Haber Detayı
Trump’un vicdan coğrafyası: İran’da müdahale, Gazze’de sessizlik!
Trump’un vicdan coğrafyası: İran’da müdahale, Gazze’de sessizlik!
Batı’nın yarım asırlık ambargo rejimi İran ekonomisini bilinçli biçimde çökertmeye yöneliktir.
Riyalin düşüşüyle tetiklenen sokak hareketleri “iç kriz” diye sunuluyor.
Oysa yaşananlar, ABD-İsrail ekseninde kurgulanan yeni bir Orta Doğu senaryosunun ekonomik ön cephesidir.
İran riyali, yalnızca birkaç gün içinde dolar karşısında tarihi bir çöküş yaşadı.
Aralık ayının ortasında serbest piyasada 1 dolar yaklaşık 1 milyon 100 bin riyal seviyesindeyken, çok kısa sürede 1 milyon 400 bin riyalin üzerine çıktı.
Bu, birkaç gün içinde yüzde 25’e yaklaşan bir değer kaybı anlamına geliyor.
Başka bir ifadeyle İran halkı, maaşı aynı kalırken bir sabah uyandığında alım gücünün dörtte birini kaybetmiş oldu.
Kur şoku, gıda fiyatlarını, kiraları ve temel tüketim maddelerini anında yukarı çekti; enflasyonist baskı sertleşti, esnaf kepenk kapattı, sokak hareketlendi.
Bu çöküş, ani bir piyasa dalgalanması değil; ABD öncülüğünde yarım asırdır uygulanan ambargo rejiminin kaçınılmaz sonuçlarından biridir...
Petrol ihracatının kısıtlanması, bankacılık sisteminin küresel ağdan koparılması, Merkez Bankası’nın hedef alınması ve döviz kanallarının kurutulması, riyali kırılgan hale getirdi.
Son kur atağıyla birlikte İran ekonomisi yüksek enflasyon-düşük gelir-sosyal huzursuzluk sarmalına girdi.
Batı’nın “yaptırım” dediği şey, sahada doğrudan bir ekonomik savaş olarak işledi.
İSRAİL-İRAN SAVAŞI RİSKİ Ancak mesele yalnızca bugünün krizi değildir. 2026’ya girerken bu ekonomik çöküşün iki yönlü sonuç üretmesi bekleniyor.
Ekonomik açıdan İran’ı yüksek enflasyonun kalıcılaştığı, riyalin yeniden değer kazanmakta zorlandığı ve iç talebin daraldığı bir yıl bekliyor.
Ambargolar gevşetilmezse, büyüme sınırlı kalacak; yoksullaşma derinleşecek, sokak baskısı yönetimin en kırılgan alanı olmaya devam edecek.
Askeri ve jeopolitik cephede ise tablo daha tehlikeli: içeride ekonomik krizle meşgul edilen bir İran, İsrail’in “önleyici saldırı” doktrini için daha elverişli bir hedef haline geliyor.
ABD’nin “İran’ın protestoculara silahlı girişimi olursa müdahaleye hazırız” mesajlarıyla İran’ın “ABD üslerini vururuz” tehdidinin aynı anda yükselmesi, 2026’ya ekonomik krizden askeri çatışmaya uzanan bir geçiş riskini bırakıyor.
Kısacası riyalin çöküşü yalnızca bir kur haberi değildir; bu çöküş, Orta Doğu’da yeni bir fırtınanın ekonomik ön sarsıntısıdır.
AMBARGO: MODERN ÇAĞIN BOMBASI İran’a yönelik ambargoların tarihi 1979 İslam Devrimi ile başlar.
Devrim, İran’ı Batı ekseninden koparmış, ABD’nin Orta Doğu’daki çıkar mimarisine ağır bir darbe vurmuştur.
Washington’un yanıtı gecikmemiştir. 1979’da İran’a ait yaklaşık 12 milyar dolarlık varlık dondurulmuş, İran küresel finans sisteminin dışına itilmeye başlanmıştır.
Bu hamle, bir “diplomatik tepki” değil, uzun soluklu bir ekonomik savaşın ilanıydı. 1980’ler boyunca İran-Irak Savaşı sürerken Batı, ambargo politikasını derinleştirdi.
İran’ın sanayi, teknoloji ve finansmana erişimi sistematik biçimde sınırlandırıldı. 1995’te ABD’nin İran’la petrol ve doğalgaz ticaretini tamamen yasaklaması, doğrudan döviz damarlarını kesmeye yönelik bir hamleydi.
Amaç açıktı: Geliri düşür, bütçeyi zayıflat, para birimini çökert.
EMPERYALİZM ÖNCE EKONOMİYİ VURUR 2006 sonrası ambargolar yeni bir evreye girdi.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarıyla nükleer program bahane edilerek İran’ın bankacılık sistemi hedef alındı. 2012’de İran bankalarının SWIFT sisteminden çıkarılması, modern tarihin en ağır ekonomik saldırılarından biridir.
Bu adım, İran’ın küresel dolaşım sisteminden koparılması anlamına geliyordu.
