Haber Detayı
‘Truva atları’ dolu dizgin koşarken!
‘Truva atları’ dolu dizgin koşarken!
Çanakkale’nin hemen güneyindeki Truva harabelerinin “Truva Atı”nı kastetmekteyiz.
Bir tane de Çanakkale’nin şehir merkezinde var, Brad Pitt filminden bağışlanmış galiba.
Hikayesini hemen herkes bildiği için, fazla üzerinde durmak istemiyoruz.
Ama özetle, Yunanlı Batılılar, Anadolulu Doğululara bir “kadın meselesinden (Helen)” dolayı saldırırlar!
Uzun süren savaşlarda, iki taraf da eşit savaşçılıkta olunca, konuyu dövüşerek halledemezler.
Batılılar, işin içine “hile ve sahtekarlık” karıştırarak tahtadan bir at inşa ederler ve içini Yunanlı askerlerde doldurup, “çok saftirik” olan Truvalılara “savaşkanlık” olarak ikram ederler.
Ve Truva şehrinin içine getirilen tahta attan gece dışarı çıkan “kahraman Yunanlılar”, Doğulu saftirik Truvalıları yerle bir ederler.
Hikâye bu kadar!
Basitçe ve Batı’nın ne kadar akıllı, hileci, sahtekâr olduğunu açıklarken, Doğu’nun da ne denli saftirik, beceriksiz ve biraz da aptalca olduğunu ima etmekte, tam tamına 3 bin 326 senedir.
TARİH TRUVA ATLARI İLE DOLU Truva Atı konusu sadece o senelere ait olan bir iş olarak kalsaydı, bugün adını bile hatırlamazdık ve “atlardan bir at” deyip geçebilirdik.
Ama tarih ile birazcık ilgisi ve dedikodudan öte bilgisi olan herkesin hatırlayacağı gibi, bu tür Truva Atı hikayeleri Truva günlerinden beri sürekli olarak siyasette ve savaşta uygulanagelmekte.
Biz de bu yazı ile, bazı önemli Truva Atlarını belirtip, günümüzde at dışında binbir türlü şekilde karşımıza çıkıp, işlerimize karışan başka “Truva Şeylerini” ele alacağız.
Kısacık hikâyeden de anlayacağınız gibi, “Truva Atı” deyimi “at gibi görünüp de at olmayan”, yani göründüğü gibi olmayan her şeye uygulanmakta, ta o günlerden beri.
Örneklerimizin daha da etkili olması için, konuyu son zamanlara doğru getirip birkaç tanesini ele alalım.
Bakalım özellikle de Batı’nın yaratıcılığı, Truva Şeyleri konusunda yeteneklerini ne kadar geliştirmiş, bir görelim.
Napolyon Mısır’a vardığında Kur’an’dan ayetler okuyarak Müslüman olduğunu iddia etmişti.
TESBİH TANELERİ İLE KİLOMETRE SAYMAK İngiliz İmparatorluğu, 1800’li yıllarda sömürgeleştirdiği Hindistan yetmezmiş olmalı ki, Himalayaların tepesindeki Tibet’e de göz koyar.
Başkent Lhasa kutsal bir şehir olup, eskiden Tibetli Budistlerin ruhsal başkanı ve Tibet hükümdarı olan Dalay Lama bu şehirde otururdu.
Lhasa “yasak kent” diye tanınırdı.
Çünkü burası tarihte çok uzun bir süre yabancılara kapalı tutulmuş, 1904 yılına kadar Tibetlilerden başka kimse bu kente girememiştir.
Ama resmi kayıtların dışında bir yabancı tecavüzü, iki İngiliz ajanı tarafından yapılır o senelerden çok önceleri.
Kalküta’dan yola çıkan iki İngiliz ajanı, Budhist rahipleri kılığında ve makyajı ile, sadece upuzun tesbihleri ile yola çıkarlar.
Tesbih tanelerini çeke çeke mesafeleri kaydederler ve kutsal şehir Lhasa’ya girip çıkarlar.
Onların sağladığı mesafe ve yön bilgileri, İngiliz imparatorluğunun işgal planlarında rol oynar.
Yani Truva Atı burada “Truva Rahibi” halinde hizmet görmüş oluyordu.
Müslüman olmayanların Mekke ile Medine’ye girmeleri haram ve yasaktır.
Ancak tarih boyunca bazı Avrupalılar, özellikle de İngiliz imparatorluğunun görevlileri olarak, çeşitli yollardan Mekke ve Medine’ye gitmiş, ardından da gelecekte kullanılmak üzere raporlarını İngiliz devletine sunmuştur.
