Haber Detayı

İstanbul Belediyesinden Sayın Necati Özkan’a mektup
Doğu perinçek aydinlik.com.tr
06/01/2026 00:00 (1 gün önce)

İstanbul Belediyesinden Sayın Necati Özkan’a mektup

İstanbul Belediyesinden Sayın Necati Özkan’a mektup

Sayın Necati Özkan, 26 Aralık 2025 günlü mektubunuz için sağolun.

Öncelikle Yeni Yılda aydınlıklar, mutluluklar dilerim.

Bir an önce özgürlüğünüze kavuşmanız bizleri sevindirir. 2026 yılıyla ilgili umutlarımı bildiri olarak kamuoyuna açıkladım.

Ekte size de yolluyorum.

Değerli Kardeşim, Mektubunuzun ilk cümlesi çok önemli.

Şöyle diyorsunuz: “Size sorumlu vatandaş olmanın mecburi adresi haline getirilen bir yerden, cezaevinden yazıyorum.” Bir “sorumlu vatandaş” tanımı yapıyorsunuz.

Şu anda Türkiye’de kimlerin “mecburi adresleri” cezaevleri?

Bir: FETÖ Gladyosunun yönetici ve mensupları.

İki: PKK Terör Örgütü mensupları.

Siz CHP belediyelerinin yöneticileri, kendinizi FETÖ ve PKK mensupları ile aynı cepheye konumlandırıyorsunuz, aynı torbanın içine atıyorsunuz!

Necati Özkan kardeş, işte sizin çıkmazınız burada.

Sizin kendi tanımınıza göre kader arkadaşlarınız FETÖ ve PKK olunca, sizi kurtaracak tek bir “hakikat” vardır: ABD gelecek, Ankara’yı işgal edecek ve FETÖ, PKK ve Sizlerden oluşan “sorumlu” vatandaşları “mecburi adreslerinden” çıkartacak!

Bunu başarabilecek bir ABD yok!

Bu olasılığa boyun eğecek bir Türkiye de yok!

Dolayısıyla olmayacak bir olasılıktan söz ediyoruz.

Dolayısıyla Kardeşim, mektubunuzun ilk cümlesinde belirttiğiniz üzere, Sizler FETÖ ve PKK mensuplarını “sorumlu vatandaş” tanımı içine soktuğunuz sürece, onların kaderini paylaşırsınız.

Sizlere en önemli önerim, FETÖ ve PKK ile paylaştığınız “adresi”, başka deyişle siyasal konumu değiştirmenizdir.

Yargı, FETÖ ve PKK mensuplarını tutuklamadaki ve cezalandırmadaki kararlılığıyla “Altın Devrini” yaşamaktadır.

Yargının bu cesur ve adil uygulamasını yıpratmak, FETÖ ve PKK’nın işidir ve size zaten yakışmaz.

Bunun dışındaki ceza yargılamaları yanında, Mülkiyet, Borçlar, Ticaret ve Aile Hukukuyla ilgili davalarda, Adalete geç erişildiği, önemli haksızlıklar olduğu bir gerçektir.

Bu bağlamda sizin “Necati Özkan’dan Hakikat Mektupları” başlıklı bilgilendirmeleriniz bizleri aydınlatır.

Ama öncelikle kendinizi FETÖ ve PKK Terör Örgütü mensuplarından ayırmanız tarihsel önemdedir. “Efendim ayırıyoruz” diye itiraz edebilirsiniz.

Ancak Sayın Özgür Özel’den Sayın İmamoğlu’na kadar bütün CHP sorumluları, siyasal saflaşmada, aynı sizin ilk cümlenizdeki gibi FETÖ ve PKK mensuplarıyla el ele tutuşmuş bulunuyorlar.

Her önemli olayda bunu bütün millet görmektedir.

Bu durumda Türkiyemizin sorunları ağırlaşıyor ve CHP de o yükün içinde önemli bir ağırlık oluşturuyor.

Kılıçdaroğlu CHP’sini ayırıyorum.

Bu filizlenme, bizi CHP bağlamında umutlandırıyor.

