Haber Detayı

Konya DSYB Başkanı ‘anaç hayvan baskı altında!’ uyarısı yaptı: Sayıyı ithalat artırdı! ‘Tek çare tabana yayılan üretim modeli’
üreten türkiye aydinlik.com.tr
22/02/2026 00:00 (1 saat önce)

Konya DSYB Başkanı ‘anaç hayvan baskı altında!’ uyarısı yaptı: Sayıyı ithalat artırdı! ‘Tek çare tabana yayılan üretim modeli’

Konya DSYB Başkanı Edip Yıldız, besilik erkek hayvan ithalatının Türkiye’de toplam büyükbaş sayısını yukarı taşıdığını ancak bu hayvanların üretim döngüsüne katkı sunan damızlık materyal olmadığını ve kalıcı üretim kapasitesi artışı anlamına gelmediğini ifade etti

Konya Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Başkanı Edip Yıldız, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan hayvan sayısını değerlendirdi, “Hayvancılık açısından asıl belirleyici gösterge, toplam hayvan sayısı değil sağılan inek ve damızlık düve varlığıdır.” dedi.

Sahadaki damızlık varlığının baskı altında olduğunu belirten Yıldız, çözümün yapısal ve kararlı adımlarla mümkün olduğunu vurguladı.

Yıldız, çözüm önerilerini şöyle sıraladı: “Küçük işletmeleri korumak stratejik bir zorunluluktur.

Çiğ süt fiyatlarının belirlenme sistemi yeniden ele alınmalı.

Yem bitkisi üretim planlaması yapılmalı.

Üretici yüksek maliyetli kredi baskısından kurtarılmalı.

Sürdürülebilir bir damızlık politikası uygulanmalı.

İthalat kısa vadeli bir çözüm aracı olmaktan çıkarılmalı.

Çözüm yerli üretimde…” Edip Yıldız’la hayvancılıkta yaşanan sorunları ve kalıcı çözümleri konuştuk.

Edip Yıldız İTHAL GELENLER KESİMLİK HAYVANLAR TÜİK tarafından açıklanan 2025 yılı verilerine göre Türkiye’de sığır sayısı 17,5 milyon başa ulaştı ve yaklaşık yüzde 4,3’lük bir artış gerçekleşti.

Rakamları nasıl değerlendirmek gerekiyor?

Bu artışı değerlendirirken yalnızca toplam sayıdaki yükselişe bakmak yeterli değil, artışın niteliği ve sürdürülebilirliği esas belirleyici unsurdur.

Son iki yılda yapılan yoğun besilik erkek hayvan ithalatı, toplam büyükbaş sayısını istatistiksel olarak yukarı taşımıştır.

Ancak bu hayvanlar, üretim döngüsüne uzun vadeli katkı sunan damızlık materyal değil kısa sürede kesime gidecek besilik hayvanlardır.

Dolayısıyla bu artış, kalıcı üretim kapasitesi artışı anlamına gelmemektedir.

Hayvancılık açısından asıl belirleyici gösterge, toplam hayvan sayısı değil sağılan inek ve damızlık düve varlığıdır.

Sahadan gelen bilgiler, süt/yem paritesinin istenen seviyeye ulaşmaması nedeniyle üreticilerin anaç hayvanlarını kesime göndermek zorunda kaldığını göstermektedir.

Eğer anaç hayvan sayısı azalıyor ise toplam sayının ithal besiliklerle artması gelecekteki yerli buzağı üretiminin zayıfladığı anlamına gelir.

VERİMLİ HAYVAN ARTIŞI SÜT ÜRETİMİNİ DE ARTIRIR Öte yandan büyük işletmelerdeki kapasite artışı, küçük aile işletmelerinin sistemden çekilmesini gölgeleyebilmektedir.

İstatistikler, toplam sayıyı korusa da köylerde ahırların boşalması hem sosyolojik hem de yerli üretim açısından önemli bir kayıptır.

Büyükbaş hayvan sayısındaki artışa rağmen süt üretiminde görülen dalgalanmalar da dikkat çekicidir.

Eğer hayvan varlığı, verimli ve sağlıklı bir şekilde artmış olsaydı, çiğ süt üretiminde de paralel bir büyüme beklenirdi.

Bu durum, sahadaki damızlık varlığının baskı altında olduğuna işaret etmektedir.

KAYIPLAR SİSTEME GECİKMELİ YANSIYOR Ayrıca son dönemde yaşanan şap hastalığı salgını hem işletme ekonomisini hem de istatistikleri etkilemiştir.

