Haber Detayı

İskeçe Müftüsü Mustafa Trampa Aydınlık Avrupa’ya konuştu: İrademizi yok sayamazsınız
Avrupa aydinlik.com.tr
19/01/2026 00:00 (3 saat önce)

İskeçe Müftüsü Mustafa Trampa Aydınlık Avrupa’ya konuştu: İrademizi yok sayamazsınız

Yunanistan’ın Dimetoka’ya atadığı “sözde müftü”, Batı Trakya Türk azınlığında tepkilere yol açtı. Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu Başkanı ve İskeçe Müftüsü Mustafa Trampa, bu atamayla azınlığın iradesinin bir kez daha yok sayıldığını söyledi.

Yunanistan, Batı Trakya’daki Türk azınlığının iradesini yok sayarak Dimetoka’ya sözde müftü atadı.

Yunanistan Eğitim, Din İşleri ve Spor Bakanlığının kararıyla atanan Emin Şerif için 9 Ocak’ta Atina’da yemin töreni düzenlendi.

Bakanlık, bu atamayı "tarihî bir adım" niteledi.

Bakan Sofia Zaharaki, sürecin anayasaya ve Lozan Antlaşması’yla uyumlu olduğunu ileri sürdü.

Batı Trakya Türk azınlığı ise duruma tepkili.

Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu Başkanı ve İskeçe Müftüsü Mustafa Trampa yaşananları Aydınlık Avrupa’ya değerlendirdi.

Türk azınlığın iradesinin yok sayıldığını vurgulayan Trampa, Yunanistan’ın uyguladığı politikaları anlattı.

AZINLIĞIN GÖRÜŞÜNÜ ALMADAN YASA ÇIKARDILAR Yunanistan müftü atadı.

Ne yaşanıyor?

Bizler bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Batı Trakya Türk Azınlığı'nın temel meselelerini, problemlerini her platformda savunmaya devam edeceğiz.

Belediyedeki arkadaşlarımız, muhtarlarımız, encümen heyetlerimiz, vakıf heyetlerimiz davamızın haklılığını anlatmaya devam ediyor.

Yunanistan devleti 2022'de müftülük yasasını çıkarırken halkın iradesini temsil eden bu insanlara, bu kurumlara hiçbir şekilde danışmadı.

Hatta meclisteki üç milletvekilimize dahi bu sorulmadı.

Dolayısıyla azınlığın iradesi yok sayıldı, azınlığın görüşü alınmadan bu yasa yapıldı.

O yasayı şuanda uyguluyorlar.

Bu yapılan ilk uygulama mı?

Yunan devleti, bunu neden böyle bir şova çevirdi?

İşte tayin edecek kişiyi Atina'ya, bakanlığa davet edip orada kameraların önünde bir yemin töreniyle bunu niye ilan etti?

SIRADA İSKEÇE VE GÜMÜLCİNE VAR Neden bunu yaptılar?

Dimetoko’ya müftü atadılar.

Daha sonra, bunu da açıkladılar zaten; İskeçe'ye ve akabinde Gümülcine'ye bir atama yapılacak.

Şimdi bu yaşananlar yeni bir durum mu?

Ne yazık değil.

Geriye doğru gidelim.

Ben İskeçe özelinde yaşananları hatırlatayım. 1990'da Mustafa Hilmi Aga vefat edince İskeçe müftülük makamı boş kaldı.

O zaman Yunan Devleti kendilerine göre bir heyet seçti ve o heyet uygun gördüğü üç aday belirlendi.

Bu adaylardan biri İskeçe Valisi tarafından müftü tayin edildi.

Yunan devletinin, Dimetoka’ya müftü tayininde takip ettiği usul aynı.

Yine 33 kişilik bir heyet adayı belirledi.

Bu atamalar azınlığın iradesini temsil etmiyor.

Neden?

Bu 33 kişilik heyet azınlığı yansıtıyor mu yansıtmıyor mu bunlara bakılmıyor.

Bu heyet, Yunan devletinin yıllardır etrafında barındırdığı toplumda karşılığı bulunmayan kişilerden oluşan bir ekip olarak görülmekte. “Biz bu heyeti topladık, heyet iki aday belirledi, biz de bu adaylardan birini atadık” şeklinde bir açıklama yapıldı.

Aslında 1990’da yaşanan durum da bundan farklı değildi.

Batı Trakya'da sorun 90’larda başladı.

Yunan devleti böyle bir tayin usulü benimsedi. ‘KURUMLARIMIZI YOK EDİYORLAR’ Yunanistan neden böyle bir atama yoluna gitti?

Yunanistan çıkardığı yasalarla bizim kurumlarımızı, müftülüğümüzü kuşa çevirdi.

Bu işin arka planına bakmak lazım.

Müftülüğü besleyen en önemli unsurlar nedir?

Mesela bizim vakıflarımız vardı.

Vakıflarımız yok edildi.

Buralar Yunan devletinin tayin ettiği şahıslar tarafından idare ediliyor.

Normalde müftülükler vakıfları kontrol eder.

Oranın akarından elde edilen gelirleri müftülük alır.

Toplumun ihtiyaçlarına, menfaatine göre bu gelirleri kullanılır.

İkincisi mesele de şu;  Bizim kurumlarımız var.

İskeçe Türk Birliği, Gümülcine Türk Öğretmenleri Birliği gibi.

Bu kurumlarımızı da yok ettiler.

Tabelalarını imha ettiler.

