Haber Detayı

Genel Menajer Derya Yannier: Avrupa’da parmakla gösterilen bir noktadayız
Dünya+ dunya.com
27/02/2026 00:00 (1 saat önce)

Genel Menajer Derya Yannier: Avrupa’da parmakla gösterilen bir noktadayız

Fenerbahçe Beko, son 10 yılda basketbolda Avrupa çapında bir ekol haline geldi. Bu sezon da Euroleague’de lider durumdalar ve yine şampiyonluk hedefiyle ilerliyorlar. Bir yandan da çok ciddi gelir yaratmayı başarıyorlar. Bu iş modelinin başındaki Genel Menajer Derya Yannier’le işinin püf noktalarını ve Fenerbahçe Beko’nun ekonomisini konuştuk.

Derya Yannier (40), henüz lise yıllarındayken bas­ketbol dünyasına adım at­tı.

Önce Robert Kolej’de, sonra da Koç Üniversitesi’nde ekonomi okurken profesyonel basketbol­cu olmayı başarmıştı.

Ama çok erken bir yaşta, henüz 27’sin­de sporculuk kariyerine bir nokta koydu.

İki-üç yıl fark­lı iş deneyimlerinden sonra profesyonel basketbol yö­neticisi olmaya soyundu.

Evvela Eskişehir Basket’in genel menajeri olarak adım attı bu dünyaya.

Ardın­dan üç yıl boyunca Türkiye Basketbol Federasyonu’nda (TBF) ligler direktörlüğü yap­tı.

Ve 2021’de daha büyük bir de­nizde yüzmeye karar vererek Fe­nerbahçe Beko’ya geçti.

İlk sezon genel menajer yardımcısıydı, erte­si yıl genel menajerlik koltuğuna oturdu ve bir süredir patinaj çeken Fenerbahçe basketbol takımını tekrar başarı rotasına sokmak için kolları sıvadı.

Ve bu süreç geçen se­zon Euroleague şampiyonluğuyla taçlandı.

Şimdi Yannier, Fenerbah­çe Beko’yu Avrupa basketbolunun geleceğinde de söz sahibi olan bir yapıya kavuşturmak için çalışıyor.2021’de Fenerbahçe’ye ge­nel menajer yardımcısı olarak geçtiniz.

Bir yıl sonra da genel menajer oldunuz.

O teklif nasıl geldi size?

Fenerbahçe’ye gelişim bi­raz eski genel menajer Mauri­zio Gherardini vasıtasıyla oldu.

Hatta bu yola girmeme sebep olan kendisidir.

Hikâyenin başına gidersek, basket­bolu bırakmamdan sonraki o iki senelik geçiş dönemine gi­den bir tanışıklığımız var kendi­siyle.

Onu hiç tanımıyordum.

Bir gün “Hayatta ne yapıp ne yapma­yacağımı bulmaya çalışıyorum.

Basketbol da bunlardan biri.

Sen de bu konuda en tecrübeli kişi­lerden birisin.

Sana danışmak is­terim” diyerek kapısını çaldım.

Ve o günden itibaren çok yakın bir dostluğumuz oldu.

Hep şunu söylüyordu, “Bu kariyerde çok ciddi anlamda ilerleyebilirsin fakat yolunu seçmen lazım.

Neyi istediğine karar vermen lazım”.

Ve hep beni buraya yönlendirdi.

Federasyona geçerken de konuş­tuk.

Yıllar sonra tekrar bir fırsat çıktığında Maurizio bütün pro­jeyi önüme sundu.2022’de unvanınızdaki de­ğişiklikle beraber işleyişte bir farklılık oldu mu?

Birinci sene yardımcı, ikinci sene genel menajer olmam plan­lanmıştı.

Kontratımda da bu şe­kilde yazıyordu.

Tamamen böyle bir planlama vardı.

Aşağı yuka­rı nasıl bir denize girmek üzere olduğumu biliyordum.

Tabii ki her kulübün farklı dinamiği var.

Buna uyum sağlamanız gereki­yor.

Ama çok hazırlıksız değil­dim açıkçası.

Çünkü buraya ilk geldiğim günden beri işle­yişin tam ortasın­daydım.

Maurizio ilk günden itiba­ren o alanı bana sağladı.NİYE MASKOTUMUZ YOK?

Fenerbahçe gibi çok geniş taraftar kitlesine sahip kulüplerde bir yenilik yapmak bazen zor olabiliyor.

