Haber Detayı
Sanatçı kimdir? Allah kime ‘en münafık’ dedi?
Sanatçı kimdir? Allah kime ‘en münafık’ dedi?
Sanat nedir, sanatçı kimdir kaç tür sanatçı vardır?
Arapçada tüm kelimelerin kökeni üç harften oluşur.
Bundan mütevellit Arapçaya hem İns (insanların) hem de Cinlerin (üç harflilerin) lisanı denilir.
Arapça kökenli olan “sanat” SNA (buradaki A Türkçemizde olmayan Ayn) kökenlidir.
Sanayi ve zanaat da aynı kelimeden türetilmiştir.
Yaratmak, imal etmek, inşa etmek manasındadır.
Kıssadan hisse bir eser ortaya koyana sanatçı, sanayici, zanaatçı denir.
SeYeSe kökenli “Seyis” ve buradan türetilen “Siyasi” ve “Siyasetçi” kelimeleri de sanatı ve sanatçıyı idare eden (yönetici, idareci) demektir.
İnşa etmeyi (üretmeyi) çeşitliliği açısından en fevkalade yapan insandır.
Zaten insan inşa kökenlidir.
Bu itikada istinaden en büyük sanatçı olan Allah’ın eseri olan insan inşa, sanat ve üretim için ihtiyacı olan donanımla (akıl) birlikte yaratılır.
Yapması gereken bu aklı geliştirmesi ve insan hayrına kullanmasıdır.
Bilimsel Sosyalizm ve felsefe sahasında uzmanlaşmış olan Karl Marx’ın klasik bir ifadesi vardır: İnsan alet yapan hayvandır.
Diyor ki insanı hayvandan mücerret eden (soyutlayan) temel unsur sanatçı ve sanayici olmayı başarmış olmasıdır.
Birincisinde ol denilmiş ve olmuştur (Kun Fa Yakun).
İkincisinde bir gömlekten başka bir gömleğe (bir varlıktan başka bir varlığa) dönüşüm vardır.
En yüce ve en kıymetli ziynet olarak hediye edilen akıl da iki türlü kullanılabilir; Rahmani ve İblisi.
İnsan Rahmani olan aklını kullanırsa meleklerden üstün, iblisi-nefsi türünü kullanırsa sefillerden daha sefil olur.
Her iki tür yaratır, üretir, inşa ve imal eder.
TUNÇ YASASI Mustafa Kemal Atatürk, “Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim” derken özellikle tüm işlerin ahlak esasına göre yapılması gerektiğine işaret etmiştir.
İşte sanatta asıl mesele budur; Ortaya koyduğu eser her şey olabilir ama en önemli şartı ahlaklı, insana yararlı, onu sağlıklı geliştiren yapıt olmasıdır.
Bu prensip bir tunç yasasıdır ve tüm meslekler için omurgadır.
Rahmani akıl bunu öğütler İblisi akıl amaca giden yolda tüm araçlar mubahtır zehrini şırınga eder.
Genel bir tanımlamadır; Sanatçı, bir duygu, düşünce veya görselliği özgün, estetik ve yaratıcı bir yaklaşımla ifade eden, sanatsal üretimi hayatının merkezine alan kişidir.
Sanatçı, mesleğinin örnek bir temsilcisi olup, eserleriyle kültürel ve sanatsal yaşama katkı sağlar.
Eserlerinde estetik ve yaratıcılık gücünü gösterir.
Toplumun kültür ve sanat hayatına hizmet eder.
Alanında üstün yeteneğini ve teknik becerisini kanıtlamıştır.
Ancak sanatçının genel tanımlamalar dışında özel bir tanımı ve görevi vardır; Elit bir zümrenin çıkarları için sanatını icra etmez.
İcra ettiği sanat dâhil icra edilen siyasi, ticari, askeri, sanatları da sorgular.
Politik bir duruşu vardır.
İnsana zarar verene isyankârdır ve dönüştürücüdür.
Çevresinde ve âlemde olan bitene karşı duyarlıdır, tavırlıdır.
Bu çerçevede sanatçılar üçe ayrılır; Beynini vicdanın o rahmetli sesine endekslemiş olanlar.
Beynini cüzdanın okşayıcı sesine teslim etmiş olanlar ve “biraz vicdan, biraz cüzdan” diyenler.
SANATÇI DÖNÜŞTÜRÜCÜDÜR Sanatçı müstakim ve dolambaçsız yol inşa eden insandır.
İnsana zarar verene isyankârdır ve dönüştürücüdür.
İnsanın en kıymetli ziyneti olan aklını, art niyet taşımadan insan hayrına kullanmıyorsa henüz insan olamamıştır.
Mahlûk veya Beşer derecesindedir.
