Haber Detayı

TÜRKLERİN AVRUPA’DAKİ BAŞARI HİKÂYELERİ! Zürih’te ödüllü Türk bilim kadını
Avrupa aydinlik.com.tr
15/03/2026 15:05 (3 saat önce)

TÜRKLERİN AVRUPA’DAKİ BAŞARI HİKÂYELERİ! Zürih’te ödüllü Türk bilim kadını

Bilime adanmış bir hayat… Türkiye’den başlayıp Avrupa’nın en saygın üniversitelerine uzanan bir akademik yolculuk… Prof. Dr. Dr. h.c. mult. Mutlu Özcan, PhD çalışkanlık ve merakın bir bilim insanını nasıl dünya çapında başarıya taşıdığının canlı örneği. Özcan ile başarıya giden yolculuğunu konuştuk.

Diş hekimliği alanında dünyanın saygın akademisyenleri arasında gösterilen Prof.

Dr.

Mutlu Özcan, bilimsel çalışmaları ve uluslararası başarılarıyla Türkiye’yi gururlandıran isimlerden biri.

Son olarak da Özcan, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) tarafından Brüksel'de düzenlenen ‘Avrupa'daki Türklerin Başarıları’ toplantısına katılanlardandı.

Marmara Üniversitesi’nden başlayan akademik yolculuğu Almanya, İskandinav ülkeleri ve Hollanda`da devam eden Özcan, bugün Zürih Üniversitesi Diş Hekimliği Merkezi Direktörü olarak görev yapıyor.

Dental biyomalzemeler, adeziv diş hekimliği ve protetik tedavi alanlarında yürüttüğü araştırmalarla hakemli dergilerde bine yakın bilimsel yayına imza atan Özcan, uluslararası bilim dünyasının en prestijli ödüllerinden bazılarına da layık görüldü. 2018’de Uluslararası Diş Araştırmaları Birliği’nin (IADR) “Yılın En Seçkin Bilim İnsanı” ödülünü alan Özcan, 2024’te Edinburgh Kraliyet Cerrahlar Koleji tarafından verilen “Fellowship in Dental Surgery” unvanını aldı. 2025’te ise diş hekimliğinde yüksek performanslı seramikler ve dijital teknolojiler alanındaki çalışmaları nedeniyle TÜBA Uluslararası Akademi Ödülü ile onurlandırıldı.

Brüksel’de Türklerin başarı hikâyelerinin anlatıldığı toplantıya davet edilen bilim insanlarından biri olan Prof.

Dr.

Mutlu Özcan, akademik yolculuğunu ve bilim anlayışını anlattı.

MARMARA ÜNİVERSİTESİ`NDEN AVRUPA’YA Brüksel’de Türklerin başarı hikâyelerinin anlatıldığı toplantıya İsviçre’den davet edilen isimlerdendiniz.

Sizi daha yakından tanımak isteriz.

Nerede doğdunuz?

Eğitim hayatınız nasıl ilerledi?

Yurtdışı macerası nasıl başladı? 1969 yılında doğdum.

Eğitim hayatımın bir bölümünü Ankara TED Koleji’nde, ardından İzmir Bornova Anadolu Lisesi’nde tamamladım. 1993 yılında Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nden mezun olduktan sonra aynı fakültede Protetik Diş Tedavisi kürsüsünde araştırma görevlisi olarak akademik kariyerime başladım. 1995 yılında Ankara’da bir kongrede yaptığım sözlü sunum sırasında Almanya’dan bir hocanın davetiyle 1997’de Köln Üniversitesi’ne giderek doktoramı yaptım. 1999’da Türkiye’ye döndüm, yardımcı doçent oldum ve akademik çalışmalarımı sürdürdüm.

Daha sonra uluslararası kongrelerde aldığım ödüller ve gelen tekliflerle yeniden yurtdışına yöneldim.

Akabinde Finlandiya ve Norveç’e misafir araştırmacı olarak davet edildim ve Hollanda’dan kadro teklifi aldım.

İki yıl İskandinavya, 8 yıl Hollanda`daki akademik görevlerimden sonra, 2009 yılından bu yana da Zürih Üniversitesi’nde görev yapıyorum. ‘DİŞİ KORUYAN, MİNİMAL İNVASİV TEDAVİLER ÜZERİNDE ÇALIŞIYORUM’ Neden diş hekimi olmak istediniz?

Diş hekimliğinde hangi alanda uzmanlaştınız?

Ailede 3 diş hekimi vardı.

Babam doktor, annem ise ressamdı.

Bu mesleğin genetik olarak bana uygun olduğunu düşünüyordum zaten.

