Haber Detayı

Sürdürülemez bir dünyanın son çırpınışları
Latif bolat aydinlik.com.tr
04/01/2026 00:00 (1 gün önce)

Sürdürülemez bir dünyanın son çırpınışları

Sürdürülemez bir dünyanın son çırpınışları

Mısır çöllerinin derinliğindeki Assiut şehrindeyiz.

Yedi kişilik ailenin tek gözlü evinin ortasında, evdeki insan trafiğinin, sürekli “Latif Amca şu konuda fikrin nedir” diye soran 8 yaşındaki meraklı oğlan çocuğu Yahya’nın ve pencerenin hemen dışında tüm gece ve gündüz hiç durmadan havlayan köpeklerin gürültüsüne rağmen, bu yazıyı bitirebilirsek ne mutlu olacak bize düşüncesi ile, başladık bu haftaki yazımıza.

Bu arada, Mısır’da 40 milyon kadar köpek olduğunu iki gün önceki bir Mısır gazetesinin İngilizce haberlerinde okuduşumuzu da buraya ek olarak iliştirelim!

Bu yazılarda, turistik gözlemler ve izlenimler belirtmek bize göre değil.

Turist kitaplarında bu tür değerlendirmelerin ardı arkası kesilmez zaten.

Biz burada, 4000 senelik Mısır ve onun 1500 senelik İslam medeniyeti sonrasındaki, bugünkü halini düşünmek istemekteyiz.

Mısır, sadece firavunlar ve Kleopatra diyarı değil ne de olsa.

İnsanoğlunun, Sümer, Hint ve Babil ile birlikte ortaya çıkardıkları en erken medeniyetlerin diyarı Mısır.

O dönemlerin devasa boyutlardaki anıtları, antik Mısırın zenginliğini ve muhteşemliğini gözlerimizin önüne seriyor zaten.

Özellikle de çölün orta yerinde görmemek imkânsız bunları.

Ama bir Türk aydını olarak da İhşidoğulları ve Tulunoğulları Türk sülaleleriyle başlayıp, Memluk ve Osmanlı ile devam eden ve daha geçen yüzyıl başına kadar geçerli olan, bin senelik bir Türk varlığı ile ilgiliyiz burada.

ÇÖL ORTASINDAKİ PAŞA SARAYLARI Kahire’de hayranlıkla ziyaret ettiğimiz Tulunoğulları külliyesi, Mamluk eserleri, Osmanlı Paşalarının sadece Kahire’de değil, çölün derinliğindeki Assiut şehrinde bile inşa ettirdiği muhteşem saraylar ve evlere, İstanbul’da bile rastlamak zor aslında.

Her nasılsa, Osmanlı payitahtından çok uzaklarda oldukları için, fark edilmez nasıl olsa diye olmalı, bizim Paşalar çok muazzam saraylar ve okullar yaptırıp, bölgelerinde medeniyet geliştirmişlerdi o zamanlar.

Anadolu’muzun ortasındaki kendi şehrimiz Mersin ile birlikte, birçok Türk şehrinde bile, Osmanlıdan kalma buna benzer yapıları göremezsiniz.

Ama elbette, dünyanın en verimli toprağına sahip Nil vadisinde Paşa iseniz, oradan gelen büyük gelirlerin bir kısmını bari, içinde yaşayacağınız muhteşem saraylara ayırma imkânınız olacaktır.

Mersin’de, Malatya’da, hatta bugünün parlayan yıldızı Antalya’da bile ne varlık vardı da bölgenin Paşaları muhteşem binalarda yaşasınlardı, değil mi?

Ayrıca payitaht İstanbul, o kadar yakınlardayken, bir bölge Paşasının kendi için böyle büyük saraylar yaptırmasına cesaret edecek yürekte Paşalar da çok bulunmazdı herhalde.

Doğu Beyazıt’taki İshak Paşa’nın yaptırdığı o muhteşem sarayın sebep olduğu ve İshak Paşanın başına açtığı dertleri bir düşünelim de, bunun neden olduğunun farkına varalım.

KÜRESELLEŞMİŞ SEFALETE SON!

Şimdi o günlerden bu günlere gelelim ve böylesine varlıklı bir toprakta şahit olduğumuz yoksulluk ve eşitsizliğe duyduğumuz hayreti ifade etmeye çalışalım.

Aslında bu belirteceğimiz problemleri Endonezya, Filipinler, Hindistan, Brezilya, Şili, Arjantin ve hemen tüm diğer ülkelere yaptığımız seyahatlerde de görmüştük.

Yani sonuç olarak, Mısır’daki problemler bir “uluslararası sistem problemi” olarak orta yerde durmaktadır.

Kendi ülkemiz Türkiye de oldukça önemli ölçüde bu problemlerden payını almıştır ve bunu ayrıca belirtmeye gerek bile bulunmaz.

