyoçeşitlilik ve fermente ürün kullanımı bulunuyor. ’Doğal’ olarak etiketlenen birçok ürün dahi kimyasal süreçlerden geçiyor, ancak tüketici bunun farkında değil.
Biyoteknolojik, yeşil, sağlıklı ürünlerin ne anlama geldiğine dair dünya genelinde net bir regülasyon eksikliği bulunuyor.
Türkiye'de bu tür doğal/ sürdürülebilir ürünlerin pazar payı şu anda çok küçük, hatta yok denecek kadar az.
Avrupa genelinde ise bu ürünlerin L'Oréal portföyündeki payı yaklaşık %5 civarında” dedi.50 yaş üstü kadınlara odaklanan projeL'Oreal Türkiye Kurumsal İlişkiler ve Etkileşim Direktörü & Ülke Sürdürülebilirlik Lideri İrem Karaoda Tanrıkulu, OECD verilerine göre, Türkiye'de yaş bazında kapsayıcılıkta eksiklikler olduğunu gösterdiğini söyledi.
Özellikle 55-64 yaş arası kadınların istihdam oranı %36 ile dünya ortalamasının 30 puan altında kaldığına dikkat çeken Tanrıkulu, kadın istihdam oranının genel olarak erkeklere göre 32 puan geride kaldığını belirtti.
Tanrıkulu, şaşırtıcı bir şekilde, 50 yaş üstü kadınların, 35-40 yaş arası kadınlara kıyasla yapay zekâyı 5 puan daha fazla kullandıklarını ekleyerek, “Bu da onların öğrenmeye ve teknolojiye açıklığını gösteriyor.
Bu sonuçları baz alarak, 2023’te SistersLab iş birliğiyle başlattığımız L’Oreal Türkiye 50+ Tekno Kadın Guru Programı ile 3 bin kadına dokunduk” ifadelerini kullandı.