Haber Detayı
Riyad'da hukuk da askıda: Saldırı suçu görmezden gelindi
Riyad’daki 19 ülkenin yayımladığı bildiri, ABD ve İsrail’in “saldırı suçu” kapsamındaki eylemlerini yok sayarak uluslararası hukuku görmezden geldi. Metin, fail ile mağduru tersyüz eden yaklaşımıyla hukuki meşruiyet tartışması yarattı.
DR.
EMRE ŞENBABAOĞLU ABD-İsrail’in İran’a karşı 28 Şubat 2026’da başlattığı yasa dışı savaş devam ederken, Türkiye’nin de aralarında olduğu 19 Müslüman ülkenin dışişleri bakanları, 18 Mart 2026’da Riyad’da bir istişare toplantısı gerçekleştirdi.
Bu toplantının ardından İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını kınayan bir bildiri yayımlandı ancak bildiri İran’a karşı savaşı başlatan saldırgan tarafların şimdiye kadar gerçekleştirdiği uluslararası hukuk ihlalleri konusunda tek bir kelime dahi içermiyor.
Bu haliyle bildiri, savaşı başlatan failleri saklıyor ve İran’ı saldırgan bir ülke gibi göstermeyi amaçlıyor.8 Mart 2026 tarihinde Aydınlık Avrupa’nın yayımladığı “İnsanlık savaş suçluları Trump ve Netanyahu’yu yargılayacak” adlı yazımda İran’a karşı sürdürülen savaşı uluslararası hukuk açısından ele almıştım.
Bu yazıda şu önemli tespitlerde bulundum: 1) ABD ve İsrail’in 28 Şubat 2026’da İran’a karşı başlattığı saldırılarla Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 2. maddesinin 4. fıkrasındaki kuvvet kullanma yasağını açık bir şekilde ihlal etmiştir. 2) ABD ve İsrail, İran’a karşı gerçekleştirmiş olduğu saldırılarını Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 51. maddesindeki bireysel veya kolektif meşru müdafaa hakkına dayanarak savunamaz çünkü İran tarafından ABD ve İsrail’e yönelik “gerçekleşmekte olan” veya “gerçekleşmiş” bir silahlı saldırı yok. 3) ABD ve İsrail, İran’a karşı saldırılarını “geleceğe yönelik önleyici meşru müdafaa” (preventative self-defence) önlemleri arasında yer alan yaklaşan silahlı bir saldırıya karşı “önleyici meşru müdafaa” (anticipatory self-defence) hakkına dayandıramaz.
Uluslararası hukukta bu hakkın var olup olmadığına ve sınırlarına dair tartışmalar devam etmektedir.
Böyle bir hakkın var olduğunu kabul etsek bile, İran’dan ABD ve İsrail’e yönelik “gerçekleşmek üzere” olan bir silahlı saldırı tehdidi yoktu. 17 Mart 2026’da ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi’nin eski Direktörü Joe Kent’in istifası bu bağlamda dikkat çekicidir.
Joe Kent istifa mektubunda, “Vicdanım elvermediği için İran’da devam eden savaşı destekleyemem.
İran, ülkemiz için yakın bir tehdit oluşturmuyordu ve bu savaşı İsrail’in ve onun güçlü Amerikan lobisinin baskısı nedeniyle başlattığımız açıktır” dedi.
Joe Kent, İran’dan ABD ve İsrail’e yönelik yakın bir silahlı saldırı tehdidinin olmadığını açıkça ifade etmiştir.
Başka bir deyişle, Joe Kent ABD ve İsrail’in İran’a karşı saldırılarının hukuki dayanağının bulunmadığını teyit etmektedir. 4) ABD ve İsrail, İran’a karşı saldırılarını BM’nin 51. maddesi kapsamındaki meşru müdafaa hakkı kapsamında gerekçelelendiremediği için bu saldırılar yasa dışıdır.
Daha da önemlisi, ABD ve İsrail’in eylemleri yalnızca hukuka aykırı kuvvet kullanımı değil, aynı zamanda uluslararası ceza hukuku bakımından “saldırı suçu” kapsamına girmektedir.