Diyebilirsiniz ki, biz “Tayyip Erdoğan’a karşı herkesle birleşiriz.” O zaman ABD ve İsrail’in kurduğu cephedeki “adresinizin” sonuçlarına katlanırsınız.

O durumda sizin adresiniz, Türkiye cezaevleri değildir; adresiniz ABD’nin Türkiye Devletine ve Milletine karşı oluşturmak istediği cephedir.

Sizi o zaman ABD dahi kurtaramaz.

Değerli Kardeşim, Türkiye’de adaletin tesisi, biz Vatan Partisi’nin ve bütün vatandaşlarımızın sorumluluğu kapsamındadır.

Sizin bu konudaki eleştiri ve yakınmalarınızı incelemek, görevimizdir.

Üstümüze düşeni yapacağımızdan emin olmanızı rica ederim.

Kamuoyunun bilgilenmesi için mektubunuzu ve size yazdığım yanıtı Aydınlık gazetesinde yayımlayacağım.

Umarım Kocaeli 2 Nolu F Tipi Cezaevi’nde Aydınlık gazetesini okuyorsunuzdur.

Eğer bir sorun varsa, lütfen bildiriniz.

Cezaevi Yönetimi ve Adalet Bakanlığı katında gerekli girişimlerde bulunuruz.    “Hakikat Mektupları”nın devamını rica ederim.

Ama asıl dileğim, sizinle özgürlüğünüze kavuştuğunuz koşullarda görüşmektir.

O da olacak.

Size ve koğuş arkadaşlarınıza selam ve saygılar değerli kardeşim.

Dışardan her türlü isteğinizi bildirmenizi rica ederim.

Sayın Necati Özkan’ın Doğu Perinçek’e Mektubu Necati Özkan’dan Hakikat Mektupları 26 Aralık 2025 Sayın Doğu PERİNÇEK Vatan Partisi Genel Başkanı Ben Necati Özkan, size sorumlu vatandaş olmanın mecburi adresi haline getirilen bir yerden, cezaevinden yazıyorum.

Cezaevleri eskiden de itiraz eden insanların ve muhaliflerin uğrak yeriydi, ama, yargı hiçbir zaman bugünkü kadar keyfi ve güdümlü olmamıştı.

Bugün yargı sadece bir baskı aracı olmanın çok ötesine geçti ve seçim kazanmaya dönük siyasi manevra ve algı operasyonlarının merkezlerinden birine dönüştürüldü.

Bu çerçevede ben de “Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü”ne üye olmakla itham ediliyorum.

Hem de “özel vasfa haiz üye” sıfatıyla...

Bununla da yetinilmedi, üstüne bir de “askeri ve siyasi casusluk” faaliyetinde bulunmakla itham ediliyorum.

Hakikatte ise, ahlaka veya kanunlara aykırı bir davranışım olduğu için değil, Ekrem İmamoğlu’nun 4 seçim kampanyasını profesyonelce yönettiğim ve hepsi de zaferle sonuçlandığı için hedef seçildim.

İpe sapa gelmez iddialarla, kanıta dayalı olmadan üst üste iki kez tutuklanmış olmamın gerçek nedeni İmamoğlu’nun seçim başarılarına stratejik katkı sağladığıma inanılmasıdır: a) Aleyhimdeki örgüt üyeliği iddiasına kanıt olarak gösterilen görüşme ve temasların tamamı profesyonelce yaptığım siyasi danışmanlık işinin olağan gereğidir.

Hal böyle iken savcılık, hakikatin hilafına seçim kazanma çabasını suç, o çaba için yasal çerçevede çaba harcayan kişileri ve eylemleri suçlu kabul eden bir zihniyetle iddianame hazırladı.

İddianamede kanıt olarak sunulan HTS kayıtları ve MASAK raporu gibi belgeler alenen benim masumiyetimi gösterirken, gizli ve açık tanıkların hakikat dışı ve çelişkili beyanları hukuki dayanakmış gibi kullanılıyor.

