Haber Detayı

Geleceğin savaşı: Su stratejisi ve tasarruf yalanları
özgürlük meydanı aydinlik.com.tr
06/01/2026 00:00 (1 gün önce)

Geleceğin savaşı: Su stratejisi ve tasarruf yalanları

Bugün, tarımsal sulamaya ihtiyaç duymadığımız şu soğuk kış günlerinde, Niğde’ye kar yağarken, ‘vakit var’ diyerek şimdiden radikal kararlar almalıyız. 2026 yazını bekleyip sular kesildiğinde şikâyet etmek çözüm değildir. Herkes, ulusal bir ‘Su Bekâ Stratejisi’ etrafında birleşmelidir.

İklimdeki düzensizlik ve göllerimizdeki dramatik çekilme karşısında her yıl televizyonlarda ve sosyal medyada benzer sloganlar duyuyoruz: “Dişinizi fırçalarken musluğu kapatın!”, “Banyo yerine duş alın!” Şüphesiz ki bireysel duyarlılık ve su tasarrufu ahlâkı çok kıymetlidir; ancak toplam su tüketimi tablosuna baktığımızda, bu çağrıların buzdağının sadece görünen küçük bir kısmına hitap ettiğini görüyoruz.

Türkiye’nin su krizini evdeki musluklardan ziyade, tarladaki fıskiyelerde, fabrikanın borularında ve yanlış planlanmış barajlarda aramalıyız.

JEOLOJİK BİR GÖZ KIRPMASI: 1 MİLYARDAN 8 MİLYARA Burada asıl büyük resmi görmek için rakamlara bakmak zorundayız.

İnsanlık tarihinin binlerce yılı boyunca oldukça yavaş artan dünya nüfusu, ilk kez 1804 yılında 1 milyar sınırını aşmıştır.

Ancak asıl çarpıcı olan şudur: milyarlarca yıllık dünya tarihinde 1 milyara ulaşmak binlerce yıl sürmüşken; 1 milyardan 8 milyara çıkışımız sadece 220 yıl gibi bir sürede gerçekleşmiştir.

Bu durum, jeolojik açıdan sadece bir “göz kırpması” kadar kısa bir süredir.

İşte bu ani ve devasa nüfus patlaması, doğanın milyonlarca yılda biriktirdiği yeraltı su rezervlerini (akiferleri) son 200 yılda acımasızca tüketmemize yol açmıştır.

Maden ocaklarından tekstil fabrikalarına kadar devasa bir çark, toprağın altındaki o “kadim emaneti” hızla boşaltmaktadır.

TARIMDA İNTİHAR: SUYA GÖRE DEĞİL KÂRA GÖRE ÜRÜN Türkiye’de kullanılan suyun yaklaşık yüzde 75-80’i tarımsal sulamaya gitmektedir.

Buradaki asıl büyük yanlış, su fakiri olan İç Anadolu gibi bölgelerde şeker pancarı, mısır, ayçiçeği ve hepsinden daha fazla su tüketen yonca gibi bitkilerin ekilmesidir.

Çiftçimiz, yeraltı suyunu bitmeyecek bir hazine sanarak her geçen yıl daha derine sondaj vurmakta, bu da obrukların oluşmasına ve yeraltı su tabakasının çökmesine neden olmaktadır.

Daha vahimi, derelerimizi barajlara hapsederek “suyu tuttuğumuzu” sanıyoruz.

Oysa su, dere yatağında akarken olan yüzey alanından çok daha fazlasına baraj gölü haline geldiğinde kavuşur.

Genişleyen yüzey ve sığlaşan yapı, güneş ışınlarının etkisiyle buharlaşma hızını dramatik şekilde artırır.

Yani biz suyu biriktirelim derken, aslında onu atmosfere daha hızlı “kaçırıyoruz”.

ÖNÜMÜZDEKİ YÜZYILIN SAVAŞLARI: MAVİ ALTIN Geçen yüzyılın savaşları petrol ve enerji kaynakları üzerinden yürütüldü.

Ancak içinde bulunduğumuz yüzyılın ve geleceğin asıl stratejik beka meselesi “su” olacaktır.

Sınır aşan sular, kuruyan havzalar ve azalan tatlı su kaynakları, ülkeler arasındaki en büyük gerilim hattını oluşturacaktır.

Bu bir kehanet değil, bilimsel ve siyasi bir projeksiyondur.

Suya hükmeden, geleceğe hükmedecektir.

HAZIR KIŞ MEVSİMİNDEYKEN...

Bugün, tarımsal sulamaya ihtiyaç duymadığımız şu soğuk kış günlerinde; Niğde’ye kar yağarken, “vakit var” diyerek şimdiden radikal kararlar almalıyız. 2026 yazını bekleyip sular kesildiğinde şikâyet etmek çözüm değildir.

Siyasilerimizden sanayicimize kadar herkes, ulusal bir “Su Bekâ Stratejisi” etrafında birleşmelidir.

Aksi takdirde, gelecekteki savaşlar sadece uzak coğrafyalarda değil, bizim kurumuş dere yataklarımızda başlayacaktır.

YARIN: BİR UYANIŞ ÇAĞRISI DOĞAYLA UZLAŞMAYA MECBURUZ

İlgili Sitenin Haberleri