Roma Statüsü’nün 8 bis maddesi bu suçu açıkça tanımlamaktadır. 5) Buna karşılık İran, BM Antlaşması’nın 51. maddesi kapsamında meşru müdafaa hakkına sahiptir.
Bu hak bağlamında, İran kendisini savunmak için ABD’nin ve İsrail'in silahlı saldırılarına gereklilik ile orantılılık ilkelerine uygun olmak kaydıyla yanıt verebilir.
İran, bu saldırıların kaynaklandığı her askeri noktayı, gereklilik ve orantılılık ilkelerine uymak koşuluyla hedef alabilir.
KÖRFEZ ÜLKELERİNİN HUKUKİ SORUMLULUĞU Kuveyt, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan gibi Körfez ülkeleri doğrudan İran’a saldırmasa ve savaşa katılmasa bile fiilen İran’a karşı yürütülen saldırıların bir parçası hâline gelmiştir.
Uluslararası hukukta yer alan tarafsızlık hukuku (neutrality law), tarafsız bir devletin başka bir savaşan tarafın tarafsızlığını ihlal etmesini engelleyemediği veya engellemek istemediği durumlarda, savaşan tarafın tarafsız devletin topraklarında güç kullanmasına izin vermektedir.Ancak, ABD ve İsrail ile İran arasındaki silahlı çatışmalarda tarafsız kalması beklenen Körfez ülkeleri, tarafsızlık statülerinin ihlalini önlemek için gerekli önlemleri almak zorundadır.
ABD askeri üslerine ev sahipliği yapan bu ülkelerin, kendi toprakları üzerinden düzenlenen saldırıları önleme yönünde herhangi bir çaba göstermediği görülmektedir.
Bu ülkeler ABD ve İsrail’in İran’a karşı saldırılarına karşı topraklarını kullandırarak saldırılara fiilen katkı sağlamaktadır.
Bu yüzden Körfez ülkeleri, ABD ve İsrail’in İran’a karşı savaşında bir taraf haline gelmiştir.
Özellikle, İran’a karşı gerçekleştirilen ABD ve İsrail saldırıları Körfez ülkelerindeki bu üslerden yürütülüyorsa, bu üsler meşru müdafaa hakkı kapsamında yasal hedef hâline gelebilir. 13 Mart 2026 tarihinde ABD Hava Kuvvetleri, İran’ın Basra Körfezi kıyılarındaki önemli bir petrol ihracat merkezi olan Hark Adası'na büyük çaplı bir bombardıman düzenledi.
İran, bu saldırıların Birleşik Arap Emirlikleri de dahil olmak üzere komşu ülkelerin topraklarından gerçekleştirildiğini açıkladı.
Körfez ülkeleri Hark Adası’na düzenlenen ABD saldırılarında topraklarını kullandırdığı için uluslararası hukuku açıkça ihlal etmiş, hatta ABD’nin saldırı suçunun bir ortağı haline gelmiştir.
BM Genel Kurulu’nun 1974 tarihli 3314 (XXIX) sayılı “Saldırının Tanımı” kararında, madde 3’te saldırı suçu sayılan fiiller arasında Körfez ülkelerinin topraklarını kullandırma fiiliyle ilgili bir fıkra bulunmaktadır. 3. maddenin f fıkrasına göre, “ülkesini başka bir devletin emrine veren bir devletin, ülkesinin o devlet tarafından üçüncü bir bir devlete karşı saldırı amacıyla kullanılmasına izin vermesi” saldırı fiili olarak tanımlanmaktadır.
Körfez ülkeleri, Hark Adası saldırılarında olduğu gibi topraklarını ABD’nin İran’a karşı saldırılarında kullanmasına izin vermektedir ve dolaylı olarak saldırı fiiline iştirak etmektedir.Saldırının Tanımında, 3. maddenin f fıkrası, bir devletin topraklarını başka bir devletin saldırı için kullanmasına izin vermesi durumunu saldırı olarak tanımlamaktadır.
Elbette bu durum tek başına 51. madde kapsamında meşru müdafaa hakkı doğurmaz.
Ancak bir devlet, topraklarını saldırılar için kullandırmanın ötesine geçerek bu saldırılara aktif katılım sağlar, askeri destek verir veya eylemleri doğrudan kolaylaştırırsa, bu fiiller silahlı saldırının bir parçası hâline gelebilir.
