Haber Detayı
İran'dan sonra hedef Türkiye
İran'dan sonra hedef Türkiye
Bugün İran üzerinden sahnelenen, yine bildik bir senaryo devrede: Önce algı hazırla, sonra ekonomik ve siyasi baskıyı artır, ajanlarınla "müdahale zemini" hazırla ardından “kurtarma” masalı anlat.
Batı medyası ve onun Türkiye’deki uzantıları yine aynı manşetleri dolaşıma sokuyor: “Halk ayaklandı”, “rejim gidiyor”, “özgürlük geliyor.” Bu dili Irak’ta da gördük, Libya’da da, Suriye’de de.
Ama İran’daki asıl tablo başka.
İran halkı bütün sorunlarına rağmen ülkesine ve devletine sahip çıktığını açıkça gösteriyor.
Sokaklarda “Biz buradayız” diyen yürüyüşler, meselenin bir “demokrasi anlatısı” değil doğrudan bir kuşatma politikası olduğunu ortaya koyuyor.
ABD ve İsrail’in İran’ı uzun süredir hedefe koyduğunu görüyoruz.
Yıllardır süren ekonomik ve siyasi baskı şimdi içeriden karıştırma girişimleriyle tamamlanmak isteniyor.
Sosyal medya üzerinden yürüyen kampanyalar da bu saldırının parçası.
Elbette İran’da sorunlar var.
Hangi ülkede yok?
Ama mesele bu sorunların kimlerin elinde ve ne amaçla kullanıldığıdır.
Washington’un ve Tel Aviv’in derdinin İran halkının refahı olmadığı artık gizlenmiyor.
İran, yüzyıllardır büyük güçlerin baskısıyla karşı karşıya kalmış ama her defasında ayakta kalmayı bilmiş bir devlet geleneğine sahip.
Bugün yaşananlar da bu uzun mücadelenin yeni bir evresidir.
İşte tam bu noktada mesele, sadece İran’la ilgili bir dış politika başlığı olmaktan çıkıyor.
Çünkü burada konuştuğumuz şey, emperyalizmin bir ülkeyi nasıl hedef seçtiği, nasıl algı yarattığı ve bizlerin bu propagandaya karşı nasıl karşı koyacağımız meselesidir.
NEREDEN BAKIYORUZ?
Biz Horasan erenleri geleneğinden gelenleriz.
Bu gelenek, halkları birbirine kırdırmanın değil, zor zamanlarda yan yana durmanın yolunu öğretir.
Alevilik, bir mezhep daralması değildir; bir ahlaktır, bir duruştur ve gerektiğinde direnme iradesidir.
Mazlumdan yana durmayı, zalimin karşısına dikilmeyi öğretir.
Bu çizgi, Kurtuluş Savaşı’nda tereddütsüz Mustafa Kemal’in yanında saf tutmuş, Hüseynî duruşu bu topraklarda bayraklaştırmıştır.
Bugün İran’a buradan bakıyoruz.
Çünkü biliyoruz ki bu saldırının hedefinde başta Türkiye olmak üzere bölge halkları vardır.
İran’la aramızda geçici bir çıkar yakınlığı değil, açık bir kader ortaklığı vardır.
Emperyalizm ülkeleri tek tek sıkıştırıyor.
Bugün İran, yarın başkaları...
O yüzden mesele, İran’ın iç tartışmalarında kimin haklı olduğu meselesi değildir.
Mesele, halkların bu kuşatmaya nasıl karşılık vereceği meselesidir.
Yan yana mı duracağız, yoksa sıranın bize gelmesini mi bekleyeceğiz?
Biz nerede durduğumuzu biliyoruz.
İran’ın yanında durmak, aslında Türkiye’nin ve bu bölgenin geleceğinin yanında durmaktır.
Kalbimiz, emperyalizme direnen Venezuela ve İran halklarıyla birlikte atıyor.