Haber Detayı

İspanya’nın İran tutumunda tarihî dayanaklar
Cemil gözel aydinlik.com.tr
15/03/2026 16:15 (8 saat önce)

İspanya’nın İran tutumunda tarihî dayanaklar

İspanya’nın İran tutumunda tarihî dayanaklar

İspanya hükûmetinin İran-ABD/İsrail savaşına mesafeli yaklaşımı epey takdir topladı, özellikle Türkiye’de.

Madrid yönetimi, önce Başbakan Pedro Sánchez’in ağzından savaş karşıtı tutumunu ilan etti, ardından İspanya’daki ABD üslerinin bu tür bir operasyon için kullanılmasına izin vermeyeceğini duyurdu.

SAVAŞ KARŞITI TAVRIN TARİHSELLİĞİ İspanya’nın bu politikasını yalnızca güncel diplomatik hesaplara bağlamak, açıklayıcı değil yeterince.

Bana göre bu tavır, İspanya İç Savaşı’nın bir armağanı olarak da okunmalıdır.

Çünkü İspanya’nın yakın tarihini biçimlendiren en önemli ve yıkıcı olaylardan biriydi iç savaş.

Etkileriyle İspanyol kamuoyunda güçlü bir savaş karşıtı bilinç ve uluslararası ihtilaflardan uzak durma yönünde belirgin bir eğilim oluşturdu.

İspanya İç Savaşı yalnızca İspanyollar arasında yaşanmadı.

Büyük güçlerin ideolojik ve askerî rekabetinin sahnesine dönüşmüş bir vekâlet savaşıydı, aynı zamanda.

Francisco Franco komutasındaki milliyetçi güçler Almanya ve İtalya tarafından desteklenmişti.

Sovyetler Birliği ise Cumhuriyetçi cepheye yardım etmişti.

Aslında İspanya, birçoklarının da saptadığı gibi yaklaşmakta olan Dünya Savaşının bir provasını yaşamıştı.

İç savaşları, savaşlardan ayıran, özellikle savaşın yöntemini kapsayan farklar var.

Müttefiklerin konumu, kullanılan araçlar, sınıflar arası ilişkiler, uluslar arası kuvvetlerin tavırları vs. bu kapsam içinde hep bir yere oturur...

İspanya İç Savaşı, bu farkları somut olarak gözlemleyebileceğimiz bir örnek.

İMPARATORLUK ZENGİNLİĞİNDEN ÇIKMAZA 16. yüzyıldan itibaren tarihsel yoluna kabaca bakmak, İspanya’nın iç savaşa sürüklendiği koşulları anlamak bakımından yararlı olacaktır.

İspanya’yı ticaret yolları üzerindeki hâkimiyeti, özellikle 16. yüzyılda, zenginleştirdi. 16. yüzyıl boyunca İspanya’ya her yıl tonlarca gümüş geliyordu.

Örneğin Sevilla’ya gelen Gümüş Filoları Avrupa ekonomisini sarsacak ölçekteydi.

Bu yüzden kimi tarihçiler bu döneme gümüşün çağı derler.

Fakat bu zenginlik üretime değil, büyük ölçüde sömürge gümüşüne ve ticaret tekeline dayandığı için İspanya, merkantilizmden sanayi kapitalizmine atlayamadı.

Böylece sanayi gelişmedi, gümüş Avrupa’ya dağıldı, Fiyat Devrimi denilen büyük enflasyon yaşandı ve 17. yüzyılda zenginlik Hollanda ve İngiltere’ye kaydı.

Avrupa, 17. yüzyıldan itibaren devrimler coğrafyasına dönüştü.

Ticaret burjuvazisinin aristokrasiye karşı güç kazanması ve sanayi kapitalizminin gelişmesi gibi süreçlerin bir sonucu olarak İngiltere, Fransa gibi ülkeler, tarihin seyrini değiştiren devrimler yaptılar.

İspanya ise Avrupa’daki burjuva devrimlerini doğuran koşullardan farklı tarihsel süreçler yaşadı. 16. yüzyıldaki sömürge zenginliği, yeni bir üretici burjuvazi yaratmak yerine, toprak aristokrasisini, katolik kilisesini, ticaret ve maliye çevrelerini güçlendirdi.