Bu süreçte buzağı kayıpları yaşanmış, hayvan pazarlarının kapatılması ve sevk kısıtlamaları nedeniyle işletmelerde geçici bir stok birikmesi oluşmuştur.

Satılamayan hayvanların işletmede kalması, anlık sayımlarda hayvan sayısının artmış gibi görünmesine neden olabilmektedir.

Kayıt sistemlerine gecikmeli yansıyan kayıplar da istatistik ile saha gerçekliği arasındaki farkı artırmaktadır.

Sonuç olarak, açıklanan veriler niceliksel bir artışı göstermektedir ancak anaç hayvan varlığı, süt üretimi, küçük işletmelerin durumu ve hastalık kaynaklı etkiler birlikte değerlendirildiğinde bu artışın yapısal ve sürdürülebilir bir büyümeyi tek başına kanıtladığını söylemek güçtür.

SÜT-YEM PARİTESİ 1,5 SEVİYESİNDE OLMALI Hayvancılık sektöründeki sorunların temelinde ne var?

Sıkıntıların temelinde sadece artan maliyetler değil aynı zamanda fiyat belirleme mekanizmasının üreticiyi yeterince korumaması ve salgın hastalıkların sektörü kırılgan hale getirmesi yatmaktadır.

Özellikle çiğ süt fiyatlarının belirlenmesinde Ulusal Süt Konseyi (USK)’nin açıkladığı referans fiyatlar, sahadaki gerçek maliyetlerle çoğu zaman örtüşmemektedir.

Yem fiyatları serbest piyasada ve neredeyse haftalık olarak artarken süt fiyatları, aylarca sabit kalabilmektedir.

Kararlar gecikmeli alınmakta ve açıklanan referans fiyat, her bölgede aynı şekilde uygulanmamaktadır.

Sürdürülebilir bir üretim için süt-yem paritesinin en az 1,5 seviyesinde olması gerekirken, zaman zaman bunun altına düşüldüğünü görüyoruz.

Bu durum üreticiyi zarar eder hale getirmekte ve birçok işletme, çareyi damızlık hayvanını kesime göndermekte bulmaktadır.

Kısa vadede bir rahatlama gibi görünen bu tablo, uzun vadede hem süt hem de et arzında ciddi daralmalara yol açmaktadır.

Çözüm öneriniz nedir?

Mevcut sorunların çözümü, günü kurtaran kararlarla değil yapısal ve kararlı adımlarla mümkündür.

Öncelikle çiğ süt fiyatlarının belirlenme sistemi yeniden ele alınmalıdır.

USK tarafından açıklanan referans fiyatlar, gerçek üretim maliyetlerini esas almalı ve gecikmeden güncellenmelidir.

Süt-yem paritesi en az 1,5 seviyesinde korunmalı, bu oran kritik eşiğin altına düştüğünde otomatik fiyat güncelleme mekanizması devreye girmelidir.

Ayrıca referans fiyatın sahada tam uygulanması için etkin denetim sağlanmalı ve üreticinin pazarlık gücü artırılmalıdır.

Yıldız: Eğer hayvan varlığı, verimli ve sağlıklı bir şekilde artmış olsaydı, çiğ süt üretiminde de paralel bir büyüme beklenirdi.

Bu durum, sahadaki damızlık varlığının baskı altında olduğuna işaret etmektedir.

ÖZEL DESTEK MODELLERİ UYGULANMALI İkinci olarak girdi maliyetlerini düşürücü politikalar hayata geçirilmelidir.

Yem hammaddesinde dışa bağımlılığı azaltacak bitkisel üretim planlaması yapılmalı, hayvancılık desteklemeleri, yem bitkileri destekleri artırılmalı ve sulama yatırımları güçlendirilmelidir.

Enerji ve mazot gibi temel girdilerde üreticiye özel destek modelleri uygulanmalıdır.

Finansman tarafında ise düşük faizli, uzun vadeli ve geri ödemesi üretim döngüsüne uygun kredi modelleri geliştirilmelidir.

Üretici kısa vadeli ve yüksek maliyetli kredi baskısından kurtarılmalıdır.Ayrıca gençlerin sektöre kazandırılması için hibe ve yatırım teşvikleri artırılmalıdır.

Arz-talep dengesi gözetilerek uzun vadeli bir yol haritası oluşturulmalı, ithalat kısa vadeli bir çözüm aracı olmaktan çıkarılmalıdır.

