Haber Detayı

Kanser riskini azaltan beslenme miti değil, denge meselesi
Gastroda odatv.com
18/01/2026 10:44 (2 saat önce)

Kanser riskini azaltan beslenme miti değil, denge meselesi

Alkol, kırmızı et, şeker ve süt tartışmaları arasında bilim tek bir noktada birleşiyor. Kanserden korunmada mucize gıdalar değil, dengeli ve çeşitli bir beslenme düzeni belirleyici.

Kanserden korunma denildiğinde akla ilk olarak tarama programları, sigara ve alkol kullanımı, güneşten korunma ya da aşılar geliyor.

Oysa beslenme, bu büyük resmin sessiz ama etkili bir parçası.

Bilim insanları bugün çok net bir noktada duruyor; tek bir mucize besin yok, tek bir yasak da.

Kanser riski, yaşam tarzının tüm bileşenleriyle birlikte şekilleniyor.Münih Ludwig Maximilian Üniversitesi Beslenme Tıbbı Merkezi ve Münih Kanser Merkezi’nin bilimsel koordinasyonunu yürüten beslenme bilimci Nicole Erickson’a göre ideal bir yaşam tarzı, Dünya Sağlık Örgütü verilerine bakıldığında bireysel kanser riskini yüzde 30–40 oranında azaltabiliyor.

Bu tabloya hareket, sağlıklı kilo, sigara ve alkolle mesafe kadar, uzun vadede sürdürülebilir bir beslenme düzeni de dahil.Beslenme cephesinde bilimsel olarak en net risk faktörü ise alkol.

Güncel veriler, “az miktar zararsızdır” söylemini neredeyse tamamen geçersiz kılıyor.

Alkol, doza bağlı biçimde kanser riskini artırıyor ve hafta içine yayılmadan toplu tüketildiğinde risk daha da yükseliyor.

Hücrelere doğrudan zarar vermesi, ilaçlarla etkileşimi ve metabolik süreçleri bozması nedeniyle bugün birçok rehber, mümkünse alkol tüketilmemesini öneriyor.Alkolün hemen ardından gelen başlık ise kırmızı et ve özellikle işlenmiş et ürünleri.

Sucuk, salam, sosis gibi ürünlerde bulunan nitrat ve nitritler, sindirim sırasında kansere yol açabilen nitrozaminlere dönüşebiliyor.

Yüksek ısıyla pişirme, özellikle mangal ve kızartma, heterosiklik aminler ve polisiklik aromatik hidrokarbonlar gibi ek riskler yaratıyor.

Kırmızı etteki hem demirinin yüksek miktarda alımı da özellikle bağırsak kanseriyle ilişkilendiriliyor.

Bu nedenle bilim dünyası “yasak”tan değil, miktar kontrolünden söz ediyor.

Haftada toplam 500 gramı geçmeyen işlenmemiş et ve mümkün olduğunca az işlenmiş et, bugün kabul gören sınır.Süt ve süt ürünleri ise yıllardır tartışmanın merkezinde.

Erickson’a göre bu konuda net bir suçlama yapmak mümkün değil.

Bazı çalışmalar süt tüketimi ile hormonla ilişkili kanserler arasında zayıf bağlantılar bulsa da, aynı zamanda süt ürünlerindeki kalsiyumun bağırsak kanserine karşı koruyucu olabileceğini gösteren güçlü veriler de var.

Avrupa’da hormonlu süt üretiminin yasak olması, ABD merkezli çalışmalarla aradaki farkı açıklayan önemli bir detay.

Sonuç olarak öneri basit; aşırıya kaçmadan, günde bir–iki porsiyonu geçmeyecek şekilde süt ürünlerini dengeli tüketmek.Şeker konusu ise kamuoyunda en çok yanlış anlaşılan başlıklardan biri.

Şekerin doğrudan kanseri “beslediğine” dair insanlarda kanıtlanmış bir veri yok.

Asıl risk, fazla şeker tüketiminin kilo artışına yol açmasıyla ortaya çıkıyor.

Fazla yağ dokusu, özellikle karın bölgesindeki yağlanma, hormon dengesini bozarak kanser riskini artıran biyolojik süreçleri tetikliyor.

Bu nedenle basit şekerleri azaltmak, mucizevi olduğu için değil, kilo kontrolüne yardımcı olduğu için önemli.Sebze ve meyvelere gelince… Erickson bu noktada kesin bir dil kullanıyor: “Kansere karşı koruyan” tek bir besin yok.

Brokoli ya da yaban mersinini tek başına bir kalkan gibi görmek bilimsel değil.

Asıl koruyucu etki, farklı renklerde, farklı lif ve fitokimyasal içeriklere sahip bitkisel gıdaların birlikte tüketilmesinden doğan sinerjiden geliyor.

Uzun süre aynı sebzeye ya da meyveye odaklanmak, başka değerli besinlerden mahrum kalmaya neden olabiliyor.Balık tüketimi de benzer bir denge gerektiriyor.

Omega-3 yağ asitleri nedeniyle sağlıklı kabul edilse de, büyük deniz balıkları ağır metal ve mikroplastik açısından daha riskli.

Bu yüzden sardalya, ringa ve küçük uskumru gibi küçük balıklar; ayrıca yerel tatlı su balıkları daha güvenli seçenekler olarak öne çıkıyor.

Midye ve deniz tarağı gibi filtreyle beslenen canlılar ise çevresel kirleticileri yoğun biçimde biriktirebiliyor.Vejetaryen ya da vegan beslenmenin kansere karşı mutlak üstünlüğü olduğuna dair güçlü kanıtlar ise henüz yok.

İyi planlanmamış bitkisel beslenme, özellikle B12 ve demir eksikliği açısından risk taşıyabiliyor.

Ayrıca bitkisel et ikamelerinin önemli bir kısmı yüksek derecede işlenmiş ürünler sınıfında yer alıyor.DENGE VE ÇEŞİTLİLİKErickson’un “5 yıldızlı tabak” olarak tanımladığı model, bu karmaşık tartışmayı sadeleştiriyor.

Tabağın yarısı sebze ve meyveden, kalan yarının bir çeyreği kompleks karbonhidratlardan, diğer çeyreği ise protein kaynaklarından oluşmalı.

Et, balık, yumurta ya da süt ürünleri bu proteinin bir parçası olabilir; mesele miktar ve sıklık.Bilim insanları perspektifinden bakıldığında kanserden korunma, yasak listeleriyle değil; mutfakta kurulan ritimle ilgilidir.

Mevsiminde, çeşitli, renkli ve aşırıya kaçmadan kurulan her sofra, uzun vadede bedenin lehine çalışır.

Bilim bugün bize şunu söylüyor: Sağlık, tek bir gıdada değil; tabağın bütününde saklıdır.Odatv.com

İlgili Sitenin Haberleri