Diş hekimliğinde özellikle protetik diş tedavisi ve dental biyomateryaller alanında uzmanlığımı yaptım.

Çalışmalarım daha çok restorasyon materyallerinin diş dokusuna yapışma teknikleri, minimal müdahaleyle tedaviler, yeni biyomalzemeler ve teknolojiler üzerine yoğunlaşıyor.

Son 20 yıldır araştırmalarımın önemli bir bölümünü “adezyon”, yani restoratif materyallerin diş dokusuna yapıştırılması teknikleri üzerine yürütüyorum.

Amaç, mümkün olduğunca sağlam diş dokusunu korumak ve hastaya daha az müdahaleyle etkili, dayanıklı ve ekonomik tedaviler sunabilmek.

BİRÇOK ULUSLARARASI ÖDÜL ALDIM Birçok ödüle layık görüldünüz.

Hangi ödülleri aldınız?

Akademik hayatım boyunca farklı uluslararası kurumlar tarafından verilen çeşitli ödüller aldım.

Bunlardan birisi 2018 yılında Uluslararası Diş Araştırmaları Birliği’nin (IADR) verdiği “Distinguished Scientist Award – Yılın En Seçkin Bilim İnsanı” ödülüydü.

Bu ödül tek bir çalışmaya değil, bir bilim insanının hayat boyu bilime yaptığı katkılara veriliyor.

Bunun dışında Glasgow Kraliyet Cerrahlar Koleji (Royal College) tarafından verilen “Fellowship in Dental Surgery” unvanını aldım. 2024 yılında ise Edinburgh Kraliyet Cerrahlar Koleji aynı alanda bir başka onursal unvanla beni onurlandırdı.

Son olarak 2025 yılında Türkiye Bilimler Akademisi tarafından verilen TÜBA Uluslararası Akademi Ödülüne layık görüldüm.

Bu ödül diş hekimliğinde yüksek performanslı seramik materyaller ve dijital teknoloji alanındaki çalışmalarım ve akademik başarılarım nedeniyle verildi.

BİLİMDE BAŞARININ ANAHTARI: SÜREKLİ ÖĞRENME İSTEĞİ, DİSİPLİN VE SABIR Bu başarılara imza atarken hangi ilkeleri kendinize kılavuz edindiniz?

Akademik hayat büyük sabır gerektirir; aslında bir yaşam biçimidir.

Bilime merak duymak, analitik düşünmek ve sürekli öğrenme isteği taşımak bence çok önemli.

Benim için çalışkanlık, dürüstlük, sorumluluk sahibi olmak ve yardımseverlik temel prensiplerdir.

Bu değerleri hayatınıza gerçekten uyguladığınızda, başarılı ve mutlu bir akademik hayat için büyük engeller kalmıyor. ‘BİR KADIN OLARAK KARİYER YAPMAK KOLAY DEĞİL AMA ENGEL TESKİL ETMEDI’ Bu başarı hikâyesini yazarken önünüze engeller çıktı mı?

Üstelik bir kadın olarak bu başarılara imza attınız… Zürich Diş Hekimliği Fakültesi'nin tarihinde 1872 yılından bu yana bayan bir profesör olmamış hiç.

Ben ilkim ve halen daha tekim.

Göçmen kökenli bir ailenin çocuğu da değilim.

Üniversiteden sonra yurtdışına gelmiş biriyim.

Benim burada yaşayan bir ailem de yok.

Gerek bayan olmam gerekse ailemin yanımda olmaması bana engel teşkil etmedi.

Adaptasyon yeteneği güçlü bir kişiyim.

Önemli olan kişinin yaptığı işte çok iyi olması, dürüst olması ve tabii ki kurallara uyması.

Bilim dünyasında rekabet her zaman vardır.

Ancak benim için en önemli şey yaptığım işin kalitesi ve bilimsel üretimin gücüdür.

Uluslararası akademik ortamda çalışmalarınızın niteliği sizi tanımlar.

Kariyerim boyunca farklı ülkelerde çalıştım ve farklı bilimsel kültürleri yaşadım.

Bu süreçler zaman zaman zor kararlar almamı gerektirdiyse de bilimsel merak ve üretme isteği beni hep ileriye taşıdı.

Önemli olan bilime odaklanmak, üretmeye devam etmek ve uluslararası iş birliklerinden öğrenmeyi sürdürmektir.

NE ÖĞRENDİYSEM TÜRKİYE'DE ÖĞRENDİM Türkiye Bilimler Akademisi de size ödül verdi.

