Haber Detayı
‘Silahlı peygamberin’ korkusu ve kurtuluşu
‘Silahlı peygamberin’ korkusu ve kurtuluşu
Bizzat yönetmeni Emin Alper’in katıldığı birkaç röportajda dile getirildiği için benim de baştan söylememde sakınca yok; “Kurtuluş”, 2009 yılının Mayıs ayında Mardin’in Mazıdağı ilçesine bağlı Bilge Köyü’nde 44 kişinin öldürüldüğü katliama giden süreci ve katliamı anlatan bir film.
O tarihte bir korucu köyünün ileri gelenleri, toprak anlaşmazlığı nedeniyle komşu köyü basmış ve failler eylemi PKK’nın gerçekleştirdiğini iddia etmişti.
Gerçek suçlular ağır hapis cezalarına mahkûm oldular. 2009, bir yandan Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi kapsamında çatışmaların yoğunluğunun azaldığı ama bir yandan da terör saldırılarının ve operasyonların devam ettiği bir yıldı.
Film bu kesitte, köylerini boşaltmayı kabul etmemiş ve koruculuğa başlamış silahlı Hazeran aşireti ile köyü boşaltıp şehre göç etmiş ama sonradan geri dönüp koruculuğa, yani silahlanmaya niyetlenmiş Bezari aşireti arasındaki gerilim üzerine kurulu.
Olayları tümüyle, Bezariler yokken onların topraklarını da işleyip zenginleşen ve şimdi o toprakları geri vermek istemeyen Hazeranların gözünden izliyoruz.
Aşiretin dini lideri Şeyh Ferit, devletle arayı iyi tutmak isteyen, Bezarilere karşı da uzlaşmacı biri.
Bu nedenle konumu sorgulanıyor ve bıçak kemiğe dayanınca da koltuğundan indirilerek yerine sertlik yanlısı Mesut geçiriliyor.
İşlenen bir cinayet, olayların fitilini ateşliyor ve bir nişan töreninin olduğu gece Hazeranlar, Bezarilerin köyüne saldırıya geçiyor.
SAĞLAM BİR FEODALİZM ELEŞTİRİSİ Berlin’de Gümüş Ayı ödülüne (ikincilik) değer görülen “Kurtuluş”, tıpkı yönetmenin ilk filmi “Tepenin Ardı”nda da (2012) olduğu gibi bir tehdit algısı üzerinden düşmanca duyguların harekete geçmesini, nefretin yoğunlaşmasını ve bu sayede gelecek “kurtuluş” umudunu işleyen bir film.
Emin Alper, Hazeranların gerçeğini yalnızca toprak mücadelesi-mülkiyet meselesi üzerinden değil, ağır feodal ilişkileri, karanlık ortaçağ kültürünü, dini değerleri, boş inançları, toplumsal bilinçaltındaki korkuları da işin içine katarak işlemiş ve Yılmaz Güney’in “Umut”undan beri sinemamızdaki en sağlam feodalizm eleştirilerinden birini ortaya koymuş.
İktidar ve şiddet bağlantısı filmin ana temalarından biri; köydeki gerilimin adım adım şiddet arzusuna dönüşmesi, yeni dini lider Mesut’un kendisine “silahlı peygamber” rolü biçmesi, kolektif korku ve toplu paranoyanın kanlı bir sonla noktalanması, “Kurtuluş”un ana vurgusu niteliğinde.
Filmde devlet iktidarını temsil eden jandarma subayı karakterinin de üzerinde kısaca durmalı… “Kurak Günler” (2022) filmindeki savcı gibi, yerel otoritenin gücü karşısında devlet otoritesine karşılık gelen ama aşiret ilişkileri, dini önderler ve toprak kavgaları karşısında sadece dış güç olarak sınırlı ve sembolik bir işlev gören jandarma subayının olaylara hukuk ve düzen açısından yaklaşması, yetersiz kalıyor tabii ki.
Filmi seyreden bizler gibi, bir “seyirci-gözlemci”ye benzetebiliriz jandarmayı.
ŞEYHLİK-ŞIHLIK LANETİ Terör bağlamını bir yana koyduğumuzda, Kürt sorununun özündeki feodalizm gerçeğine parmak basan, “bireysel kötülük ve cinnet” çağrışımlarının çok ötesinde yapısal-toplumsal vurgularda bulunan, şeyhlik-şıhlık lanetine dikkat çeken, kadın korucudan toplu görülen rüya-kâbuslara, “ikizler”le ilgili hurafelerden ayağına teneke bağlı uyurgezer çocuğa kadar ayrıntıların çok iyi işlendiği bir film “Kurtuluş”.
Tümüyle yerel dokunuşlarla örülmüş bir hikâyenin evrensel anlatıya dönüşmüş biçimi var karşımızda.
Mekân kullanımı ve görüntü çalışması mükemmele yakın.
Tüm final bölümü ve noktanın konulma biçimi de oldukça başarılı.
Başta Caner Cindoruk olmak üzere Feyyaz Duman, Berkay Ateş, Naz Göktan gibi oyuncuların çok başarılı olduğunu belirteyim ve son olarak liberal Kürt çevrelerin bu filmden hiç hoşlanmamış bulunduğunu ekleyeyim.