Haber Detayı
Anadolu’ya 16 Mega endüstri bölgesi: Deprem gerçeği ve Üretim Devrimi
Anadolu’ya 16 Mega endüstri bölgesi: Deprem gerçeği ve Üretim Devrimi
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın hazırladığı Ulusal Sanayi Alanları Master Planı kapsamında Anadolu’ya 16 mega endüstri bölgesi kurulacağı müjdesi kamuoyuyla paylaşıldı.
Bu haber, ülkemizin geleceği açısından son derece önemli bir dönüm noktasıdır.
Daha önceki yazılarımızda kalkınmanın toplumsal boyutunu ve organize sanayi bölgelerinin yapı taşı niteliğini ele almıştık.
Bugün ise meseleye stratejik bir perspektiften, deprem gerçeği ve nüfus planlaması çerçevesinden bakacağız.
İSTANBUL’UN YÜKÜ Marmara Bölgesi’nin bir deprem bölgesi olduğu bilimsel bir gerçektir.
Ülke nüfusumuzun önemli bir kısmının İstanbul ve çevresinde toplanması, olası bir deprem senaryosunda karşı karşıya kalacağımız riski katlamaktadır.
Bu tablo, plansız nüfus yoğunlaşmasının hayati tehdit oluşturduğunu açıkça göstermektedir.
İşte tam bu noktada Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın hazırladığı “master plan”, yalnızca bir sanayi hamlesi değil, aynı zamanda bir milli güvenlik stratejisi olarak değerlendirilmelidir.
Nüfusun bir kalkınma planı doğrultusunda Anadolu’ya kaydırılması, ülkemizin geleceği açısından devrimci bir hamledir.
İSTANBUL’UN GERÇEK POTANSİYELİ İstanbul’u sanayiden arındırıp beton yığınına çevirmek değil hedefimiz.
Aksine, İstanbul’un kadim kimliğine uygun bir dönüşümden bahsediyoruz.
Türkiye’nin en yüksek nitelikli işleri için İstanbul bir yönetim merkezi, finans merkezi olabilir.
Muhteşem tabiatı ile bir tarım alanı olabilir.
Binlerce yıllık tarihi mirası ile turizmin kalbi olabilir.
Potansiyelimiz çok yüksek.
Sanayimizi Anadolu’ya yayarken İstanbul’u işlevsizleştirmek değil, onu Türk devletinin egemenliğinde, başkent Ankara’nın iradesiyle şekillenen bir Türk devrim şehri kimliğine kavuşturmak hedeflenmelidir.
Tarih boyunca farklı medeniyetlerin buluşma ve çarpışma noktası olan İstanbul, her çağda insanlığın ortak geleceğine yön veren bir konumda olmuştur.
Bugün de İstanbul, Türk devrim şehri olarak barışın, egemenliğin ve insanlığın ortak geleceğinin sembolü olacaktır.
Ne emperyalizmin küresel şehri ne Batı hegemonyasının kadim şehir etiketi; İstanbul, Türk milletinin egemenliğinde, Ankara’dan yönetilen ve insanlığa öncülük eden bir devrim şehridir.
ANADOLU’NUN AYAĞA KALKIŞI Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de azalan nüfus dikkatle izlenmesi gereken bir konudur.
Anadolu’nun ayağa kaldırılması, kalkınma ve sanayi hamlesi ile üretim devrimi planlarımız sayesinde nüfusumuz sağlıklı bir ivme kazanacaktır.
Bu mega endüstri bölgeleri, yalnızca fabrikaların kurulduğu alanlar olmayacak; barınmadan eğitime, sağlıktan kültürel faaliyetlere kadar tüm sosyal donatılarıyla modern yaşam merkezleri olarak tasarlanmalıdır.
Köyden kente göçün dengesizliğini giderecek, tersine göçü teşvik edecek bir vizyonla hareket edilmelidir.
YAPICI OLMAK ZORUNDAYIZ Bu noktada çok önemli bir hususun altını çizmek istiyorum: Bakanlığın her yönüyle eksiksiz bir proje hazırladığını öne sürmüyoruz.
Elbette eksiklikler olacaktır, yaklaşım farklılıkları bulunacaktır.
Ancak bu eksiklikleri ya da farklılıkları ortaya koyarken çok dikkatli ve örnek bir tutum içinde olmalıyız.
Amacımız yıkıcı bir muhaliflik değil, aksine ülkemizin faydasına yapılan bu hamlenin daha ileri götürülmesi, başarılı olması için destek olmaktır.
Teknik konularda bilim insanlarımız, uzmanlarımız açıklanan sanayi alanları projesini geliştirmek için seferber olacaklardır.
Türk milletinin insan kaynağı, mucizeler çıkaran bir cevhere sahiptir.
KİM SEVİNMEZ?
İçinde insan sevgisi olan, doğaya ve yaşama saygısı olan, din, dil, ırk farkı gözetmeksizin tüm insanlar, Türkiye’nin deprem ve plansız nüfusun oluşturacağı hayati tehdidi ortadan kaldırmaya yönelik projelerinden mutlu olur.
Peki kim sevinmez?
Bu sorunun cevabı çok çok önemlidir.
Emperyalizm sevinmez.
Türkiye üzerinde planları olan düşman odaklar sevinmez.
Gözünü Türkiye’nin yıkımına dikenler sevinmez.
Türkiye’nin siyasi fay hatlarını derinleştiren emperyalizm, fiziki yıkımların enkazında zafer bayrağı açmak için sabırsızlanır.
Türk devleti bu gerçeğin farkındadır.
Milletimiz de farkında olmalıdır.
ÜRETİM DEVRİMİ VE MİLLİ BİRLİK Üretim Devrimi’nin Milli Hükümet Programı doğrultusunda yönetimin halk tabanını genişletmek zorundayız.
Bu projeler, yalnızca bugünü değil, gelecek nesilleri de kucaklayan bir anlayışla hayata geçirilmelidir.
Savaşlar ve çatışmalar emperyalizmin beslendiği durumlardır.
Gelişmekte olan ülkelerin hemen hepsi bir sınır çatışması, iç karışıklık tehdidi altındadır.
Son yıllarda bölücü ve gerici tehditler, ekonomik ve sosyolojik bozulmalardan beslenen renkli devrimler ile birleştirilerek ülkelerin kontrol altına alınması için bir yöntem olarak devreye alınmaktadır.
Kalkınmamızı birincil olarak kendi öz gücümüze dayanarak planlayacağız.
Kalkınma yavaşlar, ekonominin çarkları durursa yozlaşma güçlenir, emperyalizmin istediği çatışma ortamı beslenir.
Anadolu’ya yayılacak 16 mega endüstri bölgesi, işte bu büyük mücadelenin somut adımlarından biridir.
Üretken, dinamik, yenilik teknolojisinin öncüsü bir toplum olma yolunda atılmış dev bir adımdır.
Türkiye’yi tehdit eden üst akla karşı güçlü ordu, güçlü millet, bölgesel işbirliği ve stratejik ittifaklar en akılcı duruşu ifade etmektedir.
Sanayi hamlemiz de bu büyük stratejinin ayrılmaz bir parçasıdır.
YÖN VE EYLEM Projenin hayırlı olmasını diliyor, bilim insanlarımızı, uzmanlarımızı ve tüm milletimizi bu milli seferberliğe katkı sunmaya davet ediyorum. “Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet” diyen bir millet, üretimle hürriyetini perçinleyecektir.
Not: Bağlantılı yazılarımızı aşağıdaki başlıklar altında Aydınlık web sitesinden okuyabilirsiniz;