Siz getir­diğiniz yeniliklerle tanınan bir yöneticisiniz.

Fenerbahçe’de bu dev kitlenin varlığı sebebiy­le birtakım idari ve sportif ko­nularda yenilik yapmakta zor­landınız mı?

Fenerbahçe’de aldığınız her ka­rar bir anda milyonlar bazında bir yankı uyandırabiliyor.

Böyle bir enteresan tarafı var.

Benim için eğlenceli ama kimisi için bu bas­kı yaratan bir unsur olabilir.

Şöy­le bir örnek vereyim: İlk geldiğim seneydi.

Bizim haftada ve iki haf­tada bir klasik toplantılarımız olur.

Konudan bağımsız pazarla­ma, operasyon, biletleme, herke­sin bulunduğu bir toplantıdır.

O toplantıda şunu söyledim: “Bizim niye bir maskotumuz yok?” Dün gibi hatırlıyorum, beş sene geçmiş üzerinden. “Çok denendi.

Tarafta­rımız sahiplenmiyor.

Ondan son­ra dalga geçerler.

Güzel olmazsa şöyle olur” gibi bir endişeler yu­mağı vardı.

Genel kanı tamamen negatifti.

O zaman Fenerbahçe bir etkinlik ajansıyla çalışmıyordu.

Saha içi etkinlik de geliştirilmesi gerekli konulardan biriydi. “Biraz daha bunu ‘entertainment’a yak­laştırabilir miyiz?” dedim. “Et­kinlik yaparız ama maliyeti kulüp karşılamaz.

Maskot yaparız ama taraftar kabul etmez” gibi gerek­çelerle senelerce bir cam tavan efekti oluşmuştu.YELLOW’DAN 1 MİLYON EURO Sonunda ‘Yellow’ ortaya çık­tı ama.

Nasıl ikna ettiniz?

Maç etkinlikleri anlaştığımız ajanstan bir maskot çizimi iste­dim.

Getirdikleri çizim şu anki ‘Yellow’dan biraz daha farklıydı.

Çocukların hoşuna gitsin diye da­ha yumuşak bir hale getirdik.

Bü­tün karakter tiplemesini tek tek yazdık: Nasıl bir karakter olacak?

İçine nasıl birini bulacağız?

Böy­lece Yellow ortaya çıktı.

Kısa süre­de popüler oldu.

Bütün sponsorlar Yellow’a gelmek istedi.

Bir sene­yi aşkın süre boyunca bütün spon­sorlarımıza “hayır” dedik.

İzin ver­mediğimiz için hepsi gönül koydu.

Ama daha sosyal medya hesapları açılacaktı, branding’i oluşturula­caktı.

Şu anda belki de Fenerbahçe Beko’nun, hatta tüm Avrupa’daki basketbol kulüplerinin en önem­li değerlerinden biri.

Geçen sezon sadece Yellow üzerinden 1 milyon eurodan fazla gelir yarattık.Hangi ürünler dahil bu raka­ma?

Oyuncağı, çorapları, tişörtleri var ki ürün yetiştiremiyorlar.

Sa­dece ürün de değil.

Şapkasında bir sponsoru var.

Dijital satıştan da ar­tık sponsorluk alıyoruz.

Her türlü dijital projede Yellow kullanılıyor.

İnsanlar doğum günlerine, der­nek etkinliklerine çağırıyorlar ki orada biraz frenliyoruz.

Avrupa’da bir sürü deplasmanda talep geli­yor. “Açık ara en iyi maskot sizde.

Yellow’la beraber iş yapmak istiyo­ruz” diyorlar.

Geçen sezon Euro­league’den pazarlama ödülü aldık.

Tamamen Yellow bazlı bir ödüldü.

Yeniliğe bu kadar dirence rağmen 2-3 senede geldiğimiz noktaya hayret ediyoruz bazen.

Şu anda sa­ha içi etkinliklerde maç önü şovla­rıyla, maç sırasındaki etkinliklerle Avrupa’da parmakla gösterilen bir noktadayız.

Ve bu maç etkinlikle­ri tamamen sponsorlar tarafından karşılanıyor ve sıfır maliyetle ya­pılıyor.Çok göz önünde olmadığı için bir genel menajerin takvimi ve yetki alanı tam anlaşılmıyor.

Bu işleyişi anlatır mısınız?

Bazı kulüplerde sportif direktör­lük ve iş yönetimi tarafı ayrılabi­liyor.

Bunun Avrupa’da örnekleri var.

