Haber Detayı

Hız dünyasında zamanın masalını yazmak
Dünya+ dunya.com
27/02/2026 00:00 (1 saat önce)

Hız dünyasında zamanın masalını yazmak

Zeynep Solakoğlu, OG Galeri’deki ilk kişisel sergisi “Late Bloomer”da anlamdan yoksun hız dünyasında bilinçli bir geç kalmanın rengarenk hikayesini yazıyor.

Meltem KERRARmeltemkerrar@gmail.comEinstein’ın 1915’te orta­ya attığı, temeli uzay-za­man dokusunu eğen bir kuvvet düşüncesinde yatan Ge­nel Görelilik Teorisi, modern fi­ziği yaratırken kara deliklerden astrofiziğe pek çok alanın da ka­pılarını aralamıştı.

Yüz yılı aşkın sürede kat edilen onca yolda, so­rular ve yanıtların sınırları gide­rek genişliyor.

Zaman kavramı üzerine kafa yormak yalnızca ev­renin sırlarına erişmek değil, in­san olarak var olmanın ve kendi­ni bulmanın vazgeçilmez bir yolu da aynı zamanda.

Bugün hayatı­mızın hemen her alanında kar­şımıza çıkan yapay zekanın, kur­guyla gerçek, dünle bugün ara­sında içinden çıkılması zor bir dilemma yaratmasının yalnızca birkaç yıl öncesinde başladığını düşünmek hangimizi şaşırtmı­yor?

Zoraki de olsa yavaşladığı­mız pandemi günlerinin yıllara yayılması, hala akıllarımızda de­rin bir soru; ne ara geçti o kadar zaman?

Proust’un geçmişin ‘geç­miş’ olmadığını şahane anlattı­ğı Madlen Pasajı’nda olduğu gibi, bir fincan çay ve küçük bir parça kurabiyeyle ‘anında’ gitmez mi­yiz yıllar öncesinin çocukluğuna!Zaman, bir yandan tül perde­ler gibi geçirgenken bir yandan da ‘erken’ ve ‘geç’ olmak zorun­da elbette.

Günlük yaşamda bir­birimizle anlaşmamızı sağlayan bu dil, hayatımızın tamamında bizi nasıl yönetiyor düşündünüz mü?

Beş yaşında okula başlamak erken, 50 yaşında evlenmek geç­tir; 25 yaşında bir sahil kasaba­sına taşınıp sükuneti seçmek er­ken, 48 yaşında üniversiteye ya da oyunculuğa başlamak geçtir.

Değil midir?

Kimini kitaplar, ki­mini insanlar, kimini sosyal med­ya söyler.

Yetişme telaşı, başka­larının yaptıkları/yapmadıkları, toplum içinde varolma çabası, iç sesimizi giderek kısar ve neyi ne zaman yapacağımız konusunda düşünmeden ilerleriz çoğu za­man.

Peki ne zamandır ‘doğru’ za­man?

Kim bilir bunu?Zeynep Solakoğlu, OG Gale­ri’deki “Late Bloomer” adlı sergi­sinde tam da bu sorunun ortasına atıyor bizi.

Tıpkı Alice gibi ani­den düştüğümüz bu rengarenk dünya içinde, özgün bir masalın içinde gibiyiz.

Sanatçının oto­portrelerim dediği ve farklı halle­rini/zamanlarını izlediğimiz bir kızın, iyicil ve kötücül arkadaş­larıyla yaşadığı maceraların gün­lüğünü okuyoruz ‘yavaş yavaş’.

Bosch’un “Yeryüzü Zevkleri Bah­çesi”ndeki gibi baktıkça çoğalan bir dünya var karşımızda adeta.

Tatlı bir yaz günü gecesi de, bir araya gelmiş biraz da komik kö­tücül cinler de, kendi zamanı­nı yaşayan salyangoz da burada.

Hepsi geç kalınmışlığın hikaye­sini yazıyor sanatçının bu çok öz­gün kişisel ikonografisinde. “La­te Blooming, bir şeyleri geç yapan anlamına geliyor.

Araştırmaya başladıkça kendi içinde anlam­sız bir terim olduğunu düşünme­ye başladım aslında.

Herkes ‘la­te bloomer’ olduğunu düşünü­yor bir şekilde.

Çünkü insanları geç kaldıkları ve yapamadıkları şeylere odaklanmaya zorluyor bu kavram.

Her şeyi her zaman yapma baskısı ve durmadan de­vam eden bir rekabet ortamı var.

Her şeyi agresif ve hızlı bir şekil­de takip etme ve bunun karşısın­da bir ödüllendirme sistemi...

Oy­sa doğada böyle bir şey yok.

Kim­se bir çiçeği mevsiminden önce açtı diye yargılamıyor.

Her şeyin kendine ait bir ritmi ve zamanı var.

Sadece insanlar birbirini geç kaldı ya da yapamadı diye yargılı­yor.

Oysa biz doğanın sadece bir parçasıyız.

Bu düşünce bana ge­ri adım atmayı ve aslında sessiz­ce işleyen bir sistemin küçük bir parçası olduğumu hatırlattı.” di­yor Solakoğlu.Bu ilk solo sergisini oluşturan işlerini yaratırken epeyce kendi halinde kalmış sanatçı.

Onun için izolasyon, sosyalliğin karşıtı de­ğil, zorunlu ve besleyici bir hal.

Sergide yer alan işler, sanatçının zaman içinde kurduğu dünya­nın farklı evrelerini taşıyor.

Tu­valin yanı sıra seramikler de var bu dünyada.

Resimle çamurun bir araya gelmesi, yalnızca fark­lı malzeme kullanımının zengin­liğini değil, aynı dünyanın par­çaları gibi bir araya gelmiş.

Ma­salsı bir anlatının hakim olduğu sergide sanatçının iç dünyasının zaman kavramıyla yaşadığı yol­culuğa eşlik ediyoruz.

Hiç dur­mayan bir kafadan çıkıyor bu ses­ler.

Kurt tarafından başı çalınan kız, yarısı buzdan, yarısı alevden bir kafese konur ve zamanın içi­ne hapsedilir.

Başı zamanın için­de asılı kalırken, bedeni fiziksel dünyada kök salar.

Kız hayal kur­dukça, başı bedeninden uzakla­şır; beden ise gerçekliğe tutunur. “Bu hikayeyi 2014’te yazmıştım.

Late bloomer terimini araştırır­ken temaya yakın bulduğum için yeniden resimlendirdim.

Çok kafamın içinde yaşayan biriyim, bazen kendi dünyamda kaybo­luyorum; bu da hayatı kaçırıyor­muşum gibi hissetmeme neden oluyor.

Bu anlatı, o hissi kendi görsel dilimle ifade etme biçi­mim aslında.” diyor sanatçı.Kendi zamanında olmayı ne­şeli ve çocuksu bir halle anlatan sergiyi 14 Mart’a kadar pazar ve pazartesi hariç her gün 11.00- 18.00 arasında OG Gallery’de gö­rebilirsiniz.

İlgili Sitenin Haberleri