Bilerek, gönüllüce ve iştahla bir görevi ifa ediyorsa ya cüzdanı vicdana tercih etmiştir ya da Kuran’da da yer alan Şecere-tu el-meluna (lanetli soy, habis iblisi köken) zürriyetinden olmasından dolayıdır.
Bu noktada Tövbe Suresi 97.
Ayetin anlam ve önemi zuhur etmektedir.
Ayetin Arapça okunuşu “El-a’râbu eşeddu kufran ve nifakken” şeklindedir.
Bu ayetin Türkçesinde tehlikeli ve telafisi zor sonuçlar doğuran bir tercüme var.
Ayn harfi olmadığı ve telaffuz edemediğimiz için Türkçemizde mevcut olan binlerce Arapça kelimenin manası da değişmektedir.
Ayetteki A’rabu kelimesini Arabi (Arap) veya Arabiler (Araplar) olarak tercüme etmişler.
Böylece Ayet “Arabiler küfür ve nifakta (münafıklıkta) en şiddetli topluluktur” olarak tercüme edilmiş.
Habislikte daha ileriye giderek bakın peygamber Hz.
Muhammed’in bile “Ben Arabi’yim ama Arabiler (Araplar) benden değildir” dediğini iddia etmişler.
Bu yanlışı idrak edenler bu sefer “özrü kabahatinden daha büyük” dedirtecek bir başka hataya düşmüşler; Haşa Allah ve Peygamber bu tabirleri bilmiyor veya kullanmaktan acizmiş gibi A’rawbu (çoğulu Urban) kelimesini “Bedeviler” veya “Göçebe Topluluklar” olarak tercüme etmişler.
Urban kelimesi Latince ve İngilizceye de girmiş “Urbanization” yani şehirleşme olarak telakki dilmiştir.
Böylece Urban şehirleşmemiş, yerleşik hayata geçmemiş olarak anlaşılmış. ‘ARAPLAR TÜRKLERİ HANÇERLEDİ’ PROPAGANDASI Hal bu olunca “göçebe toplulukları veya Bedevileri” “kâfir, küfre batmış, münafık ve lanetli” olarak sunmuşlar.
İşte bu tercüme hatası yüzünden hem köhne milliyetçilere, Siyonistlere, rozet Atatürkçülerine hem de Siyonizm’in en etkili propagandasını teşkil eden “Arabiler (Araplar) Türkleri arkadan hançerledi” propagandasını tedavüle sokanlara fırsat doğmuş ve Arap düşmanlığında kullandıkları temel argümanlardan birisi olmuştur.
Toptancı bir zihniyetle, üretici olmayan, hayatını tecavüz, terör, eşkıyalık ve yağmayla kazanan göçebe topluluklar ile yaşamlarını hayvancılık yaparak ve süt ürünlerini pazarlayarak kazanan, şiir, namus, ahlak, merhamet, cesaret öğretileri üzerine inşa etmiş göçebe toplulukları aynı kefeye koymuş oldular.
Hâlbuki Ayetteki A’rabu manası henüz Arabi olamamış veya Arabilerden olmayan demektir.
Ayetin doğru tercümesi de şöyledir; “Urbanlar (Arabi olamamışlar) inkârcılık ve münafıklık bakımından daha şiddetlidir.
Allah’ın Resulüne indirdiği sınırları bilmemeye de daha yatkındır.
Allah Alim’dir ve hikmet sahibidir.” O vakit neden Arabi olamamışlar?
Arabi ne ola ki?
A Ra Bi, Ar-Rab fiilindendir ve bu fiili icra edendir.
Yol gösterici, rehber, öğretmen, yorumcu, bilge ve maneviyatta Rabbin ar-damarı demektir.
Bu vasıflara sahip olan herkes Arabi’dir.
Bu kapsamda Türk de “Peygamber Nuho Oğlu Yafeso Oğlu Turko”nun bir medeniyet projesidir.
Bu anlamıyla Musevilik, Mesihlik ve tüm Peygamberlerin risalesi ve öğretileri insan medeniyeti içindir.
Arabi, Türk veya Peygamberler projesini raydan çıkaranlar ve habis amaçlara kurban edenler de dar milliyetçi, bölgesel, dinsel dar kalıplara hapsedenler de insanlara en büyük kötülüğü yaptılar.
Bu kavga kötülüğün sembolü İblis ile adalet, merhamet ve iyiliğin sembolü İnsan arasında ezeli vardı ve ebedi olacaktır.
Bugün de mücadele Urban “sanatçılarla” yani lanetli zürriyetin habis aklına ve amaçlarına sahip olanlarla Arabiler yani insan merkezli ve insan için insanca bir medeniyet inşa etmek isteyen sanatçılar arasındadır.
Bölgemizde Meksika’da ve bu alemde şahit olduğumuz olayları bu çerçevede okuyalım.