Haber Detayı
Atlantikçi müdahalelerin hükûmet dersleri
Atlantikçi müdahalelerin hükûmet dersleri
ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu kaçırması, Latin Amerika ülkelerini tehdit etmesi, Küba’ya yönelmesi, İran’a saldırı işaretleri vermesi, Grönland’ı topraklarına katmak istemesi, Avrupa ile ilişkilerin kopma noktasına gelmesi… Donald Trump yönetimi, yeni açıkladıkları Ulusal Güvenlik Stratejisi’ne uygun hareket ediyor.
Fakat bu adımlarda tam başarı sağlayabilmiş değil.
Venezuela devleti ve milleti ayakta.
İran’a yönelik kışkırtmalar tutmadı, saldırıdan geri adım atıldı.
Suriye’nin kuzeyinde “İkinci İsrail” planı çöktü.
Grönland ise Avrupa’nın zayıf karnı konumunda.
ABD başarıyı sağlayabileceği tek yer burası gibi görünüyor.
DOĞU AKDENİZ’DEKİ ABD-İSRAİL YIĞINAĞINI DENGE POLİTİKASI ÖNLEYEMİYOR Suriye’deki gelişmelerle birlikte ABD-İsrail’in karadaki tehdidi ortadan kalksa da Doğu Akdeniz’e yığınak sürüyor.
ABD-İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs ittifakı, Türkiye’yi esas olarak tehdidini denizden sürdürüyor.
Doğu Akdeniz’deki bu cephenin karşısında Türkiye tek başına bulunuyor.
Bu da bölgede dengesizlik yaratıyor.
Ankara, Trump yönetimiyle birlikte bazı konularda ortaklık sağlasa da Atlantik sistemi ile Türkiye arasındaki çelişmeler derinliğini koruyor.
ABD’nin yedi iklimde insanlığa karşı açtığı cephelerin belki de en önemlisi Doğu Akdeniz.
Denge politikası buradaki ABD-İsrail yığınağını önleyemiyor.
Atlantik’in, Türkiye’deki iktidar planları engellenmiş veya ertelenmiş değil.
Şunu görmek lazım: ABD stratejik olarak çöküşte.
Avrupa ekonomileri de perişan.
Emperyalist-kapitalist sistemin iki büyük ekonomisinin çöktüğü koşullarda, kararsız olmamak gerekiyor.
Bu kararsızlık, Tayyip Erdoğan’ı devirerek yeni bir hükûmet kurma planlarının boşa çıkmasında yetersiz kalıyor.
AVRASYA’YA YÖNELİŞTE KARARLILIK VE İÇ CEPHEDE SAĞLAMLIK ABD’nin, Venezuela ve İran’a yönelik eylemlerinden çıkarılacak en önemli ders şudur: Avrasya’ya yönelişte kararlılık ve iç cephede sağlamlık.
Venezuela’nın devleti ve milletiyle ayakta kalması, milyonları sokağa dökmesi, ABD’nin eylemlerinde tereddütlere yol açtı ve ileri gidemedi.
Yine Geçici Hükûmet Başkanı Delcy Rodriguez’in yemin töreninde Çin, Rusya, İran Büyükelçilerine sarılarak verdiği mesaj, yani Avrasya’ya sırtını dayamak, ABD’yi caydırmakta etkili oldu.
İran’da da benzer bir duruma tanık olduk.
İran devletinin CIA-Mossad kışkırtıcılarını şiddetli ezmesi, PKK’nın İran uzantısı bölücü PJAK’a sert darbeler indirmesi ve 25 milyondan fazla insanın sokağa çıkarak devletiyle bütünleşmesi sonucu, ABD saldırgan tavırlarından geri adım attı.
CUMHUR İTTİFAKINDAKİ STRATEJİ FARKLILIĞI Saflaşmaların netleştiği dünyamızda, son zamanlarda Cumhur İttifakı içindeki farklılıklar göze çarpıyor.