Türkiye’de diş tedavilerinde verilen hizmeti nasıl buluyorsunuz?

Şu anda geldiğim noktanın büyük bir kısmını Türkiye'de aldığım eğitime ve klinik tecrübelerime borçluyum.

Meslek pratiğimiz diğer ülkelerden çok daha fazla.

Ancak araştırma alanlarında daha iyi seviyeye gelmemiz lazım.

Klinik anlamda Türkiye'deki meslektaşlarım hem pratik hem teknolojik olarak, gelişmiş ülkelerdeki seviyeden farklı bir görüntü sergilemiyorlar.

Ancak koruyucu diş hekimliği alanında daha aktif olmalıyız.

Türkiye'nin dört bir yanından birçok üniversiteyle ortak çalışmalarım var.

Türkiye'den ayrıldığımdan beri, yurtdışında ne öğrendiysem ülkeme geri vermeye çalıştım.

Kısacası bağımı hiçbir zaman koparmadım.

İSVİÇRE TÜRK TOPLUMU BAŞKANI SUAT ŞAHİN: İşçi olarak geldik, Avrupa’da iz bıraktık Brüksel’de Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) tarafından düzenlenen Avrupa’daki Türklerin başarı hikâyelerinin konuşulduğu toplantıya davet edilen isimlerden biri de İsviçre Türk Toplumu Başkanı Suat Şahin oldu.

Şahin, sivil toplum faaliyetleri, yardım kampanyaları ve Türkiye’ye yönelik dayanışma çağrılarıyla ön plana çıkan bir isim.

Nerede vatanı, milleti ilgilendiren bir mesele varsa Suat Şahin’i orada görmek mümkün.

Avrupa’daki Türk toplumunun hikâyesini ve kendi çalışmalarını Şahin ile konuştuk.

İŞÇİ OLARAK GELDİK AMA İŞÇİ OLARAK KALMADIK Türklerin Avrupa’daki başarı hikâyesi nedir?

Biz millet olarak farklı özelliklere sahibiz. 1960’lı yıllarda ekonomik sebeplerden dolayı, o günkü ülkemizin içinde bulunduğu şartlar nedeniyle mecburen Avrupa’ya geldik.

O günkü amaç üç beş kuruş para biriktirmekti.

Bir tarla almak, bir traktör almak, oğlunun veya kızının düğününü yapmak… “Bunu yapayım döneyim, şunu yapayım döneyim” derken kimse dönmedi.

Tam tersine burada kök saldık.

Artık Avrupa bizim ikinci vatanımız oldu.

Biz buraya işçi olarak geldik ama işçi olarak kalmadık.

Bugün işvereniz, hâkimiz, savcıyız, doktoruz, sporcuyuz, avukatız; kısacası hayatın her alanındayız.

Genlerimizde olan çalışkanlık ve mücadele ruhunu buraya da getirdik.

Türkiye’ye uzak olsak bile Türkiye’yi buraya taşıdık.

Elbette vatanından uzak olmak kolay değil.

Yeni bir ülkeye, yeni bir dile ve kültüre alışmak zor.

Farklı bir kültürle karşı karşıyasınız.

Ama bütün bu zorluklara rağmen insanlar büyük fedakârlıklar yaptı.

Kimi cebinden, kimi uykusundan, kimi ailesinden fedakârlık etti.

Herkes kendi imkânları ölçüsünde bir şeyler yaptı ve böylece başarı hikâyeleri ortaya çıktı.

Bizim için önemli olan bir diğer şey de devletimizin bunu fark etmiş olması.

Artık burada yetim, öksüz değiliz.

Özellikle son yıllarda bunun çok açık şekilde hissedildiğini söyleyebilirim.

Devletimizin gücünü arkamızda hissettiğimizde burada kendimizi daha güvenli hissediyoruz.

Bu da insanlara özgüven veriyor.

Böyle olunca da herkes kendi hikâyesini yazıyor. ‘BİRİKİM VE TECRÜBEMİ ÜLKEM İÇİN KULLANMAK İSTİYORUM’ Sizin başarı hikâyeniz ne?

Beni Brüksel’deki toplantıya davet etmelerinin sebebi, sivil toplum kuruluşlarında yaptığım çalışmalar.

Benim iki kitabım var.

Birincisi “Şahin Yolu”, ikincisi ise “Avrupa’da Türk Olmak ve Türk Kalabilmek.” Özellikle ikinci kitabım dikkat çekti.

Orada Avrupa’da Türk kimliğini koruma meselesini sorularla, çözümlerle anlattım.

Yıllar içinde biriken tecrübelerimi yazıya döktüm.

