Haber Detayı

18 Şubat 2026 Medyanın Halleri - Cumhuriyet FETÖ savunmasında
özgürlük meydanı aydinlik.com.tr
18/02/2026 00:00 (2 saat önce)

18 Şubat 2026 Medyanın Halleri - Cumhuriyet FETÖ savunmasında

18 Şubat Medyanın Halleri... Köşe yazarlarının gündemi ne? Gazetelerde neler var? Köşe yazılarında öne çıkanlar neler?

Türk Devleti ve Milleti, ABD’nin ülkemizdeki aparatı Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ)’nü büyük bir mücadele sonucu kamudan tasfiye etti. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra devlet içine yerleştirilen yaklaşık 150 bin FETÖ mensubu ihraç edildi.

Bugün hapishanelerde NATO’nun generalleri ve subayları yatıyor.

Doğu Perinçek önderliğindeki Vatan Partisi de 50 yılı aşkın süredir Amerikancı FETÖ Gladyo’suyla en kararlı mücadeleyi yürütüyor.

Bugün geldiğimiz nokta itibarıyla hapislerde olan, yurt dışına kaçan ve Türkiye’de saklanan bazı FETÖ mensuplarının örgüte isyan etmeye başladığı görülüyor.

Örgütün merkezindeki yöneticiler ise büyük bir panik içinde.

Fakat görüyoruz ki bu gelişmelerden Türkiye’de de rahatsız olanlar var.

Cumhuriyet Gazetesi de dün yayımladığı “Perinçek FETÖ’cülerin affı için çalışma başlatmıştı: FETÖ takiyesi Perinçek’e sarıldı!” başlıklı haberiyle kendini ele veriyor.

Haber, baştan sona yalanlardan ve FETÖ’yü kurtarma paniğinden oluşuyor.

Uğur Mumcu’nun Fetullahçı örgütlenmeye karşı uyardığı günlerdeki Cumhuriyet’ten eser göremiyoruz bugün.

Vatan Partisi Lideri Doğu Perinçek ne Cumhuriyet’in yazdığı gibi FETÖ’ye af istedi ne de ‘takiyecilere’ kol kanat gerdi.

Doğu Perinçek, örgüt üyelerine seslenerek tarihi bir çağrı yaptı: “Onları daha yürekli ve kararlı olmaya davet ediyorum. ‘Biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’yle ve Türk Milleti’yle bütünleşmek, birleşmek istiyoruz.

FETÖ Amerikan emperyalizmine piyonluk yapan, İsrail’e hizmet eden bir Gladyo örgütüdür.

O örgütün aleti olduk, yanlışlar yaptık.

O örgütü biz mahkûm ediyoruz ve karşısındayız.’ demeliler.” Bu çağrının tek bir hedefi var.

O da FETÖ’yü bitirmek ve gömmek.

FETÖ’ye af yok!

FETÖ’yle mücadeleden vazgeçme yok!

FETÖ’yle kararlı mücadeleyi büyütme var.

Türk Devleti’nin ve Türk Milleti’nin mücadelesini kesin başarıya ulaştırma hedefi var.

FETÖ’ye alet olanlar önce örgütü mahkûm edecek, sonra devletle ve milletle birleşecek.

İşte parola budur!

İmamoğlu savunamadı ABDÜLKADİR SELVİ - HÜRRİYET Ben YÖK tarafından denkliği kabul edilmeyen Girne Amerikan Üniversitesi’nden İstanbul Üniversitesi’ne yatay geçiş yapmadım demiyor.

Diyemiyor.

Çünkü YÖK tarafından mahkemeye gönderilen resmi yazıda o tarihte Kıbrıs’ta sadece Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin denkliğinin kabul edildiği, Girne Amerikan Üniversitesi’nin denkliğinin olmadığı belirtiliyor.

Ekrem İmamoğlu uzun savunmasında her şeyi söylüyor ama bir şeyi söylemiyor. ‘Girne Amerikan Üniversitesi’nin denkliği vardı ben de o haktan yararlanarak yatay geçiş yaptım’ diyemiyor.

Denkliği olmadığı halde Girne Amerikan Üniversitesi’nden İstanbul Üniversitesi’ne nasıl yatay geçiş yaptığını anlatmıyor.

Savunma yapıyor ama Ekrem İmamoğlu da yatay geçiş işini savunamıyor.

Adam İstanbul’da cinayet işlemiş, suçüstü yapılıp hâkim karşısına çıkarılmış.

Mahkeme başkanı, “Oğlum anlat bakalım bu cinayeti neden işledin?” diye sormuş.

Adam, “Trabzon’dan çıktım yola, Samsun’da verdim mola” diye uzun uzun anlatmaya başlamış.

Hâkim, “İstanbul’a gel oğlum, İstanbul’a gel” diye uyarınca, “Hâkim Bey İstanbul’a nasıl geleyim.

Orada cinayet işledim” demiş.

Ekrem İmamoğlu da bir türlü yatay geçiş işine gelemiyor.

Biliyor ki orada cinayet var.