Okullarımız kapatılıyor.

Eğitime, vakıflara, milli kimliğimize, müftülüğü darbe vuruyorlar.

Şimdi diyorlar ki ‘Biz müftülüğe gayet özgür bir şekilde tayin yapıyoruz.’ Hayır alakası yok.

Kuşa çevirdiler müftülükleri. ‘BİZLER HAKLARIMIZ NEYSE ONU İSTİYORUZ’ Türk azınlık ne istiyor?

Biz uluslararası antlaşmalarla garanti altına alınmış bir azınlığız.

Lozan Antlaşması var.

Devletler çatısı altında yaşayan azınlıklara nasıl haklar veriyorsa biz de bunu istiyoruz.

İstanbul'da mesela Rum azınlığı var.

İstanbul Rum azınlığına Türkiye Cumhuriyeti devleti bütün kolaylıkları sağlıyor, kendileri de bunu ifade ediyor.

Ana vatanımız o hakları nasıl veriyorsa biz de bunu istiyoruz.

Burada toplumu ayakta tutan kurumlardır.

Bu kurumları besleyen değerlerdir.

Bakıyorsunuz Türkçeyi ortadan kaldırıyorlar.

Türk diyemiyorsunuz.

Milli kimliğimizi ortadan kaldırdılar.

Örneğin camilerimiz var, İskeçe'de, Gümülcine’de, Dimetoka'da… Oraya bakarsanız göreceksiniz.

Tamir bekliyor.

Bunlar şu anda yıkılmayla yüz yüze.

Biz, tüm bu kurumların sağlıklı şekilde yönetilmesini, ayakta kalmasını ve kendi inancımıza, değerlerimize, kültürümüze ve tarihimize uygun biçimde yaşatılmasını istiyoruz.

Bu kurumları kendi hür irademizle, kendi insanlarımızla ve kendi değerlerimiz doğrultusunda yönetmek istiyoruz.

Oysa biz her sabah “Bugün nereden bir müdahale, nereden bir darbe gelecek?” endişesiyle uyanıyoruz.

Bu korkuyla yaşıyoruz.

Sonra çıkıp “Dini özgürlüklere saygılıyız, hukuku uyguluyoruz” diyorlar.

Ama bu gerçeği yansıtmıyor. ‘MÜFTÜLER SEÇİMLE BELİRLENMELİ’ 1990’lı yıllarda yaratılan durum en açık örneğidir.

Devlet müftü atamaya başlayınca, azınlık buna karşı çıktı ve Lozan Antlaşması’ndan doğan haklarını kullanarak kendi iradesini ortaya koydu.

O dönemde azınlığın tamamını temsil eden kişiler bir araya gelerek, bugünkü adıyla Danışma Kurulu olan yapıyı oluşturdular ve “Uluslararası antlaşmalara göre müftü seçimini nasıl yapmalıyız?” sorusunu tartıştılar.

Bu sürecin sonunda, 1991 yılında Mehmet Emin Ağa’nın da aralarında bulunduğu adaylar yarıştı ve halkın geniş katılımıyla bir müftü seçimi yapıldı.

Bu seçim, camilerde, herkesin katıldığı ve el kaldırma usulüyle gerçekleştirildi.

Bana göre bu yöntem son derece demokratikti ve bugün de geçerliliğini koruyabilecek niteliktedir.

Unutulmamalıdır ki müftülük Batı Trakya Türk azınlığı için yalnızca idari bir makam değildir.

Müftülük; sosyal, kültürel ve toplumsal bir yapıdır.

Toplumun her kesimine dokunan, insanların yaşadığı sorunları gören ve çözüm üretmeye çalışan bir kurumdur.

Bizim talebimiz nettir: Uluslararası antlaşmaların öngördüğü demokratik haklarımızın iade edilmesi, azınlığın ruhunu ve değerlerini yansıtan bir yönetim anlayışının önünün açılması istiyoruz.

Kendi kimliğimizle, özgür bir şekilde var olmamıza izin verilmeli.

YTB Başkanı Turus: Lozan’a aykırı olan bu atama kabul edilemez Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar (YTB) Başkanı Abdulhadi Turus, Yunanistan’ın Batı Trakya’da Türk Azınlığın iradesini yok sayarak Dimetoka Müftülüğü’ne atama yapmasına tepki gösterdi.

Turus, Lozan Barış Antlaşması'na aykırı bu adımın kabul edilemez olduğunu belirterek, "Müftülük makamı devletin idari bir tasarrufu değil, azınlığın hür iradesinin tezahürü olmalıdır" dedi. ‘SEÇİLMİŞ MÜFTÜLERİN YANINDAYIZ’ Yazılı bir açıklama yapan Turus, Batı Trakya’daki seçilmiş müftülerin ve Azınlığın meşru temsilcilerinin yanında olduklarını vurguladı.

Turus, Yunanistan’ı uluslararası hukuka ve demokratik değerlere uymaya davet ederek şu ifadelere yer verdi: "Batı Trakya Türk Azınlığı’nın, Lozan Barış Antlaşması’yla teminat altına alınmış dinî özerkliğini ve kendi temsilcilerini seçme hakkını ihlal eden dayatmacı adımları endişeyle takip ediyoruz.

Batı Trakya’da soydaşlarımızın iradesi yok sayılarak gerçekleştirilen müftü ataması; hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmadığı gibi, demokratik değerleri ve toplumsal barış zeminini de zedelemektedir. "

İlgili Sitenin Haberleri