Ben yurtdışına geldiğimde kendime hep şu soruyu sordum: “Allah beni buraya sadece para kazanmak için mi gönderdi?” Para kazan, ye, iç, yat, araba al, ev al… Bunun böyle olmaması gerektiğini düşündüm.

Ben ülkeme, insanıma, bayrağıma ve vatanıma çok bağlı bir insanım.

Bu sevda benim için gerçekten çok güçlü bir duygu.

Belirli bir eğitimden geçmişim, bir tecrübe edinmişim.

Bunları ülkeme faydalı olacak şekilde kullanmam gerektiğini düşündüm.

İnsan ister ki arkasında bir iz bıraksın.

Torunlarım bir gün “Dedem de bazı şeyler yapmış” diyebilsin.

Ben dünyaya boş gelip boş gitmek istemiyorum. ‘SIRA BİZE GELDİ’ DEDİK VE KAMPANYA BAŞLATTIK Aklınızda yer eden sizi etkileyen çalışmalar neler?

Örneğin 15 Temmuz sonrasında bir kampanya başlattım. “Dövizini Türkiye’ye götür” kampanyasıydı.

O dönemde darbe girişimi nedeniyle Türkiye ekonomik olarak zor bir süreçten geçiyordu.

Ben de düşündüm; Türkiye’deki kardeşlerimiz o gece sokaklara çıkarak ülkeyi vatansız bırakmadılar.

Devletimizin ele geçirilmesini önlediler.

O zaman dedim ki sıra bize geldi.

Avrupa’daki Türkler olarak biz de bankalardaki paramızı Türkiye’ye gönderelim, dövizimizi TL’ye çevirelim.

Amaç o zor dönemde Türkiye’nin ekonomik olarak rahatlamasına katkı sağlamaktı.

Kampanya üç ay sürdü ve yaklaşık iki milyar avro Türkiye’ye gönderildi.

Bunu bizzat Cumhurbaşkanımız da açıkladı.

Sağ olsun kendisi de kampanyaya destek verdi.

AVRUPA’DA BÜYÜK SES GETİREN BİR KAMPANYA 15 Temmuz sonrasında bir başka çalışma daha yaptım.

O dönemde Dünya Türk Ekonomik İş Konseyi’nin Avrupa Başkanlığı görevini yürütüyordum. “Sen olsaydın ne yapardın?” adlı bir kampanya başlattık.

Avrupa’nın birçok şehrine afişler astık.

O afişlerde şu soruları soruyorduk: “Sizin Meclisiniz bombalansaydı ne yapardınız?” “Sizin cumhurbaşkanınız öldürülmek istenseydi ne yapardınız?” Bu kampanya Avrupa’da çok dikkat çekti.

Hatta dönemin Almanya Başbakanı Angela Merkel de bu sorulara hak verdiğini ifade etti.

Bu çalışmaların uluslararası alanda yankı bulması bizim için önemliydi.

PANDEMİDEN DEPREME DAYANIŞMA Pandemi döneminde bulunduğum bölgede hastanelerde çalışan sağlık personeline yemek dağıttık. “Bu sadece alkışla olmaz” dedim.

Bunu ülkem adına yaptığımı söyledim.

Bu da çok büyük yankı uyandırdı. 6 Şubat depremlerinde de seferber olduk. 104 adet konteyner yaptırdık.

Hatay’da iki kalıcı konut inşa ettirdik.

Bütün bunları yaparken hiçbir zaman kişisel bir mesele olarak düşünmedim.

Eğer bir davanız, bir sevdanız varsa zaten böyle davranıyorsunuz. ‘BİZ ÇOK ŞEREFLİ BİR MİLLETİZ’ Avrupa’nın birçok ülkesini gezdim, gördüm, gözlemledim.

Samimi olarak söylüyorum; biz çok şerefli bir milletiz ve çok güçlü özelliklere sahibiz.

Elbette her toplumda olduğu gibi aramızda farklı insanlar olabilir.

Ama özümüze sahip çıkarsak çok daha büyük başarılara imza atabiliriz.

Bakın Avrupa bitmek üzere.

En fazla yirmi otuz senesi var.

Nüfus yaşlanıyor sanayisi başka ülkelere kaymaya başladı.

Yani o eski Avrupa yok artık.

Ben Türkiye’nin iyi bir geleceği olacağına inanıyorum.

Eğer ülke içinde birlik sağlanırsa Türkiye’nin dünyada çok daha güçlü bir konuma gelmemesi için hiçbir sebep yoktur.

İlgili Sitenin Haberleri