Haber Detayı
Doymayan nefsin iftar sofrasında sıfır atık, sürdürülebilirlikten bahsetmek…
İçinde bulunduğumuz modern çağın en büyük paradoksu, "az ile yetinmeyi" öğütleyen kutsal za¬manları, "daha fazla tüketmenin" zirvesine taşımış olmamızdır.
Ramazan ayı, özü itibarıyla bir arınma, durma ve elimizdekinin kıymetini bilme zamanıdır.
Oysa iftar saatine yakın paylaşılan sofralarda insanın içindeki manevi boşluğun daha fazla yemekle doldurulmaya çalışıldığını görüyoruz.
Açgözlülük diyelim, açlıktan bağımsız, doyumsuzluk diyelim, doymaktan bağımsız.
Bu nokta ihtiyacın bittiği yerde başlayan ve asla doyurulamayan bir dipsiz kuyu…Bugün birçok restorandaki iftar sofralarına baktığımızda, bu kadim "açgözlülük" hastalığının ‘geleneksel’ vurgusu ile müşteri talebine ve buna bağlı bir işletme anlayışına dönüştüğünü görüyoruz.
Sabitlenmiş fiks fiyatlar, masalara sığmayan ama yarısı çöpe giden tabaklar, iftarını herkesten en iyi ihtimalle bir saat sonra ayak üzeri yapan garsonlar … Oysa oruç, açlığın idrakiyle başkasının tokluğuna hizmet etmektir.Standartların yükselmesi vicdanı geri plana mı itiyor?
Açgözlülük üzerine yazan düşünürler, bu duygunun "insanın kendi içindeki boşluğu nesnelerle doldurma çabası" olduğunu söyler.
Ramazandaki israf, işte bu içsel boşluğun dışa vurumudur.
Sofraya konulan o serpme iftariyelikler sofranın bereketi, adabı, geleneği değil israftır.
Var ki yiyoruz anlayışı da bir şükür temennisi değildir.
Müşteri ve işletme birlikte düşünmek zorundadır.
Arz, talep meselesi de değildir bu, suç ortaklığına son verme ve yeni ortak bir iftar modelini birlikte inşa etmek zorunluluğudur.Bugün kabul edilen etik mutfak anlayışında restoranlarda çöp kutusu bulunmuyor.
Kullanılmayan hiçbir malzeme atık olarak görülmüyor, dönüştürülüyor.
Fermentasyon odaları mutfak tasarımının önemli bir modülü.
Sebze artıkları, peynir kabukları ve artan süt ürünleri değerlendiriliyor.
Sadece tuz ve biraz zaman istiyor.
Hiçbir işe yaramayacak malzemeler komposa dönüşüyor, döngünün bir halkası olarak tekrar fayda sağlıyor.
Daha sorumlu davranan tedarikçiler ile çalışılıyor.
Ambalajlar, plastik kutular, koliler, şişeler iade edilebilir koşullarda tedarik ediliyor.
Etik ve gerçek sıfır atık restoran olmak zor değil; finansal bir yük getirmiyor, anlayışı benimsemek, uygulamak ve misafire de anlatmak gerekiyor.Eğer bu Ramazan’da bir devrim yapacaksak, işe o ‘donatılmış’ sofraların fotoğrafını çekmekten vazgeçerek başlamalıyız.
Çünkü gösterilen her abartılı lokma, o lokmaya ulaşamayanın hakkına girmekle kalmıyor, aynı zamanda kendi maneviyatımızı da o dijital çöplükte eritiyor.
Gerçek lezzet, kameranın odağında değil, paylaşmanın huzurundadır.
Ve unutmayalım ki; en iyi iftar menüsü, bittiğinde çöpe değil, sadece hafızalara ve kalplere bir tortu bırakandır.
İçinde iyilik olandır.Bu Ramazan, iftar sofralarını birer tüketim şovuna dönüştüren açgözlülüğün değil; lokmasını bölen, israftan utanan ve "yeterli" olanın huzuruna erenlerin ayı olsun.
Unutmayalım ki mideyi doyurmak kolaydır ama açgözlülükle zehirlenmiş bir ruhu, dünyanın tüm mutfaklarını önüne serseniz yine de doyuramazsınız.