Fenerbahçe’de ben hem spor­tif taraftaki hem iş yönetimindeki aklınıza gelebilecek her şeyden so­rumluyum.

Onun dışında Avrupa basketbolundaki siyasetten kulü­bün geleceğiyle ilgili kararlara, bi­let satışından pazarlama aktivite­lerine, maçlardaki etkinliklerden forma detayına kadar işin 360 de­recelik bir kısmı da var.

Ve bu kısım da epey bir zaman alıyor.

Takvime gelirsek, sezon içi acil durumlar ha­ricinde biraz daha saha dışı anlattı­ğım işlerle geçiyor.

Sezonun mart­tan sonraki kısmıysa biraz daha ru­tini bırakıp önümüzdeki sezonu ve sezonları planlama kısmına dönü­yor.

Hatta haziranda sezon bitince “Hadi şimdi kutlama yapacaksınız, tatil yapacaksınız” diye herkesin çok rahatladığımızı düşündüğü ay­larda ben çoğunlukla en huzursuz olduğum, belirsizliklerle en fazla uğraştığım, sorunları çözmeye ça­lıştığım ve sürekli telefonda oldu­ğum dönemi geçiriyorum.Yöneticiliğe ilk adım Aydınlar’ın ofisinde atıldı “Basketbola dönmeye karar verdikten sonra bir yönetim projesi hazırlamıştım.

Eski antrenörüm Alp Bayramoğlu bana “Mehmet Ali Aydınlar çok istekli, Acıbadem grubu takımı kurmak istiyor” diye anlattığında “Bir konuşalım.

Benim de böyle projem var” demiştim.

Mehmet Ali Bey’le beni buluşturdu.

Kendisi zaten çok vizyoner biri ona bütün detaylarıyla bir sunum yaptım.

Takım sahibi ya da başkanının bu işi profesyonel bir ekibe bıraktığı, bütçesiyle ve diğer her şeyiyle sorumluluğun o profesyonel yönetimde olduğu bir modeli anlatmaya çalıştım.

Sonra onlar kendi takımlarını kurdular.”FENEBAHÇE BEKO’NUN EKONOMİSİBu sezon bütçemiz 30 milyon euronun üzerindeBiraz da Fenerbahçe Be­ko’nun ekonomisini konuşa­lım.

Nasıl bir odağınız var bu konuda?

Burada en önemli öncelikler­den biri sportif başarıyı yakalar­ken bir yandan da finansal den­geyi sağlayabilmekti.

Sürekli bütçe toplantıları yapıyoruz.

İş geliştirme kısmındaki arkadaş­larla gelir yarattığımız kısımları değerlendiriyoruz.

Nereden da­ha fazla gelir yaratabileceğimizi düşünüyoruz.

Biletleme depart­manıyla hem taraftarımızı bir şekilde memnun edecek fark­lı projelere hem de ek gelir ola­naklarına bakıyoruz.

Bir yandan da işin gider kısmıyla ilgilenen ve sizi sürekli daha fazla harca­maya yönlendiren bir basketbol operasyonu da var.

Sürekli daha fazlasını talep eden bir taraftar, sizden beklenti halinde olan bir yönetim.Buradan bütçeye geçelim.

Sadece oyuncu bütçesini sor­muyorum.

Gerçekten toplam bütçede aşağı yukarı nerede­siniz?

Açıkçası hep şunu söylemiş­tim: Fenerbahçe’yi sportif an­lamda alışık olduğu yere geri ge­tireceğiz.

Fakat bunu yaparken bütçe dengesini de sağlamamız gerekiyor.

Geldiğimiz noktada sportif kısmı herkesin değerlen­dirmesine bırakıyorum.

Harca­mayı azaltmadan hatta üzerine bir tık koyarak 4-5 sezon önce­sindeki oyuncu bütçesinden şu an daha yukarıdayız.

Fakat o dö­nemde 13-14 milyon euro zarar ediyorduk.

Geçen sezonu 4 ila 5 milyon euro zararla kapattık.

Bu sezon sonu geldiğinde bunu ba­şa baş hale getirmeyi hedefliyo­ruz.

Eğer başarabilirsek basket­bol şubesi tarihinde ilk kez zarar etmeden bir sezonu bitirecek.

En çok gururlandığım konulardan biri bu.

Gerçekten gelirler çok ciddi düzeyde arttı ve bu organik bir şekilde oldu.

Tabii bundan sonra bunu sürdürülebilir bir yapı haline getirmek lazım.

