Haber Detayı
Fonlar sinemanın prangası
Türkiye’de bağımsız sinema; dağıtım tekelleri, kayıt dışı gişe sistemleri ve küresel platformların sansürü arasında var olma savaşı veriyor. Batı merkezli fonların ideolojik dayatmalarına mecbur bırakılan Türk sinemacıları için bağımsızlık artık hayatta kalma meselesine dönüştü.
Türk sineması, tarihinin en derin tekelleşme ve sansür krizlerinden birinden geçiyor. 1994 yılında Yabancı Sermaye Yasası’nda yapılan değişikliklerle koruma kalkanları yıkılan ve yabancı şirketlerin dağıtım-gösterim ağına terk edilen yerli sinema, bugün üretimden bilet satışına kadar her aşaması kontrol edilen bir kartelin elinde can çekişiyor.
Gişe gelirlerinden sistematik olarak dışlanan, küresel platformların algoritmalarına ve Batı merkezli fonların ideolojik dayatmalarına mahkum edilen sinemacılar için mevcut sistem sanatsal özgürlüğü yok ediyor.
SİNEMA SALONLARI TEKELLEŞTİ Sinemacılar yalnızca küresel dayatmalarla değil, Türkiye’deki tekelleşmeyle de karşı karşıya.
Türkiye’deki en büyük sinema tekeli konumunda olan Mars Grup (CGV), tek başına salon bazında pazarın yüzde 34’üne, izleyici payının ise yüzde 44’üne hakim durumda.
Yapım, dağıtım, gösterim ve bilet satışının aynı sermaye gruplarının elinde toplanması haksız rekabeti kalıcı hale getiriyor.
Vizyona giren ve sinemalarda gösterilen pek çok filmde ise biletlerin eksik raporlandığı bir gerçek.
Salona giren seyircilerin kayıt dışı bırakılmasıyla elde edilen gelir, filmin asıl sahibi olan yapımcıdan gizleniyor.
KÜRESEL SERMAYENİN DİJİTAL VE POLİTİK SANSÜRÜ Salon bulamayan filmlerin ve seyircinin dijital platformlara kayması ise özgürlük değil, yeni bir “algoritma tekeli” ve sansür mekanizması yarattı.
Sınırsız özgürlük alanı olarak pazarlanan küresel platformlar ve dağıtım devleri aslında birer propaganda aracı.
Disney Plus’ın, Ermeni lobisinin baskılarına boyun eğerek yayınlayacağını duyurduğu “Atatürk” dizisini küresel yayından kaldırması, bu kültürel hegemonyanın en net örneği olarak gösterilebilir.
Küresel platformlar ve dağıtım şirketleri Türk sinemacılarını da doğrudan hedef alıyor.
Yakın zamanda Yönetmen Necmi Sancak’ın Sumud Filosu’na katılması nedeniyle ödüllü filmi Ayşe’nin dağıtım sözleşmesi iptal edilmesi tepkilere yol açmıştı.
FON KISKACINDAKİ BAĞIMLI BAĞIMSIZLAR Kendi ülkesindeki salon tekeline giremeyen, dijital platformların ve küresel dağıtımcıların sansürüne takılan sinemacıların önünde tek bir yol bırakılıyor: Batı merkezli fonlar.
Ancak üretim yapabilmek için Avrupa fonlarına yönelmek, bağımsızlık kavramının içini tamamen boşaltıyor.
Örneğin, Altın Ayı ödülünü kazanan “Sarı Zarflar” projesinin çeşitli Alman ve Avrupa kurumlarından aldığı 3 milyon liralık fon, bu durumun yakın zamandaki örneğini oluşturuyor.
Parayı verenin hikayeyi ve sanatsal dili belirlediği bu düzen, “bağımlı bağımsızlar” yaratarak özgür sinemayı kökünden zehirliyor.