Haber Detayı
İçeride birlik, dışarıda etki Türkiye’nin Ortadoğu denklemindeki sınavı
İçeride birlik, dışarıda etki Türkiye’nin Ortadoğu denklemindeki sınavı
Ortadoğu’da takvim yaprakları değişiyor ama manzara çok değişmiyor.
ABD-İran gerilimi, farklı biçimlere bürünerek yeniden sahne alıyor.
Bazen Basra Körfezi’nde bir tanker krizi, bazen Irak ve Suriye’de vurulan bir üs, bazen de Yemen’den fırlatılan bir füze olarak karşımıza çıkıyor.
Kimi zaman “kontrollü gerilim” diye yumuşatmaya çalışsak da bugün gelinen noktada bu denklemin hem bölge ülkeleri hem de Türkiye açısından çok daha riskli bir evreye girdiği açık.
Bu gerilim hattına Türkiye’den baktığımızda ise asıl mesele, “Kim haklı?” sorusundan çok, “Biz bu tablonun neresindeyiz ve nerede durmalıyız?” sorusunda düğümleniyor.
Çünkü artık Ortadoğu’daki her dalgalanma, doğrudan Türkiye’nin güvenliğine, ekonomisine, enerji faturasına ve diplomatik kapasitesine dokunuyor.
Bu yüzden fotoğrafı biraz geri çekip, sakin bir zihinle tabloyu okumakta fayda var.
ENERJİNİN KALBİ ATEŞ ÇEMBERİNDE Ortadoğu hâlâ dünyanın enerji kalbi.
Petrol ve doğal gaz rezervlerinin önemli bir bölümü, bugün ABD-İran geriliminin tam ortasında kalan coğrafyalarda.
Hürmüz Boğazı üzerinden geçen enerji sevkiyatı, küresel ekonominin can damarlarından biri.
Bu damara bir baskı uygulandığında ise sadece bölge ülkeleri değil, tüm dünya piyasaları sarsılıyor.
Türkiye açısından mesele daha da hassas: - Enerji ithalatına yüksek derecede bağımlıyız. - Döviz kuru kırılgan, enerji fiyatlarındaki her artış enflasyona anında yansıyor. - Sanayi ve taşımacılık maliyetleri enerji üzerinden doğrudan etkileniyor.
Dolayısıyla ABD-İran hattındaki her kriz, Türkiye için sadece bir dış politika başlığı değil, aynı zamanda mutfağa kadar giren bir ekonomik dosya.
Hürmüz’de sıkışan bir tanker, aylar sonra Türkiye’de pazardaki sebze-meyve fiyatını, sanayideki üretim maliyetini etkileyebiliyor.
Enerji koridorlarının güvenliği bizim için soyut bir jeopolitik tartışma değil, çok somut bir hayat pahalılığı meselesi.
VEKÂLET SAVAŞLARININ GÖLGESİNDE ABD-İran gerilimi hiçbir zaman sadece iki başkent arasında yaşanan “doğrudan bir bilek güreşi” olmadı.
Irak’tan Suriye’ye, Lübnan’dan Yemen’e kadar geniş bir hatta, bu gerilimin sahaya yansıdığı sayısız aktör ve dosya var.
İşin içine milis gruplar, vekil örgütler, istihbarat savaşları, insansız hava araçları giriyor.
Türkiye’nin tabloya baktığı yer ise benzersiz: 1-Irak’ta sahadayız, üslerimiz var, güvenlik kaygımız yüksek. 2-Suriye’de hem oyun kurucularla hem terör örgütleriyle aynı zemini paylaşıyoruz. 3-Doğu Akdeniz ve Kızıldeniz hattı, ticaret yollarımız için kritik.
Dolayısıyla ABD-İran gerilimindeki her “yan çatışma”, Türkiye için potansiyel bir güvenlik riski anlamına geliyor.
Bir ABD üssüne yapılan saldırı, misilleme adı altında Suriye ya da Irak’ta yeni bir askeri operasyonu tetikleyebiliyor.
Bu da Türkiye’nin sınır güvenliğini, sahadaki askeri varlığını ve diplomatik pozisyonunu doğrudan etkiliyor.
TÜRKİYE İÇİN İNCE DENGELER Böylesine karmaşık bir tabloda Türkiye’nin önünde çok net bir zorunluluk var: Hem güvenliğini koruyacak hem de hiçbir bloğun otomatik parçası hâline gelmeyecek bir denge siyaseti.
Bu denge üç ana eksen üzerinden yürümek zorunda: 1-GÜVENLİK VE SAVUNMA EKSENİ Türkiye; Suriye ve Irak’ta zaten ciddi bir askeri yükün altında.
ABD-İran gerilimi kızıştığında: - Hava sahalarının kapanması, - Lojistik hatların kesintiye uğraması, - Sahadaki grupların pozisyon değiştirmesi, gibi faktörler, Türk Silahlı Kuvvetlerinin planlarını doğrudan etkiliyor.
