Haber Detayı

Küresel dalgalanmanın üçlü hikâyesi: altın, gümüş ve bakır
Doğan akdeniz aydinlik.com.tr
02/02/2026 00:00 (1 saat önce)

Küresel dalgalanmanın üçlü hikâyesi: altın, gümüş ve bakır

Küresel dalgalanmanın üçlü hikâyesi: altın, gümüş ve bakır

Bir fiyat grafiğine bakıp “metal yükseldi” demek kolaydır.

Asıl zor olan, o grafiğin arkasındaki dünyanın nabzını okuyabilmektir. 2020’ler tam da bunu zorunlu kıldı.

Faizler yön değiştiriyor, kamu borçları büyüyor, jeopolitik gerilimler geçici değil kalıcı hale geliyor.

Aynı anda yapay zekâ, elektrifikasyon (ulaşım, sanayi ve günlük yaşamda fosil yakıtlar yerine elektrik kullanımının yaygınlaşması) ve yeşil dönüşüm yatırımları, küresel ölçekte yeni bir iştah yaratıyor.

Bu nedenle altın, gümüş ve bakır artık yalnızca emtia değil küresel düzenin farklı katmanlarını anlatan bir gösterge panosu olarak okunmalı.

KRİZ GRAFİKLERİ DÜNYANIN EKG’SİDİR Metallerin uzun vadeli seyrine bakıldığında, dünya ekonomisinin adeta bir EKG’si görülür. 1970’lerin petrol şokları ve para sistemindeki kırılma, 2008’de yaşanan güven çöküşü, 2020’deki pandemi dalgası… Her büyük kırılma, metal fiyatlarında iz bırakır.

Bu izler bize şunu söyler: Metaller durup dururken yükselmez.

Çoğu zaman yükselişler, yeni bir ekonomik ve siyasi döneme girildiğinin işaretidir.

ALTIN: GÜVENLİ LİMANDAN REZERV SİGORTASINA Altın uzun yıllar “güvenli liman” olarak tanımlandı.

Ancak 2020’ler bu tanımı genişletti.

Bretton Woods’un (II.

Dünya Savaşı sonrasında kurulan, doların altına sabitlendiği, diğer para birimlerinin de dolara bağlandığı uluslararası para sistemi) sona ermesiyle dolar-altın bağı koptu ve altın, bağımsız bir finansal varlık gibi fiyatlanmaya başladı.

Petrol krizleriyle enflasyon yükseldiğinde yatırımcılar “negatif reel faiz” (enflasyonun, kazanılan faizden daha yüksek olduğu, paranın faiz kazansa bile satın alma gücünü kaybettiği ortam) gerçeğiyle tanıştı.

Nominal faiz (bankaların ya da devletin ilan ettiği, enflasyon hesaba katılmadan görünen faiz oranı) yüksek görünse bile enflasyon daha hızlı artıyorsa altın cazibesini korudu. 2008’de Lehman Brothers’in (ABD’nin en büyük yatırım bankalarından biri, iflası küresel finans krizini tetikleyen kurum) çöküşü, yalnız bankaları değil modern finans sistemine duyulan güveni de sarstı.

Ardından gelen para bolluğu, “kâğıt para mı, somut değer mi?” sorusunu yeniden gündeme getirdi.

Pandemi döneminde artan devlet borçları ve tedarik zinciri sorunları, bu sorguyu daha da derinleştirdi.

Bu nedenle altın bugün sadece bireysel yatırımcı için değil merkez bankaları için de bir rezerv sigortası (kriz ve yaptırım risklerine karşı elde tutulan güvence niteliğindeki varlık) haline geldi.

Türkiye açısından bakıldığında altın, finansal istikrarın önemli bir parçası.

Rezerv yapısı, ülke risk algısı ve ani şoklara karşı oluşturulan tampon açısından kritik bir rol oynuyor.

Bunun yanında altına dayalı ETF’ler (borsada işlem gören, altın fiyatını izleyen yatırım fonları) ve vadeli işlemler, tasarrufu fiziki altından finansal ürünlere yönlendirerek hem şeffaflık hem de maliyet avantajı sunabilir.

Sanayi tarafında ise savunma ve yüksek güvenilirlik gerektiren elektronik alanlarda altının verimli kullanımı ve geri dönüşüm teknolojileri, altını sadece ithal edilen bir değer olmaktan çıkarıp katma değerli üretimin parçası haline getirebilir.

GÜMÜŞ: ENERJİ DÖNÜŞÜMÜNÜN METALİK MOTORU Gümüşün doğası altına kıyasla daha dalgalıdır. 1980’lerde Hunt kardeşlerin (1970’lerde gümüş piyasasını büyük alımlarla kontrol etmeye çalışan ABD’li milyarder yatırımcılar) girişimi, gümüşün spekülasyona ne kadar açık olduğunu gösterdi.

Ancak 2000’lerden itibaren tablo değişti.

Elektronik, iletişim altyapısı ve hassas devreler, gümüşe gerçek bir sanayi talebi yarattı.