Aynı yıl İran’ın petrol ihracatı yaklaşık yüzde 50 düştü.
Günlük 2,5 milyon varil seviyesinden 1 milyon varilin altına inen ihracat, döviz krizini tetikledi.
Enflasyon yükseldi, işsizlik arttı, alım gücü eridi.
Ekonomik savaş sahaya indi. 2015’te imzalanan nükleer antlaşma kısa süreli bir nefes aldırdı. 2016’da İran ekonomisi yüzde 12’ye yakın büyüdü.
Ancak bu toparlanma Batı tarafından bilinçli biçimde boğuldu. 2018’de ABD Başkanı Donald Trump’ın antlaşmadan tek taraflı çekilmesiyle “azami baskı” dönemi başladı.
İran Merkez Bankası yaptırım listesine alındı.
Petrol ihracatı fiilen sıfırlanmaya çalışıldı.
İran’la ticaret yapan üçüncü ülkeler tehdit edildi. 2017’de dolar karşısında yaklaşık 40 bin olan riyal, 2020’de 250 binin üzerine çıktı.
Bugün milyon seviyeleri konuşuluyor.
Enflasyon yüzde 40’ların üzerine yerleşti.
Gıda fiyatları bazı dönemlerde yıllık yüzde 60-70 arttı.
Yoksulluk oranı son on yılda iki kattan fazla yükseldi.
Bu ekonomik sonuç yönetim hatası değil, ambargo mühendisliğinin ürünüdür.
İRAN’DA KIRMIZI ÇİZGİ GAZZE’DE ABD YAPIMI ABD Başkanı Donald Trump’ın son açıklamaları bu oyunu bütün çıplaklığıyla açığa çıkarmıştır.
Trump’ın, İran yönetiminin protestoculara sert ya da silahlı müdahalede bulunması halinde “ABD’nin müdahaleye hazır olduğu” yönündeki sözleri, ambargonun nihai hedefini tarif etmektedir: Önce ekonomiyle zayıflat, sonra sokakla meşgul et, en sonunda da müdahaleyi insan hakları gerekçesiyle meşrulaştır.
Ne var ki bu söylemin inandırıcılığı, aynı anda sorulması gereken basit ama yakıcı bir soruyla çökmektedir: madem Trump ve Washington için İran’daki protestocular bu kadar “kıymetlidir”, madem silahla bastırma bir müdahale sebebidir, o halde insan haklarına duyulan bu hassasiyet Gazze’de nerededir?
İsrail aylarca Filistinli sivilleri, çocukları, kadınları ve hastaneleri hedef alırken ABD neden susmuştur?
Aynı insan hakları terazisi neden Gazze’de işlememiştir?
Bu tablo bize şunu göstermektedir: Washington’un ölçüsü insan hakları değil, çıkar coğrafyasıdır.
İran’da protestoculara silahlı müdahale “kırmızı çizgi”dir, Gazze’de ise silahlar ABD yapımıdır.
Dolayısıyla Trump’ın tehdidi bir ahlak beyanı değil, emperyalist müdahale doktrininin güncellenmiş halidir.
Ve böylesi bir müdahale, bölgede istikrar değil, geri dönülmez bir kırılmanın başlangıcı olacaktır.
İSRAİL’İN ÖN BOMBARDIMANI İran’ın, olası bir ABD müdahalesine karşı Orta Doğu’daki Amerikan üslerini hedef alacağını açıklaması ise sürecin askeri bir eşiğe dayandığını göstermektedir.
Bu tabloyu İsrail’den bağımsız okumak mümkün değildir.
İsrail uzun süredir İran’a yönelik askeri saldırı ihtimalini gündemde tutmaktadır.
Ambargolarla zayıflatılmış, iç karışıklıklarla meşgul bir İran, İsrail açısından ideal hedef profilidir.
Bugün İran’da yaşanan infial bir iç mesele değildir.
Bu, Batı’nın yarım asırlık ambargo politikasının doğal sonucudur.
İran halkı yalnızca yönetime değil, kendisini yıllardır yoksullaştıran küresel düzene de tepki göstermektedir.
Ancak bu gerçek Batı’nın işine gelmez.
Çünkü ambargoların suçunu gizlemek için sokaklardaki öfkenin yönünü çarpıtmak zorundadırlar.
Modern savaşların adı budur: Kurla vur, ambargoyla boğ, sonra kurtarıcı rolüne soyun.
İran’da çöken yalnızca riyal değildir.
Çöken, Batı’nın insan hakları ve demokrasi söyleminin inandırıcılığıdır.
Bir halkı yıllarca ekonomik abluka altında tutup, sonra o yoksulluğun yarattığı öfkeyi bahane ederek müdahale tehdidi savurmak, emperyalizmin en eski refleksidir.
Ve bugün İran sokaklarında yankılanan ses, yalnızca bir iç itiraz değildir.
Bu ses, yarım asırlık bir ekonomik savaşın, ambargolarla yürütülen sessiz ama yıkıcı bir kuşatmanın gürültüsüdür.