Haber Detayı
2026’da Türkiye’nin dış politika öncelikleri
2026’da Türkiye’nin dış politika öncelikleri
Türkiye için dış politikada en öncelikli mesele Suriye’deki durum.
Suriye’de SDG’nin Şam ile bütünleşmeye direnmesi sorununun hangi şekilde çözüleceğinin önümüzdeki günlerde netleşmesi bekleniyor.
Konu, Türkiye açısından çok taraflı bir diplomasiyi gerektiriyor.
Türkiye, Suriye meselesiyle ilgili olarak ABD ile, başta Almanya ve Fransa olmak üzere Avrupa devletleriyle, Rusya ile, İran ve Irak’tan Çin’e kadar uzanan ülkelerle diplomasi yürütüyor.
Suriye meselesi ile Gazze’deki durum, İran’a yönelik İsrail niyetleri, Yemen’deki istikrarsızlık ve Batı Asya’da bu konularla bağlantılı taraf devletlerin konumlanışları arasında iç içe geçmiş bir ilişki söz konusu.
Bu bölgedeki gelişmelerin yönünü, Ukrayna’daki savaşın gidişatı da etkiliyor.
İSRAİL KAYNAKLI TERTİPLER Esad yönetiminin devrilmesinin ardından geçen bir yıl içinde Suriye’de önemli değişiklikler oldu.
Yeni bir yönetim, yeni bir rejim kuruldu.
Şara yönetimi, ABD ve Avrupa devletleri başta olmak üzere uluslararası alanda meşruiyet kazandı.
Fakat henüz tüm Suriye halkını birleştiren ve temsil eden bir meşru yönetim niteliği ortaya koyabilmiş değil.
Bunun nedenleri arasında, Suriye’deki yeni yönetimin kendi özelliklerinden kaynaklanan eksiklikler, ideolojik ve yapısal sorunlar var.
Fakat yeni yönetimin Suriye’nin siyasi birliğini ve toprak bütünlüğünü sağlaması önünde esas olarak dış etkenlerin belirleyici olduğu söylenebilir.
İsrail ve arkasındaki Atlantik güçleri, etnik ve mezhepsel karşıtlıklar üzerinden istikrarı baltalamaya yönelik kışkırtmalar tertipliyor.
Dürzi ayrılıkçıları ve SDG vasıtasıyla bu tertipler derinleştirilmek isteniyor.
Son dönemde Aleviler arasında da benzer kışkırtmaların yapıldığı görülüyor.
Bu koşullarda Türkiye açısından öncelik, Suriye’de istikrar ve bütünleşmeye karşı en büyük tehdidi oluşturan SDG’nin arkasındaki İsrail ve neocon/siyonist desteğini bertaraf etmek.
Burada altı çizilmesi gereken bir nokta, Batı Asya’da İsrail’in arkasında olan, Suriye’de SDG’yi destekleyip, etnik ve mezhepsel kışkırtmalar tertipleyen Atlantik’in küreselleşmeci savaş kanadı, aynı zamanda Ukrayna’da Rusya ile savaşı da sürdürmeye çalışıyor.
Bu durum, Filistin’den Ukrayna’ya uzanan krizlerde, başta Rusya ile Türkiye olmak üzere, Suudi Arabistan’dan Çin’e kadar gelişen dünya devletlerinin çıkarlarının çakışmasına neden oluyor.
BELİRLEYİCİ OLAN… Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bir süre önce katıldığı bir televizyon programında SDG meselesinin çözümü konusunda “İsrail, Suriye ile bir anlaşma zeminine geldiğinde SDG’nin de geleceğini göreceksiniz.” diye konuşmuştu (Anadolu Ajansı, 11 Aralık 2025).
Bu kapsamda Ankara’nın, ABD ile yürüttüğü görüşmeler vasıtasıyla İsrail’i, Suriye’deki istikrasızlaştırma eylemlerini önleyecek bir noktaya getirmek istediği anlaşılıyor.
Konu, geçen hafta ABD Başkanı Trump ile İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Washington’daki görüşmesinde masadaydı.
Trump’ın, Netanyahu ile ortak basın toplantısında “İsrail’in Suriye ile iyi geçinmesi konusunda elinden geleni yapacağını, bunu sağlayacağını” söylemesi, bu konuda Amerikan yönetiminin tutumunu ortaya koyuyor.
Fakat Türkiye açısından İsrail’i geriletme meselesi, ABD ile yürütülen müzakerelerle sınırlı değil.
Türkiye’nin yürüttüğü diplomasinin arkasında Türk Ordusu’nun Suriye’deki belirleyici askeri ağırlığı bulunuyor.
Bu durum, ABD ve İsrail dahil bütün taraflara karşı, esas olarak Türkiye’nin elinin güçlü olmasını sağlıyor.