Bu yolculuğa çıkan gayrimüslimler, Haremeyn’e yani Mekke ile Medine’ye ya Müslüman kılığına girerek yahut dinlerini değiştirdiklerini söyleyerek girmişlerdi.
Mekke’ye girebilen ilk Avrupalılardan biri, İngiliz seyyah Richard Francis Burton idi ve 1850’li yılların başlarında Hindistanlı bir Müslüman Afgan doktor kılığında Hicaz’a gidebilmişti.
Yani bir “Truva Doktoru” olarak casusluk yapıp, Osmanlının Hicaz’ı kaybetmesinde rol oynamıştı.
Günümüzün en büyük ve etkili Truva Atı, sosyal medyanın her türlüsü oldu. ‘TRUVA ARKEOLOGLARI’ OSMANLI’YA KARŞI Yine İngilizler, arkeoloji alanında oldukça çok sayıda “Truva Arkeologu” yetiştirip kullanmışlardı.
Bunlardan en önemli ikisi, Gerhtrude Bell ile Lawrence of Arabia idi.
Arap nüfusunu Osmanlı’dan ve Halifelik’ten ayırmak için, bunlar arkeolojik kazılar bahanesi ile bizim Toros Dağlarından başlayıp Kahire ve Bağdat’a kadar tüm Osmanlı topraklarında, cepleri İngiliz altını ile dolu halde dolanıp durmuşlardı.
Bu muhteşem miktardaki altınlar, İslam ve Muhammed’e bağlılıktan ziyade, İngiliz parasına adanmış bazı Arap kabilelerinin İngilizlerle birlikte Osmanlı’ya karşı savaşmasını sağlayıp, günümüzü bile şekillendirmişti.
Lawrence’in adı, Araplar arasında “Altınlı Adam” olarak anılacaktı artık.
Yani Truva Atı burada da “Truva Arkeologları” olarak hizmetteydi.
Bizim tarihimize yakın bir başka Truva Atı işi de Osmanlı’nın Mısır’daki varlığını sona erdiren Fransız işgali ile ilgilidir. 1798’de, Napolyon Bonapart’ın önerisi ile, Osmanlı İmparatorluğu’nun bir vilayeti olan Mısır’ın ele geçirilmesiyle, Büyük Britanya’nın Mısır ve Doğu ticaret yolları üzerindeki etkisinin ortadan kaldırılması ve Uzak Doğu erişiminin engellenmesi amaçlanıyordu.
Bunun için de Napolyon kendisinin de bir Müslüman olduğunu, hatta Fransa’nın da Müslüman sayılabileceğini Mısır halkına yayınladığı bildirilerde “film icabı” iddia ediyordu.
Ama sadece bir sene sonra kaçıp gittiği Fransa’da, bu Müslümanlık iddiasını hatırlatanlara gülümseyerek, bunu bir “şarlatanizm” olarak adlandırıp, omuz silkecekti.
Yani Napolyon Bonapart da bir “Truva Generali” olarak Truva Atları listesinde yerini alacaktı.
Truva’yı içeriden fethetmenin adı idi Truva Atı.
KÜRESEL TRUVA ATLARI Truva Atları listesi uzar gider.
Bunların içine NATO, Birleşmiş Milletler gibi uluslararası atlar girdiği gibi, Batı’nın etkisi altındaki her ülkenin Truva generalleri, Truva milletvekilleri, Truva hakimleri de girebilir.
Şili’nin Pinoche’si ve bizdeki FETÖ siyasileri bunlara örnektirler.
Truva Atlarının da modernleşmesinin gerektiği 21. yüzyılda, “Truva Medyası” da ortaya çıkmıştır.
Bunun içine de Facebook, Instagram, X ve bilumum sosyal medya araçları girebilir.
Bunlar “göründüğü gibi olmayan, perde arkasında görev yerine getiren” medya alet ve edevatlarıdırlar.
Bunlar sayesinde, aynen “saftirik Truvalıların” 3 bin 326 sene önce manipüle edildiği gibi, bugünün 8 milyarlık dünyası da kandırılabilir ve kaleler, ülkeler, ekonomiler ve beyinler, içerden fethedilebilir.
İşin kıssadan hissesi şudur ki; tarih tekerrürden ibaret olabilir ve “Truva Atları” da her şekil, her renk ve her isimle karşımıza çıkabilir.
Aman dikkat!