Üretici önünü görebildiği, maliyetini hesaplayabildiği ve emeğinin karşılığını alabildiği bir sistem ister.

Özetle, maliyet esaslı ve öngörülebilir fiyat politikası, girdi maliyetlerini azaltan üretim planlaması ve sürdürülebilir finansman modeli bir arada uygulanırsa sektör toparlanır.

Aksi halde sorunlar dönemsel olarak hafifler gibi görünse de kalıcı çözüm sağlanamaz.

KÜÇÜK İŞLETMELER KIRSALIN OMURGASI Küçük işletmeleri korumak neden önemli?

Küçük işletmeleri korumak bir sosyal tercih değil, stratejik bir zorunluluktur.

Türkiye’de büyükbaş işletmelerinin önemli bir kısmı aile işletmesi ölçeğindedir.

Bu işletmeler kırsalın omurgasını oluşturur.

Eğer küçük işletmeler ayakta kalamazsa, üretim birkaç büyük işletmenin elinde yoğunlaşır.

Bu durum hem arz güvenliği açısından risk oluşturur hem de kriz dönemlerinde sektörü daha kırılgan hale getirir.

Yaygın ve tabana yayılmış üretim modeli, salgın hastalık, ekonomik dalgalanma veya piyasa şoklarında daha dayanıklıdır.

Küçük işletmeler aynı zamanda kırsal istihdamı ve nüfusun yerinde kalmasını sağlar.

Bir aile işletmesinin kapanması yalnızca üretimin azalması anlamına gelmez; köyün boşalması, tarım arazilerinin atıl kalması ve yerel ekonominin zayıflaması anlamına gelir.

Göç arttıkça hem şehirler hem kırsal olumsuz etkilenir.Ekonomik açıdan bakıldığında da küçük işletmeler piyasada denge unsurudur.

Üretimin tamamen büyük entegre tesislerde toplanması, fiyat oluşumunda rekabeti azaltabilir.

Oysa çok sayıda küçük ve orta ölçekli üretici, hem süt hem et piyasasında daha dengeli bir yapı oluşturur.

Ayrıca küçük işletmeler damızlık materyalin korunması ve genetik çeşitliliğin devamı açısından da önemlidir.

Yerli ırkların ve bölgesel adaptasyon kabiliyeti yüksek hayvan varlığının korunmasında aile işletmelerinin rolü büyüktür.

Sosyal boyutu da göz ardı etmemek gerekir.

Hayvancılık yalnızca ekonomik bir faaliyet değil, aynı zamanda kültürel bir mirastır.

Aile işletmelerinin tasfiyesi, bu birikimin kaybı anlamına gelir.

Bu nedenle küçük işletmeleri koruyacak destek modelleri, ölçeğe göre farklılaştırılmış teşvikler ve pazarlama gücünü artıracak Birlik yapıları güçlendirilmelidir.

Sürdürülebilir bir hayvancılık politikası, sadece büyüğü değil; küçük, orta ve büyük tüm üreticiyi birlikte ayakta tutabilmelidir.

İTHALAT İSTİKRARI BOZUYOR Et fiyatları nasıl düşer?

Yem fiyatları sürekli artarken karkas et fiyatı aynı hızda ve istikrarda artmadığında üretici zarar ediyor.

Bu zarar dönemlerinde damızlık hayvan kesime gidiyor ve anaç hayvan sayısı azalıyor.

Anaç azaldıkça birkaç yıl sonra besilik materyal de azalıyor ve arz daralıyor.

Arz daraldığında fiyat doğal olarak yükseliyor.İkincisi, çiğ süt fiyat politikası et piyasasını doğrudan etkiliyor.

USK tarafından belirlenen süt fiyatı maliyetin altında kaldığında süt üreticisi hayvanını kesime gönderiyor.

Bu da kısa vadede et arzını artırıp fiyatı geçici olarak baskılasa da orta vadede hayvan varlığını azaltarak daha sert fiyat artışlarına yol açıyor.

Üçüncüsü, hastalıklar ve biyogüvenlik sorunları üretimi sekteye uğratıyor.

Şap hastalığı gibi salgınlar hayvan hareketlerini kısıtlıyor, verimi düşürüyor ve işletmelerde ekonomik kayıplara neden oluyor.

Bu da arz zincirini zayıflatıyor.

Dördüncüsü, plansız üretim ve dönemsel ithalat politikaları piyasada istikrarı bozuyor.

Kısa vadeli ithalat kararları üreticide güvensizlik oluşturuyor; üretici önünü göremediği için yatırım yapmıyor.

