Haber Detayı
Bilimkurguda Sümer izleri insanlığın bitmeyen yıkım döngüsü
Yazar Faruk Sinan Arpalı, ‘Sahar 3.16’ ile medeniyetlerin defalarca kurulup yıkılmasının ardındaki sır perdesini aralarken, okuru Babil’den uzayın derinliklerine uzanan gizemli bir sorgulamanın içine çekiyor.
Yazar Faruk Sinan Arpalı’nın İkinci Adam Yayınları etiketiyle okurla buluşan “Sahar 3.16”, din, felsefe, varoluş ve öte varlıklar gibi derin temaları bilimkurgu evreninde işliyor.
Eser Sümer efsaneleri ve kadim öğretiler üzerinden insanlığın gizlenmiş tarihine dair alternatif bir okuma vadediyor.
Okurun gerçeklik algısını sınayan kitabı yazar Arpalı’yla konuştuk.
KARAKTERLERİN VE İSİMLERİN MİTOLOJİK KÖKENLERİ - Sahar 3.16 için tebrik ederiz.
Bize kendinizden ve roman yazma fikrinin nasıl ortaya çıktığından bahseder misiniz?
Yaşamım boyunca farklı meslek dallarıyla ilgilenmem, bana geniş bir hayat deneyimi kazandırdı.
Roman yazma fikri ise biraz şans eseri ortaya çıktı.
Yıllar boyunca biriktirdiğim bilgi kırıntılarını siyah kaplı bir günlüğe not ediyordum.
Eşimin, “Bunları toparlamıyorsun, belki bir hikâye çıkar,” demesiyle bu notlara yeniden bakmaya karar verdim.
En iddialı bulduğum Yosun Geçidi hikâyesinden başladım.
Sonrasında diğer hikâyelerimi tek bir karakter üzerinden ilerletme fikri doğdu.
Karakterin okuyucuyla birlikte öğrenmesi ve gelişmesi için hikâye anlatımını günlük formunda kurgulamaya karar verdim. - Karakterlerin kitapta bahsedilmeyen arka planları veya isim hikâyeleri var mı?
Örneğin baş karakterin adı neden Erkam?
Kitabın adı dâhil olmak üzere, tüm karakterlerde kullanılan isimler belirli bir amaç doğrultusunda seçilmiştir.
Erkam karakterinde ilk çıkış noktam “Kam” kavramıydı.
Kam’lar, ruhlarla iletişim kurduğu kabul edilen, bilgiyi aktaran bir makamdır.
Kamlığın eril karşılığı ise Kamer ya da Erkam gibi, “er” kökü eklenerek türetilen adlarla ifade edilebilir.
Asıl belirleyici olan, kişinin istemese dahi üzerine yüklenen görevi er ya da geç kabul etmek zorunda kalacağı fikriydi.
Örneğin Merih, Mars anlamına gelir.
Elçin ise eski Türk geleneğinde başka bir boyla bağ kurmak amacıyla gelin olarak gönderilen kızlara verilen isimdir.
SÜMERLER’DEN GÜNÜMÜZE UZANAN GİZEM: DUMU - Karakterler arasında en ilginç olanı Dumu’ydu.
Bize biraz ondan bahseder misiniz?
Gerçek ismi Mu-Sa-Dumu olan adını, dini hassasiyeti olanları rahatsız edebileceği endişesiyle Sa-Dumu formuna dönüştürdüm.
Bu ad bütünüyle Sümerce kökenlidir ve anlamı Zaman Silahının Sahibi’dir.
Sa-Dumu, tasavvufi anlatılarda silah ve azap meleklerinin indiği gök katı olarak bilinen üçüncü kat gökten gelir.
Asli görevi, tüm evrenlerde hasmını yok etmektir.
Sa-Dumu, evrenin farklı bölgelerinde koruma görevi üstlenen kadim bir soydan gelir.
Ataları dünyaya defalarca inmiş, katıldıkları savaşlar ise tarihsel kayıtlarda “Tanrıların Savaşları” olarak anılan metinlerde yer almıştır.
İNSANLIK TARİHİNDE SAKLI KALAN GÖKSEL SAVAŞLAR - Hikâyede uzaylıların hep aramızda olduğu hissettiriliyor.
Bu konumu nasıl kurguladınız? “Hiç gitmediler,” diyerek başlayabilirim.
Beklenenler aslında hep buradaydı; kimi zaman biçim, kimi zaman mevki değiştirerek.
Bu varlıkların adları zaman içinde değişti: Önce Tanrılar, sonra Melekler, en sonunda da Uzaylılar olarak anıldılar.
Değişmeyen tek gerçek ise hepsinin gök katlarından yeryüzüne inerek insanlıkla temas kurmuş olmalarıdır.
Açık biçimde görünmeseler de, toplu yok oluştan kaçınmanın yolunu insanlığın arasına sığınmakta buldular.
Benim bu romanla amacım, insanlık tarihinin başından bu yana gizliden gizliye süregelen büyük bir savaşın varlığını anlatmaktır. - Kırklar meclisi, uzaylılar, düşmüş melekler gibi birçok konuya değiniyorsunuz.
Bu örüntüler hakkında okuyucuya ne söylemek istersiniz?
Neredeyse her sayfada gizlenmiş bilgiler bulunuyor ve bunlar, okuyucunun bilgi birikimine göre katman katman açılacaktır.
Temel amacım, okuyucunun sarf ettiği emeğin karşılığını her sayfada verebilme arzusuydu.
Bir diğer önemli husus ise onca öğretinin lezzetini kaybetmeden sunulabilme çabasıydı.
Dünyada yalnızca uzaylılar mı var; ya hırkalılar?
Peki cinler, mistik tanrılar nerede duruyor?
Maksadım, tüm bu öğretilerin nihayetinde ortak bir kaynağa bağlı olduğunu hissettirebilmekti. - Kitapta Dumu’nun bahsettiği, dünyayı tohumlamak için hazırlayan “öncülerin” kullandığı çantadan da bahsedebilir miyiz?
Çanta, oldukça gizemli bir simgedir.
Neredeyse tüm kıtalardaki duvar oymalarında karşımıza çıkar.
Çoğunlukla bilgelik ve tohumlama sahnelerinde kullanılmıştır.
Yaratılış tasvirlerinde ve özellikle Anu anlatılarında, elinde kozalak tutan tanrı figürleriyle birlikte resmedilir.
Bu bağlamda çanta, gök katlarıyla irtibat kurmayı sağlayan, kuantum gerçeklik düzleminde işleyen bir araç olarak yorumlanabilir.
Ancak her bilekliğe sahip olan figürün elinde çanta bulunmaz.
Bu durum, çantaya erişimin yalnızca belirli bir mevkiye ya da yetkiye sahip olanlara tanındığını ima eder. - Söyleşi için çok teşekkür ederiz, kaleminize sağlık.
Emeğiniz için ben de teşekkür ederim.
İnsanlar kimlik arayışları içinde kaybolurken, onlara farklı bir pencereden bakma imkânı sunmak çok kıymetli.
Eşsiz hikâyelerde kaybolmak, belki de kendimizi yeniden bulmanın en sahici yoludur.
Dileğim, okurun bu anlatılarda yalnızca cevaplar değil; doğru soruları da bulabilmesidir.