Avrupa’nın birçok ülkesinde ticaret burjuvazisi aristokrasiye karşı güç kazanırken İspanya’da bu sınıf bizzat kilisenin eliyle oluşturulmuştu.

Yani kilise, aristokrasi ve ticaret sınıfından oluşan kuvvetli bir konsensüs oluşmuştu.

Birçok tarihçinin de sık sık söz ettiği üzere bu ittifak, modern sanayi burjuvazisinin doğmasını uzun süre engelledi.

Sonuçta 19. yüzyılda Avrupa’da devrimler ve sanayileşme yaşanırken İspanya daha yarı-feodal ve kilise ağırlıklı bir yapıyı koruyordu. 1936 iç savaşında Franco’nun arkasındaki toplumsal güçlerin çekirdeği de büyük ölçüde bu tarihsel bloktu.

Larry Collins ve Dominique Lapierre’in Yasımı Tutacaksın adlı romanı, ünlü boğa güreşçisi Manuel Benítez “El Cordobés”in yaşamı üzerinden Endülüs kırsalındaki toplumsal yapıyı anlatır.

Benim çok sevdiğim romanlardandır.

Endülüs’te kilise ile büyük toprak sahipleri iç içe geçmiş bir güç oluştururken, yoksul ve topraksız köylüler çoğu zaman karınlarını bile zor doyurmaktadır.

Roman İspanya’da eşitsiz toplumsal yapının yarattığı gerilimleri ve kırsal bölgelerde biriken sınıfsal çelişmeleri gözler önüne serer.

İspanya’yı iç savaşa sürükleyen tarihsel zeminde, kilise, aristokrasi ve büyük mülkiyet etrafında oluşmuş bu toplumsal blokun rolünü anlamak için bu roman eşsizdir.

CUMHURİYET, DARBE VE İÇ SAVAŞ 1902’de XIII.

Alfonso’nun reşit olarak tahta çıkmasıyla İspanya’da anayasal monarşi yeniden kralın doğrudan etkisi altına girdi. 1923’te General Miguel Primo de Rivera bir darbeyle iktidarı ele geçirerek ülkeyi 1930’a kadar diktatörlükle yönetti.

Monarşinin çöküşünün ardından 1931’de Cumhuriyet ilan edildi.

Ancak Cumhuriyetçi hükümetler programlarında yer alan toprak, ordu ve kilise reformlarını hayata geçirmekte zorlandılar. 1933 seçimlerinde sağ partilerin iktidara gelmesi siyasal gerilimi daha da artırdı.

Sağ hükümetlerin Cumhuriyetçi ve işçi hareketine yönelik baskıları ülkede büyük huzursuzluk yarattı. 1936 seçimlerini yeniden Cumhuriyetçilerin kazanması ise çatışmayı açık bir hesaplaşmaya dönüştürdü.

Aynı yıl General Francisco Franco’nun, kilise, büyük toprak sahipleri, monarşistler ve Falanjistleri kapsayan geniş bir sağ ittifakın desteğiyle giriştiği darbe, Barselona ve Madrid başta olmak üzere birçok kentte silahlı işçilerle darbeci askerler arasında destansı çatışmaları başlatarak İspanya İç Savaşını ateşledi.

İspanya, tarihsel olarak Batı’da işçi sınıfının geç ayaklanmalarından biriydi.

Hobsbawm, makalelerinden oluşan Devrimciler adlı kitabında, modern çağın en başarılı devrimlerinin kendi tarihsel hegemonyasını kurduğu bir dönemde İspanya’nın bu uğraktan yararlanamadığını vurgular.

Nitekim 1930’a gelindiğinde işçi sınıfı, ülke nüfusunun yaklaşık dörtte birine ulaşmıştı.

Yani Cumhuriyetçilerin ilk iktidara geldiği süreçte sınıfsal bir zemin de vardı.

Ancak devrimci bir dönüşüme önderlik edecek örgütlü merkezin tam anlamıyla hazırlıklı olmadığı anlaşılıyor.

Nitekim “devrim patlak verdiği sırada örgütlü bir düşmanla karşı karşıya geldiler” ve düşman kadar disiplinli ve örgütlü değildiler.

ANARŞİZM FELAKETİ Toplumsal gerilim, sadece sağ ve sol kutuplar arasında yaşanmadı; aynı zamanda devrimci kampın kendi içinde de belirgin ideolojik yarılmalar meydana gelmişti.