Soykırımcı çeteye katılanlar YAŞAR HACISALİHOĞLU - AKŞAM İsrail’de Yedioth Ahronoth gazetesinin yayınladığı İsrail askeri kayıtlarına göre bazı Müslüman ülke vatandaşları soykırımcı orduda görev yapıyor.

Gazetenin verdiği bilgiye göre sözkonusu ülkeler ve sayılar şöyle sıralanıyor; Özbekistan 264, Türkiye 112, Fas 72, İran 47, Türkmenistan 31, Tunus 15, Yemen 14, Tacikistan 8, Irak 5,Bosna Hersek 4, Suriye 2, BAE 1, Mısır 1, Cezayir 1, Endonezya 1.

Bu konuda mutlaka adım atılmalıdır.

Öncelikle Türkiye vatandaşı olupta, soykırımcı çeteye katılanları ile ilgili hukuki süreci başlatmalı, cezai yükümlülüğü dahil olmak üzere vatandaşlıktan çıkartılmaları konusunda öncü adım atmalıdır.

Ardından bu konuyu mutlaka Türk Devletleri Teşkilatı’nın ve İslam İşbirliği Örgütü’nün gündemine taşımalıdır.

Türkiye girişimiyle; Türk Devletleri Teşkilatı’na ve İslam İşbirliği Örgütü’ne üye ülkelerine, listedekilerin vatandaşlıktan çıkartılmasına yönelik adımlar atmalarının çağrısını yapmalıdır.

İnsanlığa musallat olan sömürgeci emperyalizmin, soykırımcı, işgalci siyonizmin insanlık dairesinde alanını daratmak, onlara dünyayı dar etmek, insanlığın kurtuluşunun umudu olacaktır.

Soykırımı; asla kabullenmemek, kanıksamamak, boyun eğmemek, unutmamak, unutturmamak insan olmanın gereğidir...

Türkiye durdurulamaz İBRAHİM KARAGÜL - YENİ ŞAFAK Basra Körfezi’nin güvene alınması için, buradaki Okyanus kapısı açık tutulması için İran’da İsrail cephesi bir rejime asla izin verilemez.

Türkiye ve bölge ülkelerinin tamamının İran’a saldırıyı engelleme çabasının arkasındaki düşünce de budur.

İsrail’in İran’a yerleşmesi ve coğrafyayı dinamitlemesi intihar olur.

Öyleyse okyanusun iki kapısı da açık tutmak için İran’a saldırı da engellenmeli.

Türkiye, müthiş bir jeopolitik akılla hem kendi dev adımlarını atıyor hem bölge ülkelerini uyandırıp hareket geçiriyor.

Her adımı not edin.

Çünkü tarih burada yeniden yazılıyor, coğrafya yeniden formatlanıyor.

Yüz yıldır haritalar çizen Batılı masalar devrildi.

İşte bu, “İsrail Garnizonu”nun da sonunu getiriyor.

On yıl önce “Türkiye durdurulamaz” diye yazılar yazıyorduk ve bunlar hayal olarak görülüyordu. 21. yüzyılda “hayal” yok.

Bütün “olağanüstülükler” mümkündür.

İşte şu an coğrafyamızın tamamında bunları yaşıyoruz. 2026 Türkiye’sinde tarımın vicdan muhasebesi ALPARSLAN TEKBAŞ - TÜRKGÜN Çiftçi sabah tarlaya giderken sadece hava durumunu değil; döviz kurunu, faiz oranını ve girdi fiyatlarını da takip ediyor.

Ekonomik değer, insani ve sosyal değerlerin önüne geçmiş durumda.

Oysa biz tarımı yalnızca ekonomik bir faaliyet olarak gördüğümüz an, en büyük hatayı yapıyoruz.

Tarım bir geçim kapısı olmanın ötesinde; kültürdür, aidiyettir, toplumsal dengedir, gıda güvenliğidir.

Bugün sistemimizin en temel problemi değer sıralamasıdır.

Ekonomik değer en üste yerleştiğinde sosyal değer ertelenir.

Sosyal değer ertelendiğinde insani değer zayıflar.

İnsani değer zayıfladığında ise toplum çözülmeye başlar.

Tarım sektöründe bunun yansımalarını net görüyoruz: Gençler tarımda kalmak istemiyor.

Üretici yaptığı işten eskisi kadar keyif almıyor.

Köyde yaşam cazibesini yitiriyor.

Üretim sürdürülebilir olmaktan çıkıyor.

Bu genç kuşağın suçu değil.

Onlara aktarmamız gereken değerleri ekonomik hayatta kalma telaşı içinde ihmal ettik.

Aileden, sağlıktan, toprak sevgisinden çok; başarıyı ve parayı merkeze koyduk.

Tarımda da başarıyı yalnızca tonaj ve ciro ile ölçtük.

Oysa başarı; toprağı koruyabilmek, köyü yaşatabilmek, çiftçinin onurunu ayakta tutabilmektir.

Son yıllarda artan maliyet baskısı, belirsizlik ve gelir dalgalanmaları tarım çalışanlarında ciddi bir psikolojik yorgunluk oluşturdu.

İnsanlar yaptıkları işten daha az keyif alıyor. “severek üretmek” yerini “dayanarak üretmeye” bırakıyor.

İlgili Sitenin Haberleri