Ekrem İmamoğlu ile tanışmadan yıllar önce reklam kampanyalarını üstlendiğimiz bir inşaat şirketinden topraktan girerek, vergisi verilmiş helal kazancımla nakit satın aldığım dört küçük daire, iddianamede rüşvetle edinilmiş haksız zenginleşme ve rüşvet gibi gösteriliyor.

Savcılık etkin pişmanlıktan yararlanmak için hakikati eğip büken şüphelinin ifadesini kanıt olarak iddianameye koyuyor.

Ama aynı savcılık benim bu konudaki hakikatleri anlattığım ve 60’tan fazla delili eklediğim ifademi görmezden gelmeyi tercih ediyor.

Elbette yargılama safhasında tüm bu delilleri ve hakikatleri ayrıntılı biçimde ortaya koyacağım.

Lakin size sormak isterim: Hani bu ülkede savcılar şüpheli lehine olan belgeleri de dikkate alıyorlardı?

Hani bu ülkede yargı tarafsızdı? b) Casusluk iddiası ise ne devlet ciddiyetine ne yargı bağımsızlığına ne de milli güvenliğe yakışır bir teşebbüstür.

Bu teşebbüs o kadar akla aykırıdır ki gerek savcılık müzekkeresinde gerekse tutuklama kararında, hangi gizli bilgilerin, hangi yolla temin edilerek, kime, neyin karşılığında ve nasıl verildiğine dair tek bir kanıt ortaya konulamamıştır.

Casus olduğu varsayılan bir kişiyle yapmış olduğum görüşme ve birkaç WhatsApp mesajı yegâne kanıt ve gerekçedir.

Oysaki suç varsayılmaz, vehmedilmez, kanıtlanır!

Hakikat ise, bize yazılım satmak isterken, kendisine, şirketine ve yazılımına güvenmediğimiz için kısa sürede iletişimi tümüyle kestiğimiz bir iş adamının etkin pişmanlıktan yararlanmak üzere manipüle edilmesinden ibarettir.

Ne yazık ki, casusluk gibi milli güvenliğimiz adına ciddiye alınması gereken bir konu, siyasi hesaplarla sulandırılarak haftalarca ülke gündemine dahil edilmiştir.

Emekli bir subay olarak bu sözde iddianın en az casusluk kadar ülkemize ve devletimize zarar verdiğini hatırlatmak isterim.

HAKSIZLIĞA KARŞI ÇIKMAYAN O HAKSIZLIĞIN ORTAĞI OLUR.

Türk siyasi tarihinin en kaotik süreci olan bu dönemde yaşadığım ve şahit olduğum haksızlıkları, zulmü ve hakikatleri, siyasi, idari ya da demokratik temsil mevkiinde bulunan isimlerle paylaşmak ve ortak geleceğimiz adına, yaşananlara dikkat çekmek istiyorum.

Maksadım merhamet dilenmek değil, hakikati ve hukuku savunmaktır.

Size hakikatleri aktararak, bu ülkede alın teri döken, suçsuz ve onurlu vatandaşların benim yaşadıklarımı yaşamamasına katkıda bulunmayı umuyorum.

Bir devletin böyle iş yapmasının, yargının vatandaşların başına çoraplar örmesinin önüne geçmeyi hedefliyorum.

Biz milletçe, haksızlığa karşı çıkmayan herkesi, o haksızlığın ortağı olarak gören bir ahlak ve kültüre sahibiz.

Bu hasletimize sahip çıkmalı ve kim tarafından kime yapıldığına bakmaksızın tüm haksızlıklara itiraz etmekten asla geri durmamalıyız.

Bu mektuptan itibaren, sadece bana değil, diğer sanıklara yapılan haksızlıklara da değinecek ve hakikatin tüm boyutlarıyla görülebilmesi için çaba sarf edeceğim.

Dilerim, hakikatin ve adaletin tecelli etmesi adına bu mektubumu ve bundan sonra göndereceğim mektupları okuma zahmetine katlanır ve bu çabama destek olursunuz.

Saygılarımla Necati ÖZKAN 2 Nolu F Tipi Cezaevi B2.1.54 Kandıra – KOCAELİ

İlgili Sitenin Haberleri