Haber Detayı

Severance üzerine bir inceleme
Kültür sanat aydinlik.com.tr
02/02/2026 00:00 (1 saat önce)

Severance üzerine bir inceleme

Modern dünya, iş ve özel hayat dengesini kurmaya çalışırken aslında neyi feda ediyor? Apple TV+ yapımı Severance, bu soruyu sadece sormakla kalmıyor; onu cerrahi bir müdahaleyle beynimizin içine yerleştiriyor.

Dizinin merkezindeki “Severance” (Bölünme) prosedürü, çalışanların iş yerindeki anılarıyla dış dünyadaki anılarını birbirinden tamamen ayırıyor.

Bu durum, ortaya trajik bir paradoks çıkarıyor: “Innie” (İçerideki benlik) asla uyumuyor, gün ışığı görmüyor ve sadece çalışmak için var oluyor.

Bu, kapitalizmin “mükemmel çalışan” hayalinin aslında bir kölelik biçimi olduğunun en saf ve dehşet verici tasviridir.

GÖRSEL DİL VE ATMOSFER Dizinin yönetmenliğini üstlenen Ben Stiller, Lumon Industries’in ofislerini uçsuz bucaksız, bembeyaz ve labirentvari koridorlarla tasarlayarak izleyicide müthiş bir klostrofobi yaratıyor. 70’lerin retro-fütüristik ofis ekipmanları ile son teknoloji cerrahi müdahalelerin birleşimi, dizinin zamansız ve tekinsiz atmosferini güçlendiriyor.

ARQUETTE VE LOWER YILDIZLAŞTI Adam Scott, dış dünyada yas tutan, iç dünyada ise sistemin parçası olmaya çalışan Mark karakterinde kariyerinin en iyi performansını sergiliyor.

Ancak dizinin asıl yıldızları, otoriteyi temsil eden Patricia Arquette ve her an patlamaya hazır bir bomba gibi duran Britt Lower.

KİMLİK ÜZERİNE BİR TEZ Severance dizisi, bir bilimkurgu gizeminin yanısıra “Hafızamız yoksa biz kimiz?” sorusunu ortaya atıyor.

Kurumsal dünyaya bir eleştiri de sunan dizi şirket kültürü adı altındaki ilişkileri de sorguluyor.

Dizinin teknik başarısı, “bölünmüşlük” temasını sadece hikayede değil, her bir çerçeveleme ve renk tercihinde de tutarlı bir şekilde sürdürmesinden geliyor.

SİNEMATOGRAFİSİYLE ÖNE ÇIKIYOR Görüntü yönetmeni Jessica Lee Gagné, izleyicide huzursuzluk yaratmak için Tek Noktalı Perspektif (One-Point Perspective) tekniğini ustalıkla kullanıyor.

Örneğin; Lumon ofislerindeki sahneler genellikle tam merkezden kadrajlanmış, uzun ve steril koridorlardan oluşur.

Bu simetri, izleyicide düzen hissi uyandırması gerekirken tam tersine, karakterlerin bu düzen içinde ne kadar küçük ve “değiştirilebilir” olduğunu vurgulayan bir hiper-gerçeklik yaratıyor.

Bununla birlikte karakterler genellikle kadrajın alt köşelerine sıkıştırılarak, üzerlerindeki boşluk ile kurumsal baskının ağırlığı görselleştiriliyor. 60’LARIN MODERNİZMİNDEN FÜTÜRİSTİK DİSTOPYAYA Dizide Lumon’un ofis tasarımı, 60’lar modernizmi ile fütüristik distopya arasında bir köprü kurar.

Keza, Bilgisayarların hantal yapısı, raylı tüp sistemleri ve 1970’lerin “Data Entry” estetiği, teknolojinin ne kadar gelişmiş olduğunu değil, ne kadar “kontrolcü” olduğunu gösterir.

Bilinçli olarak seçilen bu eski moda teknoloji, izleyicinin zaman algısını bozarak hikayeyi zamansızlaştırır.

İlgili Sitenin Haberleri