Haber Detayı

Körfez’deki üç beş güzel
Latif bolat aydinlik.com.tr
22/03/2026 10:43 (5 saat önce)

Körfez’deki üç beş güzel

Körfez’deki üç beş güzel

“Körfezdeki üç beş güzel, Söylesinler şarkı gazel Bu âlemde mest olalım, Güzel günler ömre bedel”  Rahmetli Yıldırım Gürses’in Hicaz makamındaki oynak mı oynak bir şarkısının girişinden aldık bu dörtlüğü.

Gerçekten de bu fani dünyada sizi mest edecek türden bir şarkı idi, 1970’lerde.

Şarkıdaki körfezin hangi körfez olduğunu bilemiyoruz.

Belki İzmir körfezidir, belki de İstanbul Boğaziçi’ndeki minik körfezlerden birisidir.

Ama, onun körfezinin adresinin önemi de yok, bizim bu yazımız açısından zaten.

PERS-BASRA-ARAP-İRAN KÖRFEZİ!

Yazımıza konu alıp üzerinde söz söyleyeceğimiz körfez ise, biraz daha güneyimizde.

Bugünlerde her dakika dünyanın ilgi odağı olan Pers Körfezi’ndeyiz.

Son 2500 senedir bu isimle anılmasına rağmen, körfezin Batı tarafında yer alan “yepyeni” ülkelerin zorlaması ile bu tarihi ismi, Arap Körfezi ya da Basra Körfezi diye değiştirenler de var.

Ama onların paralarıyla yaptıkları siyasi zorlamalara rağmen, dünyanın büyük çoğunluğu hâlâ Pers (İran) Körfezi diye bilmekte, bu ince ve upuzun körfezi.

Özellikle de Pers Körfezi’nin çıkışı olan Hürmüz Boğazı, aynen bizim Çanakkale Boğazı gibi daracık yapısı ile, adeta o bölgenin dış dünya ile tek bağlantısı halinde.

Bunun ne demek olduğunu, son 3 haftadır hepimiz görmekteyiz zaten.

Dünyayı dize getiren bir İran karşısında, binlerce kilometre öteden gelen “dehşetli” Amerikan ordusu ve “demir kubbesi” ile dokunulmazlık kazandığını düşünen İsrail, irili ufaklı bir sürü “emirlik” ile işbirliği halinde bölgeyi de dünyayı da ateşe atmış durumdalar.

Körfezdeki bugün olan bitenler, politikadan ve tarihten haberdar olmayanlar için dehşetli bir eğitim aracı olabilir aslında.

Bundan 100 sene önce, o zamanların dünya imparatoru olan İngiltere’nin, neden bu bölgeye siyasi ve askeri olarak yoğunlaşıp, Osmanlıya karşı bin bir türlü tuzak ile bu toprakları ele geçirerek  parçaladığını, haritaya bakınca kolaylıkla anlayabilirsiniz.

Petrol zengini şirketler toplamı bir bölge haline gelen Körfez  PARAMPARÇA EDİLEN ARAP DÜNYASI Lawrence ve Gerthrude Bell türünden birtakım arkeolog bozuntuları ile casusluk ağları yaratıp, tüm Arap dünyasını Osmanlıdan koparmaları yetmemiş gibi, minicik devletler, emirlikler, prenslikler oluşturup, Harun Reşid’in o büyük Arap ülkesini ortadan kaldırmışlardı.

Onun yerine 2500 sene öncesinin Yunan şehir devletlerini andıran, aşiret beyliklerini getirerek, bölgeyi parmaklarında oynatmanın mekanizmasını yarattılar.

Dünya halklarının o okkalı tokadını yemiş olan İngiliz İmparatorluğu, tam anlamı ile çökmeden önce, son bir hainlik ile, Arap dünyasını parçalara ayırıp, Türklerden kopartarak, İslam birliğini yok ettiler.

Bir kez bunu başarınca da bölgeyi kendilerine bağlı şehir devletleri haline getirdiler.

İşbirlikçi aşiret reisleri, “emir” yapılarak bu şehir devletlerini her an kullanılmaya hazır şekilde, Batı emperyalistlerinin ve özellikle de ABD’nin emrine sundular.

Bahreyn’den Dubai’ye, Abu Dhabi’den Katar’a Amerikan askeri üsleri, inci gibi dizildi Pers Körfezinin Batı yakasına.

ABD askeri varlığı ile “koruma” adı altında, bu emirliklerin kendi halklarına karşı güvenliğini sağlayıp, yönetici sınıfların ihtişamlı hayatlarının devamını sağladılar.

İngilizler Orta Doğudan sürülmeden önce Arap bölgesini paramparça ettiler KÖRFEZ’DEKİ AİLE ŞİRKETİ DEVLETLER Pers ya da Basra Körfezi kıyısında bulunan ülkelere Körfez ülkeleri denir.

Bunlar; Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar, Irak, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, İran ve Umman'dır.

Körfez ülkelerinden en büyük yüzölçümüne sahip olan ülke Suudi Arabistan'dır.