Asıl sıçrama ise güneş enerjisiyle geldi.

Fotovoltaik hücrelerde (güneş enerjisini elektriğe dönüştüren hücrelerde) gümüş, elektriğin sağlıklı iletilmesini sağlayan temel malzemelerden biri.

Burada iki zıt eğilim aynı anda çalışıyor.

Üreticiler hücre başına kullanılan gümüşü azaltmaya, yani “thrifting”e (metal tasarrufu uygulaması) yöneliyor.

Ancak, kurulu güneş enerjisi kapasitesi o kadar hızlı artıyor ki toplam gümüş talebi düşmek yerine yükseliyor.

Dünya her yıl tükettiğinden biraz daha az yeni gümüş ürettiğinde, aradaki fark stoklardan karşılanıyor ve bu durum birkaç yıl üst üste devam ettiğinde yapısal bir açık oluşuyor.

Bu da gümüş fiyatlarını orta ve uzun vadede destekleyen bir zemin yaratıyor.

Türkiye açısından bu tablo, yenilenebilir enerji projelerinde maliyet baskısının artabileceğini gösteriyor.

Öte yandan elektronik atıkların geri dönüşümüyle gümüş kazanımı stratejik bir alan haline geliyor.

Gümüş bazlı finansal ürünlerin çeşitlenmesi ise yatırımcıyı dalgaların peşinden sürüklenen değil, riskini yöneten bir konuma taşıyabilir.

BAKIR: ELEKTRİFİKASYON ÇAĞININ OMURGASI Bakırın hikâyesi şehirleşme ve altyapıyla iç içe. 2000’lerde Çin’in hızlı sanayileşmesi bakırı küresel büyümenin simgesi haline getirdi.

Pandemi sonrası dönemde ise bakır iki yönden baskı altında.

Bir yanda çevresel düzenlemeler ve üretim kesintileri arzı sınırlıyor, diğer yanda elektrikli araçlar, enerji şebekeleri ve veri merkezleri talebi hızla artırıyor.

Elektrikli bir araç, içten yanmalı bir araca kıyasla çok daha fazla bakır kullanıyor.

Şebeke güçlendirme yatırımları da bu ihtiyacı büyütüyor.

Bu nedenle bakır artık sadece sanayi metali değil, enerji ve teknoloji güvenliğinin temel girdilerinden biri.

Türkiye için bu durum açık bir risk barındırıyor.

Kablo, beyaz eşya, elektrikli araç ve sanayide bakıra bağımlılık maliyetleri yukarı çekiyor.

Ancak aynı zamanda fırsatlar da var: yerli madenlerin kapasite artırımı, alternatif iletken teknolojiler için Ar-Ge yatırımları ve Afrika ile Orta Asya’da uzun vadeli tedarik antlaşmaları, bu alanda denge kurmanın anahtarı olabilir.

Merkez bankalarının yıllık net altın alımı grafiği (Kaynak: Dünya Altın Konseyi).

AYNI ANDA ÜÇ RÜZGÂR: FAİZ, DOLAR, JEOPOLİTİK Bugün metallerin üzerinde üç rüzgâr aynı anda esiyor: reel faizlerin baskılanması, doların küresel rolüne dair tartışmalar ve jeopolitik kırılmalar.

Altın ve gümüş bu ortamda güven arayışıyla öne çıkarken, bakır tedarik ve büyüme beklentileri üzerinden fiyatlanıyor.

Bu fark, önümüzdeki dönemde metaller birlikte yükselse bile hızlarının neden farklı olabileceğini anlatıyor.

GEÇİCİ DALGA MI KALICI DEĞİŞİM Mİ?

Asıl soru şu: Bugünkü yükselişler geçici mi, yoksa yeni bir dönemin habercisi mi?

Küresel büyümenin sert yavaşladığı ve resesyonun (ekonomide daralma dönemi) konuşulduğu bir senaryoda bakır kısa vadede baskı görebilir.

Ancak, altyapı ve enerji yatırımlarının siyasi öncelik haline gelmesi düşüşleri sınırlayabilir.

Jeopolitik gerilimlerin arttığı bir tabloda altın rezerv sigortası rolüyle öne çıkar, gümüş de altınla korele (genellikle aynı yönde hareket eden) bir seyir izleyebilir.

Faiz indirimlerinin hızlandığı ve doların zayıfladığı bir ortamda ise üç metal de parasal genişleme etkisiyle destek bulabilir.

Altın parıltıyı, gümüş dönüşümü, bakır ise omurgayı temsil ediyor.

Türkiye için bu üçlü, basit bir yatırım tartışmasının ötesinde bir strateji haritası sunuyor: rezerv yönetimi, finansal derinleşme ve sanayi-enerji tedarik güvenliği.

Belki de asıl soru şu: Gerçek kıymet, vitrinde parlayan altın mı yoksa sistemi sessizce ayakta tutan bakır mı?

İlgili Sitenin Haberleri