Haber Detayı

Mefistofeles’in dünyası
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
09/02/2026 04:00 (2 saat önce)

Mefistofeles’in dünyası

Epstein dosyaları ile bu gezegeni yöneten ve neyin nasıl olması gerektiğini herkese dayatma yetkisini kendinde bulan küçücük bir azınlığın tüyler ürpertici skandal manzaraları ortalığa döküldü.

Epstein dosyaları ile bu gezegeni yöneten ve neyin nasıl olması gerektiğini herkese dayatma yetkisini kendinde bulan küçücük bir azınlığın tüyler ürpertici skandal manzaraları ortalığa döküldü.

Ergin Yıldızoğlu 5 Şubat 2026’da Cumhuriyet’te çıkan köşe yazısında durumu güzel özetlemiş: “Açıklanan, Epstein dosyalarındaki, salt bireysel sapkınlıklar, ‘ahlaksız birkaç zenginin’ hikâyesi değildir.

Bu dosyalara bakınca kapitalist ve erkek-egemen uygarlığın resimlerinden birini görüyoruz: Dünyayı yöneten bir ‘süper-sınıf’ (yüzde 94 erkek, ortalama yaş 58) gücü kolektif biçimde kullanıyor, canı çektiğinde hukuki, ahlaki normları askıya alarak kız çocuklarını iç rahatlığıyla tecavüz, fiziki şiddet, hatta belki cinayet ve organ trafiği yoluyla istismar ediyor. (...) Epstein rezaleti 21. yüzyıl elitlerinin yalnızca müstehcen servetleri değil, suçu, şiddeti, ahlaki çürümeyi de adalarda gözlerden gizlemeye çalıştıklarını gösteriyor.” GÜCÜN VARSA HAKKIN DA VARDIR Bu manzarada tüyler ürpertici bir yanı daha algılamak mümkün: Yıldızoğlu’nun aktardığına göre insanlığın yüzde 0.001’lik kesimini oluşturan 21. yüzyıl elitlerinin, teknooligarkların şekillendirdiği dünyada, sömürgecilik çağında kapitalizmin mayasına katılan kölecilik ve köleci zihniyet başka suretlerle de olsa tekrar hortluyor gibi.

Herkesi alınıp satılabilir meta olarak gören bu sistemin Epstein olayına da yansıyan zihniyeti, servetlerini ve uygarlıklarını köle kanı üzerinde kurmuş zihniyetten pek de farklı gelmiyor insana.

Goethe ’nin ölümsüz yapıtı “Faust” un ikinci bölümünün sonuna doğru, denizde sefere çıkan Mefistofeles, döndüğünde Faust’a raporunu verir: “Sadece iki gemiyle gitmiştik, limana yirmi gemiyle döndük.

Engin deniz ruhu hürleştirir, eğriyi doğruyu kim düşünür!

Gücün varsa hakkın da vardır.

Savaş, ticaret ve korsanlık...

Bu üçlü etle tırnak gibidir.” Sanatçı gözüyle dünyaya, hem kendi siyasi ve toplumsal konumunun hem de içinde yaşadığı çağın çok ilerisinden bakan Goethe, kapitalist sistemin temellerini, saydığı “üçlü” ile özetleyivermiş.

Belki buna sömürgeleştirilen topraklara Afrika’dan zorla taşınan milyonlarca kölenin kanını ve emeğini de eklemek gerekirdi. 20. yüzyılda inşa edilen dünya sistemi her yerinden çatırdarken kapitalist aysbergin su altında kalan ve uygarlık cilasıyla gözlerden uzak tutulmuş canavar yüzü yavaş yavaş bir heyula gibi gezegenin üstüne yeniden çöküyor.

ÇÜRÜYEN SİSTEM Bu kapitalist, erkek egemen, giderek kölecileşen (bkz.

Epstein’in dünyanın her yerinden topladığı kız çocuklarına davranışı ve bu davranışın yeryüzü egemenlerinden gördüğü kabul; bkz.

ABD’de ICE’nin -Göç ve Gümrük Muhafaza- göçmenlere karşı rahatça cinayete varan şiddeti ve siyasi iktidarın zamanında kölelere reva görülen bu tavrı benimsemesi, hatta yolunu açması) sistemde şunlar da göze çarpıyor: eşitsizlik uçurumunun hiç olmadığı kadar derinleşmesi; aşırı şiddetin toplumsallaşması; zengin ve güçlü olanın, siyasetle “doğru” bağlantılar kuranın cezasız kalabilmesi; her türlü hukuki, vicdani ve ahlaki normların esnetilebilmesi; yalanın ve entrikanın önemli siyaset araçları haline gelmesi.

Yani kısacası bizim TV dizilerinde kullanılan bütün öğeler aslında bu sistemsel çürüme içinde göze çarpan özellikler.

Zülâl Kalkandelen 28 Ocak’ta Cumhuriyet’te çıkan “İyi izlemeler, iyi uykular” başlıklı yazısında dizilerin durumunu gayet güzel yorumladığı için tekrar aynı konuya girmeyeceğim.

Sadece küresel çürüme içindeki yerlerinin altını çizmek amacıyla şu eklemeleri yapmak istiyorum: Yeni dünya düzeninde olduğu gibi, bizim dizilerde de yalan ve entrika en önemli araçlar.

Ama ne yazık ki genellikle kadın karakterler üzerinden yürütülüyor ve kadının şeytanlaştırılmasına hizmet ediyorlar.

Bir iki dizi dışında, şiddet, suç örgütlenmesi, bol cinayet üzerinden kurgulanmamış dizi yok gibi.

Her yerde mafya tipi örgütlenmeler; aşiret dizisinde de çete dizilerinde de hep aynı yapı çıkıyor karşınıza.

Mefistofeles’in sözleri her yerde geçerli mi yoksa?

Goethe kuşkusuz bu karakterini aklamak amacında değildi ama hızla bir Mefistofeles dünyasına doğru gidiyor gibiyiz.

İlgili Sitenin Haberleri