Bu durumda, söz konusu devlet meşru müdafaa kapsamında hedef alınabilir.Körfez ülkeleri, doğrudan İran’a saldırmasa da topraklarının İran’a karşı saldırılarda kullanılmasına izin vermektedir.
Körfez ülkelerindeki ABD üslerinin işlevi yalnızca uçak kaldırmakla sınırlı değildir.
Bu üsler aynı zamanda, hava operasyonları, tanker uçuşları, erken uyarı radarları, istihbarat, lojistik ve komuta kontrol için kullanılmaktadır.
Dolayısıyla bir üs, doğrudan bombardıman amacıyla kullanılmasa bile saldırıların kritik bir parçası haline gelebilir ve meşru müdafaa hakkı kapsamında hedef olabilir.
RİYAD BİLDİRİSİ’NİN ULUSLARARASI HUKUK AÇISINDAN ANALİZİ VE TÜRKİYE’YE ETKİLERİ Genel olarak bakıldığında, 19 Mart 2026 tarihli Riyad Bildirisi 28 Şubat 2026’dan bu yana devam eden savaşta ortaya çıkan temel gerçeklikleri tek taraflı ve bağlamından kopuk bir şekilde ele almaktadır.
Bildiri, ABD ve İsrail’in savaş sırasında gerçekleştirmiş olduğu ve yukarıda değinilen uluslararası hukuk ihlallerine hiçbir şekilde yer vermemekte; BM Antlaşması’nı açıkça çiğneyen ve saldırı suçu teşkil eden ABD ve İsrail eylemlerini hiçbir şekilde kınamamaktadır.Bildirinin 2. paragrafında, İran’ın “balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla gerçekleştirilen ve yerleşim alanlarını, sivil altyapıyı -petrol tesisleri, tuzdan arındırma tesisleri, havalimanları, konut binaları ve diplomatik misyonlar dahil- hedef alan” saldırıları kınanmaktadır.
Ancak bu değerlendirme, söz konusu saldırıların bağlamını tamamen göz ardı etmektedir.
Nitekim bildiride, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve Ali Laricani’ye yönelik suikastlara, İran’ın Minab şehrinde bir ilkokulu vurarak 175 çocuğun katliamına neden olan ABD ve İsrail’in uluslararası hukuku ağır bir şekilde ihlal eden eylemlerine hiçbir şekilde değinilmemektedir.Benzer şekilde, bildiride İran’da askeri amaçlarla kullanılmayan ve askeri hedef statüsünde bulunmayan sivil alanları, şehirleri, okulları, hastaneleri, tarihi eserleri ve kültürel malları, stadyumları ve spor salonlarını hedef alan ABD ve İsrail’in uluslararası insancıl hukuku hiçe sayan eylemleri görmezden gelinmektedir.
İran’ın petrol ve doğalgaz tesislerini hedef alan ve ciddi çevresel tahribata yol açan ABD ve İsrail’in yasa dışı eylemleri karşısında sessiz kalınırken, İran’ın sivil altyapıya yönelik misilleme eylemelerinin kınanması, bildirinin tarafsızlık ve adalet iddiasını zayıflatmaktadır.Bildirinin en sorunlu ve çelişkili yönlerinden biri, 19 ülkenin BM Antlaşması’nın 51. maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkına sahip olduklarını ileri sürmeleridir.
Uluslararası hukukta genel kabul gören yaklaşıma göre, hukuka aykırı kuvvet kullanımına katılan veya bu kullanımı kolaylaştıran devletler meşru müdafaa hakkına dayanamaz.
Bu çerçevede, İran’ın “meşru müdafaa” eylemlerine karşı Körfez ülkelerinin “meşru müdafaa” hakkı bulunmamaktadır.
Körfez ülkeleri, ABD’nin İran’a yönelik saldırı eylemlerini topraklarını kullandırarak kolaylaştırmış ve bu suretle ABD’nin işlediği saldırı suçunun ortağı haline gelmiştir.
