Haber Detayı

Hastanenin nabzını ölçmek
Tunca arslan aydinlik.com.tr
20/02/2026 00:00 (1 saat önce)

Hastanenin nabzını ölçmek

Hastanenin nabzını ölçmek

Bir hastanede hasta, refakatçi ya da ziyaretçi olarak zaman geçiren herkes, bu mekânda çok farklı bakış açılarının hüküm sürdüğünün ayırdına varmıştır.

Doktorlar, hemşireler, hastabakıcılar ve hastalar dünyayı ve karşılarındaki insanları farklı görürler, işlemekte (ya da işleyememekte) olan düzeni farklı değerlendirirler.

İlacın vakti mi geçti, serum beş dakika geç mi takıldı, ameliyat sırası ne zaman gelecek, hemşire neden iki saattir uğramıyor, yan tarafta yatan hastanın durumu kötüye mi gidiyor vb. sorular, hastane ortamının belirsizliği içinde sürekli havada uçuşurlar.

Petra Biondina Volpe’nin yazıp yönettiği İsviçre-Almanya ortak yapımı “Gece Vardiyası” (Heldin), bir hastanedeki gece nöbeti boyunca bir hemşirenin nabzını tutuyor, daha doğrusu hemşire karakterimiz Floria aracılığıyla hastanenin ve içindekilerin nabzını ölçüyor.

Yönetmen Volpe, son derece alçakgönüllü gibi görünen, öyle ki zaman zaman bir belgesel hissiyatı uyandıran filmine müthiş bir ritim kazandırmış,  “Gece Vardiyası”nı içinde bulunduğumuz seyir yılının en hoş ve etkili sürprizlerinden birine dönüştürmüş.

Kendi adıma, ilk kez duyduğum bir yönetmen ve tanınmamış oyuncuların elinden çıkan böyle mükemmel bir sonuca oldukça şaşırdım ve sevindiğimi belirteyim.

HASTA ÇOK, PERSONEL AZ Sinemalarımızda bu hafta gösterime giren filmde Hemşire Flora, personelin az, hastanın çok olduğu bir hastanede her odaya girip çıkarak kontrollerini yapıyor, kimi hastalarla sohbet ediyor, kimilerinin kaprisini ve öfkesini çekiyor, evdeki oğluyla ancak çok kısa bir telefon görüşmesi yapabiliyor, genç asistanına görevler veriyor ve giderek bunalmaya başlıyor.

Bir Türk ailenin annelerinin kaybından kendisini sorumlu tutuyor ve etten sinirden yapılmış bir insan olarak bir an geliyor ki tepesi atıyor, isyan ediyor… 2023’te İlker Çatak’ın yönetmenliğinde izlediğimiz “Öğretmenler Odası” (Das Lehrerzimmer) filminde de aslında benzer sayılabilecek bir öyküyle tanıyıp hayran olduğumuz Leonie Benesch, bu kez de başrolün hakkını veriyor ve filmi neredeyse tek başına taşıyor.

Yoğun temposu ve insani duyarlılığıyla dikkat çeken 92 dakikalık film, sistemin yükünü sırtlayan kadın portresini başarıyla çiziyor, hastanedeki günlük rutini etkileyici bir dramatik bütünlüğe kavuşturuyor.

Her hastanın bir öyküsü var, Floria’nın da… Filmin başarısı tam da bu noktada kendini belli ediyor; “Gece Vardiyası” bu öyküler aracılığıyla bir hastane draması ortaya koymakla birlikte Floria’nın iç dünyasına da derinlemesine dalıyor.

Karakterin yorgunluğu, kararlılığı, hümanizmi ve empati becerisi seyirciye de yüksek seviyede yansıyor, içine girdiğimiz hastane atmosferinde de hayatla aynı ritme kapılıp gidiyoruz.

AVRUPA’NIN SAĞLIK SİSTEMİ Karşımızda bir acil servis yok ama filmin kapanış jeneriğinde de ayrıntılı olarak açıklandığı üzere hastanede (ve Avrupa’da) hemşire sayısı çok az ve her şey “acilen” yapılmalı.

Floria yine de işini kaos çıkarmadan yapmaya çalışıyorsa da “aciliyet” duygusu yakasından eksik olmuyor, biz seyirciler de onunla özdeşlik kurup aynı gerilimi yaşıyor, karakterle aynı şeyleri hissediyoruz.

Fazla açık etmeden söylemeye çalışayım; sürprizli final bölümü çok etkileyici.

Filmin temel amacı, Avrupa’daki sağlık sisteminin derin sorunlarına dikkat çekmek.

Bu mesaj hakkıyla veriliyor, yeterince farkındalık yaratılıyor.

Pandemi döneminde çöken bu sağlık sistemi, Floria’nın çırpınışları eşliğinde bir kez daha karşımıza geliyor.

Türkiye’nin de böyle bir filme ihtiyaç duyduğu ise çok açık. “Gece Vardiyası”nı başta sağlık çalışanları olmak tüm sinemaseverlere öneriyorum.

Kaçırılmaması gereken bir film.

İlgili Sitenin Haberleri