Çünkü, bol neon ışıklı caddelerimizin arka sokaklarına girerseniz, Mısır’da bahsettiğimiz sınıfsal farklılıklar, Türkiye’de de kendine özgü şartları ile size kendisini bağırarak gösterir zaten.

EKONOMİK GERİLİK BİR İSLAM PROBLEMİ Mİ?

Bu tür sınıfsal problemlerin, toplumun dini ile ilgisi olmadığı da çok açıktır.

Çünkü Türkiye, Mısır ve Endonezya büyük çoğunlukla Müslüman birer ülke iseler de Filipinler Katolik Hristiyan, Hindistan da Hindu dinine sahiptirler.

Yani bizdeki sözde aydın takımının, sürekli iddia ettikleri “Müslüman ülkeler medeniyette dini inanç sebebi ile geri kaldılar ve şimdiki perişan haldeler” yargıları, Filipinler ve Hindistan örnekleri ile yerle bir edilebilir.

Hatta aynı olgu, Los Angeles sokaklarından Paris’in varoşlarına, Londra’nın arka sokaklarından Roma’nın o ünlü tarihi caddelerine kadar, günde 24 saat kendini gösterip, “beni çözün” diye bağırmaktadır.

Kahire ve Assiut şehirlerinde her gün saatlerce yürüyüp, içinden geçmediğimiz arka sokak bırakmadık desek alan olmaz.

Piramitleri, Luxor tapınaklarını ve benzeri tarihi çok eski eserleri görmek, nedense cazip gelmediği için, esas olarak yaşayan Mısır’ı görmek ve tecrübe etmek istedik.

Hemen her taksi şoförünün, her çay ocağı garsonunun, “Türkler büyük insanlar” demesi, Kuruluş Osman, Muhteşem Süleyman dizilerine olan hayranlıklarını ifade etmesi de bize aslında aynı büyük ailenin üyeleri olduğumuzu hatırlattı.

Sultan Baybars’ın gezindiği aynı sokaklarda, bir Türk insanı olarak beş yüz yıl sonra yürüyor olmak, elbette Paris caddelerinde volta atmaktan çok daha değerli bir tecrübe olacaktı ve öyle de oldu.

HİÇ SÖMÜRGELEŞMEMENİN ÖDÜLÜ Türklerin farkına varamadığı bir olguyu, eskiden sömürgecilik altında yönetilen Mısır, Filipinler, Şili, Hindistan gibi ülkelerdeki gözlemlerimizle tekrar tekrar gördük: “Bir zamanlar sömürge olan ülkelerde bir boşvermişlik, bir çaresizlik, bir umutsuzluk bugün bile topluma damgasını vurmaktadır.”  Bunu sokaklardaki kirlilik, evlerin yapısındaki düzensizlik, insanların çevre ile olan olumsuz ilişkisi, kanuna-kitaba karşı olan duyarsızlık, trafikteki keşmekeşlik gibi konularda hemen her yerde görebilmekteyiz.

Türkiye, hiçbir zaman sömürge olarak varlık sürdürmediği için, milli gurur bu tür konularda nispeten çok daha olumlu sonuçlar yaratmaktadır.

Zaten o yüzden de ABD’si ve AB’si ile, Batı emperyalistleri ilk olarak bu milli gururu ve bilinci yok edip, kendilerinin sömürgelerinde yüzlerce yıldır yarattığı aşağılık kompleksi ve umutsuzluğu körüklemektedirler.

Bugün gençlerimizin yurt dışına kaçmak arzusu, bu nedenle Mısırlı, Endonezyalı veya Filipinli gençlerin yurt dışına kaçma duyguları ile aynılık göstermektedir.

MISIR VE TÜRKİYE’DEN KALK BORUSU Kısacası, sömürgecilerin ve emperyalistlerin yüzlerce yıldır yarattığı ve kendi balayılarını yaşamalarına fırsat veren dünya sistemi iflas etmiştir ve hem ülkeler arasında hem de ülkelerdeki nüfuslar arasında, daha eşitlikçi bir toplum yaratma zorunluluğu kendisini dayatmaktadır.

Mısır ve Türkiye, Orta Doğu insanının böyle bir atılım yapabilmesi için hem gerekli dinamik nüfusa hem de tarihi birlikteliğe sahip iki anahtar ülkedir.

Yeter ki devletlerimizin en üstündekiler, bunun farkına varıp, eşitlikçi bir temelde el ele verebilsinler.

Böylece; hem Arap ülkelerinin hem de daha geniş İslam ülkeleri ailesinin, günümüzün sömürgeci ve emperyalist saldırganlığına karşı birleşip, belki de İslam’ın 750 ile 1250 yılları arasındaki Rönesansının bugüne taşınmasını sağlaması mümkün olabilecektir.

İlgili Sitenin Haberleri