Dolayısıyla söz konusu ülkelerin meşru müdafaa hakkına sahip olduklarını ileri sürmeleri uluslararası hukuk açısından temelsizdir.Bildirinin 3. paragrafında ise İran’a saldırılarını derhal durdurma çağrısı yapılmakta ve uluslararası hukuk ile uluslararası insancıl hukuka saygının önemi vurgulanmaktadır.
Ancak bu çağrı, savaşın başlangıcından itibaren ABD ve İsrail’e atfedilen ihlallerin görmezden gelinmesi nedeniyle tutarlılık sorunu doğurmaktadır.İranlı yetkililer, savaş süresince askeri ve ekonomik hedefleri vurduklarını, komşu ülkelerdeki sivillere zarar vermekten kaçınmaya çalıştıklarını defalarca ifade etmiştir.
Bununla birlikte, böylesi bir çatışma ortamında tüm tarafların uluslararası insancıl hukuk ihlallerine başvurmuş olabileceği de göz ardı edilmemelidir.
Mümkün olduğunca uluslararası hukuk kurallarına uymaya çalışan İran’ın da çeşitli uluslararası hukuk ihlalleri yapmış olması savaşın doğası gereği kaçınılmazdır.
SONUÇ: TÜRKİYE KENDİ HUKUKİ ZEMİNİNİ AŞINDIRIYOR Savaşa bir bütün olarak bakıldığında, uluslararası hukuku ilk ihlal eden ve bu savaşı başlatan devletlerin hukuki ve siyasi sorumluluğu daha fazladır. 19 Mart Bildirisi, fail ve suç ortaklarını mağdur, mağduru ise fail gibi göstermeye çalışmaktadır.
Savaşın olgularını tek taraflı değerlendiren bu bildiri, hukuki açıdan hiçbir değer taşımamaktadır.
Bildirinin 5. paragrafında göstermelik olarak “İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırganlığını ve bölgedeki yayılmacı politikasını” kınayan ülkeler, ABD ve İsrail’in geniş çaplı ve hukuka aykırı birçok eylemini görmezden gelerek fiilen bu ülkelerin yanında konumlanmaktadır.
Türkiye ve Azerbaycan’ın böyle bir bildiriye imza atması, millî çıkarları açısından oldukça hatalı ve üzücüdür.
Bu durum, hem İran’ın kendini savunmasını, birlik ve beraberliğini sağlamasını hedef almakta hem de Türkiye’yi, bölgesinde kendisine yönelen ABD ve İsrail tehditlerine karşı savunmasız bırakmaktadır.
Türkiye, ileride kendisine Irak’taki, Suriye’deki, Yunanistan’daki ve Güney Kıbrıs’taki yabancı devletlere ait üslerden silahlı saldırılar gerçekleştirildiğinde, bu saldırıların yapıldığı üslere karşı meşru müdafaa hakkını kullanmayacak mıdır?
Nitekim Türkiye, İran’ı kınayarak, ileride benzer saldırılara uğraması durumunda kendini savunma hakkının bulunmadığı yönünde bir algının oluşmasına yol açmaktadır.
Türkiye, İran’ın meşru müdafaa hakkını tanımalı ve yarın aynı hakka başvurduğunda kendi elini zayıflatan bir çelişki üretmemelidir.
Kaynaklar:Joint Statement Issued by the Consultative Ministerial Meeting of Foreign Ministers of the Group of Arab and Islamic Countries on Iranian Aggressions, 19 March 2026.Erişim: https://www.mfa.gov.tr/joint-statement-issued-by-the-consultative-ministerial-meeting-of-foreign-ministers-of-the-group-of-arab-and-islamic-countries-on-iranian-aggressions-19-march-2026.en.mfaİnsanlık savaş suçluları Trump ve Netanyahu’yu yargılayacak, Aydınlık Avrupa.Erişim: https://www.aydinlik.com.tr/haber/insanlik-savas-suclulari-trump-ve-netanyahuyu-yargilayacak-569221Iran Says Kharg Island Attacks Launched from U.A.E., Wall Street Journal, 2026.Erişim: https://www.wsj.com/livecoverage/us-israel-iran-war-news-2026/card/iran-says-kharg-island-attacks-launched-from-uae-jLHjqekE8ehzA6b8R7Bn