AK Parti ve MHP’nin stratejik olarak farklı yönelimler içinde olduğu görülüyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan son konuşmalarında “Türk-Kürt-Arap ittifakı” üzerinde duruyor.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise “Türkiye-Rusya-İran-Çin İttifakı” konusunda açık tutum sergiliyor.
Türk-Kürt-Arap İttifakı, Doğu Akdeniz’deki cepheleşmenin kara ayağında başarılı oldu.
Fakat denizde, karşımızda ABD-İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs ittifakı karşısında yetersiz kalıyor.
Çünkü Türk-Kürt-Arap İttifakı’nın deniz gücü bulunmuyor.
Türkiye burada denizde tek kalıyor. “Türkiye-Rusya-İran-Çin İttifakı” ise, silahlı gücüyle, Doğu Akdeniz’de silahlı gücün dengelenmesi açısından önemli fırsatlar sunuyor. “Türkiye-Rusya-İran-Çin İttifakı”, bölgede saldırganlığı caydıracak, daha büyük savaşlara yol açabilecek gelişmeleri önleyecek tek çare olarak önümüzde duruyor.
AK PARTİ HÜKÛMETİNİN ÖNÜNDEKİ SORUMLULUKLAR Atlantik’in Türkiye’de muhalefeti birleştirme çabaları açık: Merkezde CHP var.
Türkiye’deki en Atlantikçi güç olarak DEM var.
MHP’yi bölerek kurulan Gladyo’nun unsurları İyi Parti ve Zafer Partisi de bunların yanına ekleniyor.
Sedat Peker başta olmak üzere mafya güzellemeleri, Süleymancıların belediyelere yerleştirilmesi gösteriyor ki, Türkiye’deki Mafya-Gladyo-Tarikat rejiminin artıklarının hepsi bir araya getirilmeye çalışılıyor.
Karşımızda bir çamur ittifakı inşa edilmeye çalışılıyor.
Bunun silahlı gücünü de ABD-İsrail oluşturuyor.
Ekonomik sıkıntılar başta olmak üzere bazı gelişmeler, bu Atlantik projesinin inşası için zemin hazırlıyor.
Cumhur İttifakı’nın önceki seçimde Meclis’e soktuğu Yeniden Refah Partisi ve HÜDA PAR gibi partiler, ittifakın altını oyan siyasetler izliyor.
Yine strateji farklılıkları ve doğru stratejiyi (TRÇİ İttifakını) tercih etmeme, olumsuz bir manzara çiziyor.
Devlet Bahçeli’nin “Cumhur İttifakı’nın ortağıyız ama iktidarın ortağı değiliz.” diyerek hükûmet uygulamalarından kendini ayırması da dikkat edilmesi gereken bir nokta.
Atlantik’in hükûmet formülüne ancak bir hükûmet formulü ile yanıt verilebilir.
Hem iç cepheyi güçlendirecek, ekonomide izlenen yanlış politikaları düzeltecek, üreticileri merkeze alan, dış cephede Türkiye’nin dostlarıyla buluşturacak bir hükûmet inşa etmekten başka bir çare görülmüyor.
Bu ancak ve ancak, Üreticilerin Millî Hükûmetinin inşa edilmesiyle başarılabilir.
AK Parti, MHP, Vatan Partisi ve Kılıçdaroğlu CHP’si, bu hükûmetin esas güçleridir.
Suriye’nin kuzeyinde ve İran’ın içinde PKK’nın ezilmesiyle, Üreticilerin Millî Hükûmetinin önünü açacak, devlette ve millette bütünleşmeyi sağlayacak koşulların zemini ortaya çıkmıştır.
Venezeula, İran ve belki de önümüzdeki günlerde ABD’nin dünyanın çeşitli yerlerinde girişeceği müdahaleler, hükûmetimizin önünde bazı sorumluluklar çıkarmaktadır.
Türkiye’mizin geleceği için bu sorumluluklar, hızla yerine getirilmelidir.