Haber Detayı
Uzay ve zamanın gizli oyunu: Solucan delikleri
Uzay ve zamanın gizli oyunu: Solucan delikleri
Uzay boşluğuna baktığımızda yıldızlar, galaksiler ve karanlık madde yani yalnızca maddesel yapı değil; zamanın kendisi ile oynayan olgular da gizlenmiş durumda.
Kuantum fiziği ve görelilik teorisinin kesiştiği bu sınırda, uzun zamandır bilim kurgu tarafından ele geçirilen bir kavram var: “wormhole” yani solucan delikleri.
Birçoğumuz bu kelimeyi evrenin kısayolu olarak biliyoruz.
Bununla birlikte, son günlerde yayımlanan yeni araştırma, bu kavramın ardında çok daha köklü ve şaşırtıcı bir gerçeklik olabileceğini gösteriyor: solucan delikleri belki de aslında yoklar, ama bize zamanın yapısı hakkında daha derin bir pencere sunmaktalar.
EINSTEIN-ROSEN KÖPRÜSÜ Einstein ve Rosen’in 1935’te ortaya koyduğu “köprü” (Einstein–Rosen Bridge) fikri, o dönem için büyük bir adım oldu.
İki uzay-zaman parçası arasında matematiksel bir bağlantı olarak tasarlanmıştı.
İlk bakışta bu, iki ayrı evreni ya da uzayın iki noktasını birleştiren “tünel” gibi görünüyordu ve bu yüzden “wormhole” yani solucan deliği olarak adlandırıldı.
Yıllarca bilim kurgu yazarları bu kavramı kullanarak ışıktan hızlı seyahat ögeli romanlar ve filmler yazdılar.
Böylece Einstein’ın koyduğu ışık hızı mutlak hızdır sınırı da solucan delikleri sayesinde aşılabiliyordu ve uygarlık evrenin her yerine teorik olarak ışıktan hızlı bir şekilde seyahat edebilirdi.
Ama son araştırmalar gösteriyor ki belki de solucan delikleri evrenin iki noktasını değil de aslında evrende zamanın iki noktasını bağlıyor olabilir.
ZAMANIN İKİ YÖNÜ: KUANTUM VE GÖRELİLİĞİN KESİŞTİĞİ YER Bu yeniden yorumlama bizi şuna götürüyor: Solucan delikleri bir nevi zamanın mikroskobik davranışının bir aynası haline geliyorlar.
Kuantum mekaniği doğası gereği ileri ve geri zaman yönünü birbirinden ayırmaz.
Yani sadece zamanda geleceğe doğru ilerleyen bir sistem veya olgu aynı şekilde zamanda geriye doğruda ilerleyebilir.
Einstein’ın görelilik teorisi ise uzay-zamandaki eğriliği ve kütle-enerjinin bu eğrilik üzerindeki etkilerini tanımlar.
Bu iki dev teori arasındaki uyumu sağlamak, fizikçilerin yüzyılı aşan bir arayışıdır.
Yeni çalışma diyor ki, Einstein–Rosen köprüsü tam da bu iki zaman yönünün bir arada var olmasının bir ifadesidir.
ZAMANIN GEOMETRİSİ: KISAYOL DEĞİL, BİR YANSIMA Bu görüşe göre solucan delikleri kısayol değil; zamanın kendisini iki farklı yönle birlikte birleştirmenin geometrik bir yansımasıdır.
Öyle ki ileri zaman yönü ve geri zaman yönü, fiziksel bir nesne gibi birbirine bağlanarak sistemlerin tamamını oluştururlar.
Eğer yalnızca ileri yönü düşünürsek zamanın tamamını göremeyiz; tıpkı filmin sadece bir yarısını izlemek gibi.
Yani bir nevi filmin sonundan başına atlamak veya filmin başından sonuna atlamak mümkün olabilir.
Bu fikir kulağa alışılmışın dışında geldiği kadar, bir bakıma radikal de olabilir.
Birçok insan için zaman yalnızca ileri akar: doğarız, büyürüz, sabahları uyanırız, gece olur; yaşlanırız, sonra ölürüz.
Fakat fiziğin matematiğinde bu akışın tersine de bakmak mümkündür.
Kuantum seviyesinde, temel yasalar çoğu zaman ileri-geri simetrik davranır.
Enerjinin korunumu, momentumun korunumu gibi ilkeler, zamanın yönünü bir seçenek gibi ele alır.
Yeni yorum tam olarak bu simetriyi gündeme taşıyor: Einstein–Rosen köprüsü, iki zaman yönünün birlikte işlediği bir kuantum geometrisinin doğal sonucu olabilir.
KARADELİKLER, BİLGİ PARADOKSU VE ZAMANIN GERİ YÖNÜ Bunun ne anlama geldiğini düşünmek, insanın zihnini zorlayıcı olsa da fiziksel anlamda da matematiksel anlamda da mümkündür.
Basit bir wormhole yani solucan deliği hayal etmek yerine, gerçeklik çok daha tuhaf olabilir: zamanın temel doğası, ileri ve geri yönlerin eşzamanlı varlığını gerektiriyor olabilir.
Bu da karadeliklerin bilgi paradoksunu çözmek için bir anahtar sağlayabilir.
Stephen Hawking’in ortaya koyduğu gibi, karadelikler zamanla “buharlaşır” ve teorik olarak uzun bir zaman geçse de içlerindeki bilgi yok olur.
Halbuki kuantum mekaniğinin temel ilkelerinden biri ise bilginin (information) asla yok olamayacağını söyler.
Yeni bakış buna enteresan bir çözüm getiriyor: bilgi gerçekten yok olmuyor; yalnızca zamanın geri yönüne doğru geçiş yapıyor.
Bu gibi fikirler kulağa bilim kurgu gibi gelebilir, ancak bilimin kalbinde gerçekten bunlar kadar tuhaf şeyler var.
Fizik evrenin gerçekliğini sadece açıklamakla kalmaz, aynı zamanda algılarımızı da genişletir.
Zamanın iki yönlü bir yapıya sahip olması, belki de doğanın en garip sırrıdır.
Evrende ileri ve geri yönlerin birlikte işlediği bir model, doğadaki nedenselliği, bilgi akışını ve hatta Büyük Patlama’nın öncesini anlamada devrim yaratabilir.
ZAMANIN AYNASINDA EVRENİ OKUMAK Bu bize ne söylüyor?
Belki de solucan delikleri hayalimizdeki ışık hızıyla yolculuk yapabileceğimiz kapılar değil.
Onlar, bize zamanın doğasını sorgulatan ayna parçalarıdır.
Belki de evrenin derinliklerine doğru yaptığımız bu yolculukta, en büyük keşfimiz uzayın değil zamanın kendisidir.
Ve bu keşif, evreni anlamaya yönelik bilimsel yürüyüşümüzde bir dönüm noktası olabilir.
Sonuç olarak, bilim hikâyelerine baktığımızda sıklıkla gözümüzün önünde bir mucize ararız: zaman makinesi, ışık hızı yolculuğu, paralel evrenler.
Oysa derinlikte yatan gerçek, daha basit, daha evrensel ve daha şaşırtıcı olabilir: zamanın akışının iki tarafının da evrenin yapıtaşları olduğudur.
Böyle bir fikir hem kozmolojinin temel taşlarını sarsabilir hem de insan zihnini derin bir şekilde doldurabilir.
Bu, fiziksel gerçekliğin sadece bir yüzünü değil, arkasında yatan geometrik ve kuantumsel desenleri anlamaya yönelik tutkulu bir davettir.