Haber Detayı
Direnenler ve pijamasıyla oturanlar - Erdal Atıcı
Dünya tarihinde, bugün olduğu gibi adalet kılıcının kırıldığı, insan özgürlüklerinin kısıtlandığı, baskının, zulmün, haksızlığın ve hukuksuzluğun topluma egemen olduğu dönemler görülmüştür...
Dünya tarihinde, bugün olduğu gibi adalet kılıcının kırıldığı, insan özgürlüklerinin kısıtlandığı, baskının, zulmün, haksızlığın ve hukuksuzluğun topluma egemen olduğu dönemler görülmüştür...
Böyle günlerde baskıyı artırarak toplumun korkuyla yönetilebileceğini düşünenler yanılır!
Korkuya dayalı yönetimler eninde sonunda yıkılmaya mahkûmdur.
Çünkü korkuya karşı kahramanca direnenler çok az sayıda olsalar bile, toplumu derinden etkiler.
Direnenler, sıradan insanın gözünde kahramanlaşır, cesaret topluma yayılır. “Evlerinde pijamasıyla oturanlar” evlerinden çıkıp demokratik mücadeleye katılır... 12 Eylül 1980 darbesinin yarattığı korkunun; kentleri, kasabaları, köyleri esir aldığı bir dönemde, üniversiteye yeni başlamıştım.
Yüz binlerce insan gözaltına alınmış, işkencelerden geçirilmiş, gözaltında kaybedilmişti.
Mamak, Metris, Diyarbakır gibi cezaevleri haksızlığın ve zulmün simgesi haline gelmişti. 1982 yılında darbe anayasası oylanacaktı. “Hayır” propagandası yapmak yasaktı. “Evet” denilmesi için Kenan Evren kent kent dolaşıp, 12 Eylül öncesinde yaşanan terörü anlatarak, insanları ikna etmeye çalışıyordu.
Köyümüze de her yere “Evet” afişleri asılmış, korunması için muhtara görev verilmişti.
İnsanlar yazı yazmaktan, muhalefet etmekten korkuyorlardı.
İsimsiz ihbar mektupları, gizli tanıklar, içeri atılmak, tutuklanmak için yeterliydi.
Tutuklanmak demek aylarca içeride kalmak ve işkenceden geçmek demekti. ‘HAYIR’ DİYEBİLMEK İşte o günlerde, ara tatili için köyüme gelmiştim.
Köylülerimiz kahvehanenin önünde toplanmış kendi aralarında sohbet ediyorlardı.
Köyümüzün en bilinçli en cesur insanlarından biri İsmail amcaydı.
Cumhuriyet gazetesi okurdu ve gazeteyi “Cumhuriyet” yazısı görünecek şekilde katlar ceketinin dış cebinde taşırdı.
Ben İsmail amcanın anayasa oylaması için ne düşündüğünü merak ediyordum.
Kahvehanede söz dönüp dolaşıp, yapılacak olan anayasa oylamasına geldi.
Kimse açıktan bir şey söyleyemiyordu.
İsmail amca, söz sırası kendisine gelince kahvehanede bulunan herkesi şaşkınlığa düşüren şu sözleri hiç sakınmadan söyleyiverdi: “Arkadaşlar, ben baskıyı, işkenceyi, zulmü yönetim şekli haline getiren cuntanın yaptığı anayasaya ‘Hayır’ oyu vereceğim.” AŞI DAĞI’NIN DORUĞU...
Önce büyük bir suskunluk oldu.
Aslında yapılan baskılar, gençlerin haksız tutuklanmaları, oy verdikleri partilerin kapatılması köylülerimizi söyleyemeseler bile içten içe öfkelendiriyordu.
Bir süre sonra yaşlılardan biri “İsmail doğru söylüyor, yetti gari bunların ettikleri” dedi.
Ona katılanlar, seslerini yükseltenler oldu.
Köyümüzü saran korku bulutları bir anda dağılıp gitmişti.
Kahvede bir süre daha oturup sohbet ettikten sonra evlerimize doğru yola çıktık.
Yanımızda İsmail amca da vardı.
Ona bir arkadaşımız: “İsmail amca, başına bir iş gelmesinden korkmuyor musun” dediğinde, durdu ve hepimize güneşin batmak üzere olduğu Aşı Dağı’nın doruğunu gösterdi; “Yörüktük, beni anam şu güneşin batmak üzere olduğu yerde, bir kıl çadırın içinde doğurdu, ben orada büyüdüm, çobanlık yaptım, oradan askere gittim.
Suçsuz gençlere, yaşlı analara, tutuklu yayıncılara, kalemden başka silahı olmayan yazarlara, gazetecilere düşmanın yapmayacağı zulmü yapan bu cuntanın beni gönderebileceği en son yer neresi?
O anamın beni doğurduğu dağlar değil mi?
Gider yaşarım orada!” dedi ve cuntaya bir küfür daha etti...
O günü hiç unutmam!
Baskı ve korku dönemleri sona erince, dönenler, sinenler, evinde pijamasıyla oturanlar, demokratik tepkisini gösteremeyenler vicdanlarıyla baş başa kalacaktır.
Vicdan dediğimiz; insanın hiç yok edilemeyen ışıltılı bilinci, haksızlık yapanı da, yapılanı da asla unutmaz!
Tarih, büyük fırtınalarda bir köşeye saklanıp fırtınanın geçmesini bekleyen fırsatçıları, fesatçıları, dönekleri değil, fırtınaya karşı mücadele edebilen yürekli insanları yazar!
Yazar Erdal Atıcı