Eric Hobsbawm’a göre, İspanya’daki devrimci hareketin hezimete uğramasında anarşizmin oynadığı rol belirleyiciydi.

Ancak bu tek neden değildi.

Nitekim Hobsbawmda Raymond Carr’a atıfla, bütün İspanya devrimlerinin hanedanlık tarzında gerçekleşmesinin de etkisini vurgulamıştı.

Anarşizmin baskınlığının nedeni bu sosyolojik olguda da aranabilir.

Çünkü özellikle Sovyet Devriminden sonra dünyada irtifa kaybeden anarşizmin İspanya’da ağırlık kazanan bir ideolojik akım olmasının kuşkusuz İspanya’nın “hanedanlık tarzı devrimler”ine özgü nedenleri vardı.

Yani anarşizmin baskınlığı, devrimci İspanyolların geleneksel siyasal alışkanlıklarından da kaynaklanmaktaydı.

Bu geleneksel siyasal alışkanlık, İspanya İç Savaşı’nı en güzel yansıtan romanlardan biri olan Çanlar Kimin İçin Çalıyor’da da anlatılmıştır.

Cumhuriyetçilerin Milliyetçilere karşı duydukları öfke, çoğu zaman doğrudan sınıfsal hesaplaşmadan çok savaşın yarattığı keskin karşıtlık atmosferinden de beslenmişti.

Bu durumun bir başka nedenini ise Hobsbawm, anarşizmin İspanya’daki marifetini açıklarken belirtmişti: “Anarşizm İspanya’nın başına gelen bir felaket oldu, zira İspanya’nın ilkel isyan tarzını değişikliğe uğratacak hiçbir şeye yeltenmedi, hatta bu tarzı bilerek güçlendirdi.” Haksızlık etmemek adına şunları da eklemekte yarar var: İspanya devriminde köylülüğün yeterince kazanılamaması (Franco’nun darbe tezgâhı kırsal kesimlerde başarı elde etmişti), sanayinin erken zenginleşen bir ülkeye oranla gelişmemesi ve dolayısıyla sanayi öncesi proletaryanın varlığını hâlâ sürdürmesi, İspanya’nın sosyalist bloktan yalıtılmışlığı, devrimci aydınlarının niceliksel zayıflığı, Enternasyonal’in söz konusu dönemdeki sekter politikaları, Sovyetlere bağlı gizli polislerin aşırılıkları gibi birçok neden de başarısızlığın etmenleri olarak sıralanabilir.

Akılda kalıcı bir karşılık bulmak açısından, Eric Hobsbawm’ın “gerçekleşmesi muhtemel ütopyanın harikulade bir hayali, bir kahramanlık destanı, 1930’lu yıllarda genç kuşağın İlyada’sı…” tanımından yola çıkarak İspanya Devriminin “ilkel isyan tarzı”, ütopik ve isyanın kahramanlık boyutuna şöyle bir ilişkisellik kurulabilir: “İlkel isyan tarzı” anarşizmle, ütopik boyutu ise bütün dünya komünistlerinin enternasyonal dayanışması ve olağanüstü kahramanlıklarıyla ilişkilidir.

İÇ SAVAŞ MİRASI İspanya İç Savaşı, aynı zamanda bir kuşağın hafızasına kazınmış büyük bir yıkım tecrübesiydi.

Franco diktatörlüğünün uzun yıllar sürmesi, savaşın toplumsal maliyetinin daha da derinden hissedilmesine yol açtı.

Bu nedenle İspanya’da savaş karşıtlığı tarihsel bir deneyimin ürünü olarak şekillendi.

Bugün Madrid yönetiminin uluslararası krizlerde askerî maceralara mesafeli yaklaşması da büyük ölçüde bu tarihsel hafızanın izlerini taşıyor.

İran-ABD/İsrail savaşı karşısında Pedro Sánchez hükümetinin savaş karşıtı tutumu ve İspanya’daki ABD üslerinin bu tür operasyonlarda kullanılmasına izin vermeyeceğini açıklaması, İspanya’nın yakın tarihinin bıraktığı tarihsel duyarlıkların günümüzdeki bir yansıması olarak da okunabilir.

İlgili Sitenin Haberleri