Suudilerin magazin sayfalarından aşağı inmeyen hayat tarzını, zaten bilmekteyiz.

Ama özellikle de Birleşik Arap Emirlikleri, Körfez ülkeleri arasında, İran’a karşı yapılan saldırılarda çok önemli rol oynadığı için, biraz daha yakından bakmayı gerektirebilir.

Sadece 55 sene önce dünya sahnesine katılan bu 7 aile-şirketi emirlik, ondan önce İngilizlerin yönetimindeydi.

Emperyalist sahneden kovulan İngilizler, artık yönetemeyeceklerini anladıkları bu bölgede çok sayıda devlet yaratıp, uzaktan da olsa yönlendirecekleri bir harita oluşturdular.

Böylece antik Yunandaki Atina ve Isparta usulü şehir devletler ortaya çıkarıldı.

Bunlardan en ünlüsü Dubai elbette.

Onun yanında Aby Dhabi, Sharjah, Ajman, Umm Al Quwain, Ras Al Khaimah ve Fujairah da bize Birleşik Arap Emirlikleri diye sattıkları yepyeni bir devlet çıkardılar ortaya.

Her emirlik belli bir ailenin kontrolündedir, ama bir Federal devlet olarak aralarında örgütlenmişlerdir.

Başkenti de en zengin emirlik olan Abu Dhabi’dedir.

ABD SİLAHI GÖLGESİNDE YENİ-KÖLECİLİK Yukarıda bahsettiğimiz BAE ile birlikte Bahreyn, Katar, Kuveyt ve Suudi Arabistan’ın her biri, bir aile şirketi gibidir.

Nüfuslarının yüzde 80 kadarı, yerli olmayan göçmen işçilerdir.

İnşaatçılar Hindistan’dan, bulaşıkçılar Nepal’den, güvenlikçiler Somali’den, lüks masajcılar Doğu Avrupa’dan, lüks olmayanlar Filipinler’den, fahişeler her yerden, beyaz yakalıları Türkiye’den…bu liste uzar gider.

Bizim sıkça ziyaret ettiğimiz Katar’da da aynı durum mevcut.

Oy hakkı olmadan yıllarca bu emirliklerde hayat sürdüren, kahır çeken, ekonomiyi yaratan ve devam ettiren milyonlarca insan, “yeni-kölelik” rejimlerinin gönülsüz kurbanıdırlar.

Bu düzenin galipleri ise, her bir emirliğin tepesindeki ailedir.

Elbette İngiliz Kraliçesinin ailesinin başında olduğu İngiliz krallığının kurdurduğu, haritasını çizdiği, yetkisini sağladığı, Birleşmiş Milletlerde varlığını tasdik ettirdiği bu rejimlerin, başka bir türlü olması beklenebilir mi ki?

Nitekim, son yirmi gündür devam eden İran’a saldırı sırasında, bu emirlerin ve ailelerin durumları da içler acısıdır.

Çünkü kendi devletlerinde hakimiyetin başkalarının ellerinde olduğu açıkça ortaya çıkmıştır.

Eğer varlığınızın sebebi, elalemin askeri ve silahlı gücü ise, zamanı geldiğinde onlara sağladığınız bu imkânın fiyatını da ödertirler insana.

Yani, hayatta her şeyin bir fiyatı vardır deyiminin, yaşayan örneklerini yirmi gündür gözlerimizle görmekteyiz.

Her biri bir aile şirketi olan Körfez ülkelerinin Holdingleşme toplantısı sanki!

MASALDAN UYANMA ZAMANI MI?

Bu petrol zengini, ama İslam fakiri, insanlık yoksunu devletçiklerin varlık nedeni, şimdilerde ortadan kalkmış görünmektedir.

Zaten Amerikan askeri varlığı orada olmasa, bu devletçiklerde yaşayan ve onların varlık nedeni olan gerçek vatandaşlar, bir gece içinde bu aileleri tepelerinden atıp, gerçek demokrasi yolunda adım atacaklardır.

Ve 2026’deki bu son olaylar, belki de o yoldaki işaret fişekleridir.

Yani ki, artık körfezdeki üç beş güzel, o “1001 Gece Masallarındaki” türden hayatlarını, sanki hiçbir şey olmamış gibi devam ettiremeyecekleridir.

Hele hele de İslam adı altında sürdürdükleri ne idüğü belirsiz, Batı dünyasının soysuzlaştırma çabalarında araç olan uygulamalarını da devam ettiremeyeceklerdir.

İslam’a karşı yeni bir haçlı seferinin askerleri ve sponsorları olanların sonunu, Kudüs’ü Haçlılardan alan büyük komutan Selahaddin Eyyubi çok güzel bir şekilde belirlemişti.

O son, bunlara da son olacaktır yakınlarda bir gün!

Sözümüze Yıldırım Gürses ile başladık, onunla bitirelim: “Sazımdaki teller gibi, Çölde esen yeller gibi Sen gönlümün sultanısın, Bakma bana eller gibi”

İlgili Sitenin Haberleri