Haber Detayı

Bölge bölge kurumanın anatomisi ve yanlış su yönetimi
özgürlük meydanı aydinlik.com.tr
04/01/2026 00:00 (1 gün önce)

Bölge bölge kurumanın anatomisi ve yanlış su yönetimi

Konya-Tuz Gölü Havzası artık ‘su azlığı’ değil ‘tamamen yok oluş’ noktasına gelmiştir. Ege’nin devasa Göl Marmarası, son yıllarda gözlerimizin önünde tamamen kuruyarak bir tarım arazisine dönüştürüldü.

İklimdeki düzensizlik ve mevsimsel kaymalar kapımızdayken, asıl büyük darbeyi su kaynaklarımızı kullanma biçimimizle alıyoruz.

Türkiye genelinde göllerimiz sadece “yağış azlığı” nedeniyle kurumuyor; onları biz, yanlış tarım politikaları ve kontrolsüz sanayi kullanımıyla adeta “damarından çekerek” bitiriyoruz.

İÇ ANADOLU: BİR HAVZANIN SESSİZ VEDASI Konya-Tuz Gölü Havzası, Türkiye’nin en dramatik su kaybını yaşıyor. 2025 yılı itibarıyla durum, artık “su azlığı” değil “tamamen yok oluş” noktasına gelmiştir. ♦ Bolluk ve Tersakan Gölleri: Son bir yıl içinde bu göller tamamen kurudu.

Bir zamanlar flamingoların üreme alanı olan bu sığ suların yerinde artık tuzlu toz bulutları yükseliyor. ♦ Düden Gölleri: Küçük Düden tamamen kurudu.

Büyük Düden ise sadece Kulu Arıtma Tesisi’nden gelen az miktardaki atık su sayesinde “ıslak” görünüyor.

Doğal bir sulak alanın varlığından bahsetmek artık imkânsız. ♦ Eşmekaya Sazlığı: Bir zamanlar devasa bir ekosistem olan bu alan, baraj inşası ve yeraltı sularının çekilmesiyle tamamen mera haline geldi, hafızalardan siliniyor. ♦ Çavuşçu Gölü (Ilgın): 2025 yılında kuruyan göller listemize maalesef Ilgın’daki bu önemli rezervuar da eklendi. ♦ Ereğli Sazlıkları: Çok değil, 40-50 yıl öncesine kadar bir ucu Karaman yolunda bir ucu Niğde yakınlarında olan Ereğli Sazlıkları, bugün tamamen kurudu.

Son kalıntıları Ereğli’nin Karaman çıkışında kalan birkaç küçük alan. ♦ Meke Maarı olarak da adlandırılan krater gölleri “dünyanın nazar boncuğu” adıyla bilinirdi.

Bugün tarihi fotoğraflarla hatırlıyoruz.

Şu an 20-30 yaşındakiler ve daha gençler hiç göremedi bile.

Eğridir Gölü EGE VE AKDENİZ: GÖLLER YÖRESİ’NİN SONU MU? ♦ Göl Marmara (Manisa): Ege’nin bu devasa gölü, son yıllarda gözlerimizin önünde tamamen kuruyarak bir tarım arazisine dönüştürüldü.

Ekosistem tamamen çöktü. ♦ Akşehir ve Eber: Akşehir Gölü yıllar önce kurumuştu; onu besleyen Eber Gölü’nde ise su seviyesi can çekişiyor. ♦ Eğirdir ve Beyşehir: Türkiye’nin en büyük tatlı su rezervleri olan bu iki gölde, su seviyesi kritik eşiğin çok altına indi.

Tarımsal sulama baskısı, bu göllerin kendini yenileme kapasitesini yok ediyor. ♦ Acıgöl, Salda ve Kovada: Bu doğa harikalarında da su sıkıntısı had safhada.

Özellikle Burdur ve Denizli arasındaki Acıgöl’ün sodyum sülfat işletmeciliği ve yeraltı suyunun çekilmesi nedeniyle aynalama alanı dramatik ölçüde daraldı.

BATIDAN KARADENİZ’E: KİRLİLİK VE SIĞLAŞMA KISKACI ♦ İznik ve Uluabat: Marmara Bölgesi’nin bu iki devi, hem sanayi kirliliği hem de sığlaşma ile boğuşuyor.

Uluabat Gölü, sediment birikimi ve su seviyesindeki azalma nedeniyle ekolojik fonksiyonlarını yitirmek üzere. ♦ Karadeniz ve Trakya: Karadeniz bölgemizde İç Anadolu’daki gibi büyük ölçekli göl kurumaları yaşanmasa da su seviyelerinde belirgin düşüşler gözleniyor.

Trakya’da ise İğneada Longozları içindeki Hamam ve Pedina gibi hassas göller, denizle olan o narin dengesini kaybetme riskiyle karşı karşıya.

NEREDE HATA YAPIYORUZ?

Buradaki temel sorun sadece “doğa” değil, bizim tercihlerimizdir. 1.

Vahşi sulama ve ürün deseni: Şeker pancarı, mısır ve özellikle de inanılmaz su tüketen yonca gibi bitkilerin, su fakiri İç Anadolu’da yeraltı sularıyla yetiştirilmesi intihardır. 2.

Derelerin hapsedilmesi: Derelerin üzerine kurulan baraj ve göletler, suyu dere yatağında tutmak yerine geniş yüzeylere yayıyor.

Bu da sığlaşan suyun güneş altında çok daha hızlı buharlaşmasına neden oluyor.

Yani barajlar, suyu biriktirirken aslında bir yandan da atmosfere daha hızlı “kaçırıyor”. 3.

Sanayi ve madencilik: Sadece tarım değil; maden ocakları ve sanayi tesisleri de bölgenin yeraltı su tabakasını (akiferleri) hızla boşaltıyor.

Artan dünya nüfusu (8 milyarın üzerinde) ve sanayileşme hızı, doğanın milyonlarca yılda biriktirdiği su sermayesini son 200 yılda tüketmemize yol açtı.

YARIN: BİYOLOJİK BİR SOYKIRIM VE KAYBETTİĞİMİZ ‘ENDEMİK’ EVLATLAR

İlgili Sitenin Haberleri