ÇÖZÜM YERLİ ÜRETİMDE Et fiyatını kalıcı olarak düşürmenin yolu, fiyatı baskılamak değil üretimi artırmaktır.

Bunun için, süt-yem paritesi korunmalı, damızlık hayvan kesimi engellenmeli, besicinin yem maliyetini düşürecek yem bitkisi üretim planlaması yapılmalı, anaç hayvan varlığını artıracak destekler verilmeli, hastalıklarla mücadelede daha etkin bir sistem kurulmalı, üreticiye uzun vadeli ve düşük faizli finansman sağlanmalıdır.

Kısacası çözüm ithalatta değil, sürdürülebilir yerli üretimdedir.

Üretici kazanırsa hayvan varlığı artar, arz artar ve fiyatlar dengelenir.

Baskıyla değil, planlı üretimle kalıcı fiyat istikrarı sağlanabilir.

KAYNAK VAR DOĞRU PLANLAYALIM Hayvancılık için ülkemizin kaynaklarını nasıl değerlendirmeliyiz?

Ülkemizin hayvancılıkta en büyük ihtiyacı yeni kaynak arayışı değil, mevcut kaynakların doğru planlanması ve verimli kullanılmasıdır.

Türkiye aslında önemli bir potansiyele sahiptir.

Mesele bu potansiyeli bütüncül bir anlayışla değerlendirebilmektir.

Yem bitkisi üretimi stratejik bir planlamayla ele alınmalıdır.

Su kaynakları dikkate alınarak bölgesel ürün desenleri oluşturulmalı, kaba yem üretimi artırılmalı ve özellikle su kısıtı olan bölgelerde daha az su tüketen yem bitkilerine yönelinmelidir.

Yem hammaddesinde dışa bağımlılık azaldıkça maliyet baskısı da azalacaktır.

Damızlık ve genetik kapasitemizin güçlendirilmesi de önemli bir başlıktır.

Verimli hayvan, aynı yemle daha fazla süt ve et üretimi demektir.

Yerli ırkların geliştirilmesine yönelik ıslah programları desteklenmeli ve sürdürülebilir bir damızlık politikası uygulanmalıdır.

Bu sayede hem verim artar hem de dışa bağımlılık azalır.

ÖRGÜTLÜ YAPI VERİMLİLİK SAĞLAR Birlikler ve kooperatifler güçlendirilerek üreticinin girdi temininde maliyeti düşürmesi ve ürününü daha güçlü pazarlaması sağlanmalıdır.

Dağınık yapı kaynak kaybına yol açarken, örgütlü yapı verimlilik sağlar.Şap hastalığı gibi salgınlar sadece hayvan kaybına değil, ciddi ekonomik kayıplara neden olmaktadır.

Bu nedenle koruyucu hekimlik, düzenli aşılama ve etkin saha denetimi öncelik olmalıdır.

İTHAL HAYVANA TALEP ARTTI Erzincan DSYB Yönetim Kurulu Üyesi Abdulkadir Karahan da üreticinin ithal hayvan talebinin arttığını belirtti, üretimin durma noktasına geldiği uyarısı yaptı.

Karahan, “Artık kimse üretmiyor.

Maliyetler çok yüksek.

Üretici ithal hayvanı alıp 5-6 ay besleyip kesime getiriyor.

Üretici, döngüyü kısa sürede sağlamak istiyor.” dedi.

Abdulkadir Karahan Karahan, şöyle konuştu: “Türkiye hayvancılığı artık ithal hayvan üzerine yöneldi.

Artık balık tutmayı ögretmiyoruz, balık veriyoruz ama o da bir gün biter.

Yurt dışından hayvan gelmediği zaman kendi üreticimiz de bitmiş olcak.

Yerli üreticinin bitme noktasına gelmesinin nedeni, girdiler ve sütte uygulanan fiyat politikası.

Süte zam gelmeden yeme zam üstüne zam geliyor.

ÜRETİM ŞART  “Girdileri düşürüp, üretimi artırmak şart.

Üretim için de kadın ve genç nüfusu köylerde tutmanın yollarını aramamız lazım.

Acilen teşvikler artırılmalı. “Türkiye, tarım ve hayvancılık ülkesi.

Üretici kazanırsa herkes kazanır.

Alın teri bizim, gelecek hepimizin.

Üreticin alın terine devletimizin acilen sahip çıkması lazım.”

İlgili Sitenin Haberleri