Bu­nu yaparken Avrupa basketbol oyuncu piyasası da yükseliyor.

Başarılı olduğunuzda bir şekilde elinizdeki oyuncular, antrenör­ler, hatta kondisyonerler ve ma­sörler herkes değerleniyor.

Ge­çen sene baş fizyoterapistimiz ve kondisyonerimizi başka takım­lara kaybettik.

İkisi de çok değer­li kişilerdi.

Çok ciddi teklifler al­dılar.

Bu bütçelere çıkmayı doğru bulmadık ve oyunculardan önce onlar transfer oldu.Bu sezon gelir ve gider 28 ila 30 milyon euro mu olacak?

Bu sezon 30 milyonun biraz üzerinde bütçemiz.

Tabii ki vergi ve diğer her harcama dahil olan bütçeden bahsediyorum.

Yani brüt bütçemiz 30 milyon euro­nun üzerinde.

Ama gelirimiz de 30 milyonun üzerinde.

Gelirin yaklaşık yüzde 30’luk kısmı gi­şeden yani bilet satışından ge­liyor.

Hem dijital hem normal sponsorluk gelirlerinin toplam payı yüzde 50’nin üstünde.

Bu arada organizasyonlardan, yani Euroleague ve TBF’den sağladı­ğımız gelir yani medya geliri ve sponsorluktan gelen pay toplam bütçemizin yüzde 10’u kadardır.

Euroleague’de sportif dereceye göre aldığımız bir miktar da var.

Yani bütçemizdeki payı yüzde 10 ila 13’tür.Bu medya gelirlerinin pa­yının daha yüksek olması ge­rekmez mi?

Fenerbahçe markasının bu or­ganizasyonlardan daha fazla ge­lir elde etmesi lazım.

Yaklaşık iki-üç senedir kavgasını verdi­ğim bir konu var: Euroleague’de­ki gelir dağıtımı modelinin çok adil olmadığını düşünüyorum.

Şu anda tamamen yerel televiz­yon anlaşmaları üzerine kurul­muş bir dağıtım modeli var.

Bazı örnekte bu geliri sadece bir ta­kım alabiliyor.

Kimi ülkede de iki-üç takımın bölüştüğü bir se­naryo var.

Kulübün geçmiş spor­tif başarısı, marka değeri, global izlenirliği, sosyal medya erişimi hiçbir şekilde baz alınmıyor.

Bu, dünyadaki örneklere bakınca çok çağ dışı bir yöntem.

Çünkü bu yerel televizyon kanalları bizim maçımızı da satarak para kazanıyor.

Bu sis­tem değişirse oto­matikman Euro­league’den daha fazla para alacak Fenerbahçe.

Yakın gelecekte oradan bir ek gelir ala­cağız diye ümit ediyorum.Ürün satışları Fenerium’a bağlı.

Oradan basketbola ak­tarılan bir pay var mı hiç?

Bu da diğer Avrupa ülkeleri­ne göre aslında handikaplı ol­duğumuz bir nokta.

Yani ürün satışı, forma satışı ve biraz ön­ce bahsettiğim Yellow ürünleri gibi basketbolla ilgili satışların hepsi Fenerium bütçesinde gö­züküyor.

Sonuçta bu satışlar Fe­nerbahçe’ye katkı sağlıyor ama bütçemizde gelir olarak göstere­miyoruz.

Bazı basketbol kulüp­leri bunu da gelir gösterebiliyor.

Biz de bunu katsak belki bugün itibariyle kârda olacaktık.NBA’in Avrupa’nın kapısını çalması çok değerli“NBA Europe ile ilgili olarak Fenerbahçe bu sürecin başından beri en kritik noktalardan birinde.

En önemli markalardan biri olduğumuz için herkes kapımızı çalıyor.

Bu anlamda çok kişiyle görüş alışverişinde bulunuyoruz, çözüm üretmeye çalışıyoruz.

NBA’in Avrupa basketbolunun kapısını çalmasını çok değerli buluyorum.

En ideal senaryo Euroleague’in NBA’le ortaklaşa bir iş yapması olacaktır.

Herkesin ortak paydada buluştuğu, global anlamda NBA ile entegrasyonun sağlandığı, Avrupa’da oynayan yıldız sayısının arttırılmasıyla sonuçlanan ve ticari atılım yakalanan bir çözüm üretilebilir diye umuyorum.”

İlgili Sitenin Haberleri