Bu nedenle Ankara’nın askeri kanadı, sahadaki tabloyu yakından izleyip esnek bir planlama yapmak zorunda. 2-DİPLOMASİ VE ARABULUCULUK EKSENİ Türkiye’nin elindeki en önemli kozlardan biri, birçok aktörle aynı anda konuşabilen nadir ülkelerden biri olması.
Hem NATO üyesi hem de bölge ülkeleriyle diyalog kanallarını açık tutan bir pozisyon bu.
ABD ile stratejik çıkarlarımız zaman zaman çatışsa da iletişim sürüyor.
İran’la tarihsel ve ekonomik bağlarımız var.
Rusya, Körfez ülkeleri, Avrupa Birliği derken Türkiye, bu çatışmalı zeminde farklı tarafları aynı masaya çekebilecek potansiyele sahip.
Bu potansiyeli etkin kullanmak, Ankara’ya sadece “krizi yöneten ülke” kimliği kazandırmaz; aynı zamanda bölgede ağırlığı olan bir aktör olarak görülmesine de katkı sunar. 3-EKONOMİ VE ENERJİ EKSENİ Türkiye’nin en kırılgan noktalarından biri ekonomi.
Enflasyon, kur baskısı, cari açık gibi dertler masadayken bir de enerji fiyatlarındaki dalgalanma eklenince tablo ağırlaşıyor.
Bu nedenle Ankara’nın şu başlıklara ağırlık vermesi hayati: - Enerji tedarikini çeşitlendirmek, - Uzun vadeli, öngörülebilir fiyatlı anlaşmalar yapmak, - Yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırmak, - Türkiye’nin enerji transit rolünü güçlendirmek.
Bunların her biri, ABD-İran gerilimi gibi dış şoklara karşı Türkiye’nin dayanıklılığını artıracak hamleler.
SERT SÖYLEM YERİNE AKILLI SİYASET Ortadoğu gibi kırılgan bir coğrafyada yüksek hacimli söylem her zaman akıllı siyaset anlamına gelmiyor.
Bazen birkaç dakikalık alkış uğruna atılan hesapsız bir adım, yıllarca sürecek bir diplomatik maliyetin kapısını aralayabiliyor.
Bu nedenle Türkiye’nin: - Duygusal değil rasyonel, - Tepkisel değil planlı, - Kutuplaştırıcı değil birleştirici bir dil ve tutum benimsemesi gerekiyor. ‘TARAF OLMADAN VAR OLMAK’ MÜMKÜN MÜ?
Gerçekçi olmak gerekirse, tamamen tarafsız kalmak diye bir lüks yok.
Türkiye hem NATO üyesi hem de İran’la komşu.
Dolayısıyla mesele, “hiçbir tarafla ilişki kurmamak” değil; “ilişki kurarken kendi çıkarını merkeze koymak.” Ne koşulsuz bir blok aidiyeti ne de günübirlik taktik manevralarla savrulan bir politika… Türkiye, kendi eksenini sağlam kurduğu ölçüde başkalarının ekseni tarafından yutulmayan bir aktör hâline gelir.
İÇERİDE BİRLİK DIŞARIDA ETKİ Bir ülkenin dışarıdaki etkisi, içerideki istikrarıyla doğrudan bağlantılı.
Ekonomik krizlerle boğuşan, kurumlarına güvenin düşük olduğu bir ülkenin dışarıda sözü sınırlı olur.
ABD-İran gerilimi gibi büyük kriz anları, ülkeler için bir stres testi işlevi görüyor.
Türkiye’nin bu testi geçebilmesi için: - Kurumların düzgün işlemesi, - Güvenlik bürokrasisi ile siyasi irade arasında koordinasyon, - Ekonomi yönetiminin dış şoklara hazırlığı, - Toplumun dezenformasyona karşı dayanıklılığı, gibi başlıklar kritik önem taşıyor.
SOĞUKKANLI, ILIMLI, HESAPLI BİR ÇİZGİ ABD-İran gerilimi kısa sürede bitmeyecek; biçim değiştirecek, yeni alanlara sıçrayacak, yeni aktörleri içine çekecek.
Bu da Türkiye’nin önünde uzun soluklu, dalgalı bir dönem olduğunu gösteriyor.
Bu dönemde yapılması gerekenler dramatik değil; akıllı, sakin ve planlı adımlar: - Soğukkanlı kalmak. - Sert söylemler yerine sonuç getiren diplomatik hamlelere odaklanmak. - Güvenlik risklerini doğru okumak. - Enerji ve ekonomi başlıklarında kırılganlıkları azaltmak. - Devlet aklının sürekliliğini korumak.
Ortadoğu’nun fırtınalı denizinde dalgaları durdurmak bizim elimizde değil; ama dümeni sağlam tutmak, rotayı akılla çizmek ve gemiyi hasarsız limana ulaştırmak bizim sorumluluğumuz.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey de tam olarak bu: Gürültünün değil, aklın sesini yükselten bir çizgi.