Haber Detayı
“İhracatçı jeopolitik iklim değişikliğine karşı hazırlıklı olmalı”
Zirvenin, zorluklara hızlı bir şekilde adapte olan ihracatçının ‘jeopolitik ikilim değişikliğine’ karşı hazırlık yapmasının önemine değinilen ikinci panelinde, devletlerin daha önde olacağı yeni ticaret dünyasında hizmet ihracatının ise fırsatlar barındırdığı vurgulandı.
DÜNYA Gazetesi tarafından düzenlenen ve Dönüşen Dünyada İhracat Zirvesi kapsamında gerçekleşen zirvenin ikinci panelinde jeopolitik gelişmeler ve bu gelişmelerin ihracata yansımaları ele alındı. “Uzmanlar konuşuyor – Türkiye ekonomisini ve ihracatçıları 2026’da ne bekliyor?” ana temalı oturumun moderatörlüğünü yapan Beykoz Üniversitesi Rektörü Prof.
Dr.
Burak Küntay, açılışta yaptığı değerlendirmede dünyanın enteresan bir geçiş dönemi içinde bulunduğunu vurguladı.
Yakın geçmişe kadar ABD’de yönetim sürecinin olağan bir seyir izlediğini kaydeden Prof.
Dr.
Burak Küntay, Donald Trump’ın başkan seçilmesiyle akışın değiştiğini söyledi.
Başkanlığının ilk döneminin ardından dünyanın Trump’ın ikinci dönemine tanıklık ettiğini ifade eden Küntay, bu dönemin ithalat, ihracat ve sektörlere de etkilerinin bulunduğunu belirterek, “Tarifine muhtaç olduğumuz bir bölüm içerisindeyiz” dedi.Prof.
DR.
Deniz Ülke KAYNAK Üsküdar Üniversitesi İTBF Dekanı: Dünyanın ağırlık merkezi Hint Okyanusu’na kaydı Mevcut durumun bir jeopolitik fırtına olduğunu düşünmüyorum, bir iklim değişikliği yaşanıyor.
Fakat jeopolitik gerilimler kalıcı bir iklim haline gelirse ekosistemin bütünü üzerinde değişimler söz konusu olur.
Çünkü ne zamanki globalde jeopolitik veyahut siyasi iklim değişiyor, üretim sistemi de değişime uğruyor.
Bu değişim ise küresel siyaseti, toplumsal dönüşümü ve sosyal çıktıyı doğrudan etkiliyor. 21. yüzyılın tüm krizleri devleti bir aktör olarak sisteme yeniden dahil etmişti.
Trump’ın biz absürt bir adam olduğunu biliyoruz, evet doğru.
Ama aslına bakarsanız Trump’ın uygulamaları, Biden döneminden sonra ticari uygulamalarda köklü değişimler meydana getirmedi.
ABD’nin şu anki ruh hali küresel ekonomide yaklaşan tsunamiyle ilgili.
Geçmişte ekonomik sistemin merkezinde ABD varken günümüzde zemin ABD’nin altından kayıyor.
Bunun farkında olan yöneticiler ise can havliyle bir şeyler yapmaya çalışıyor.
Trump’ın yaptığı şey, “Amerika Kıtası benimdir” demek.İran’ın sıkıştırılması Çin’de derin izler bırakabilirGelinen noktada Panama Kanalı üzerinde deniz jeopolitiği öne çıkıyor.
Dünyanın ağırlık merkezi ise Atlantik ya da Pasifik’ten ziyade Hint Okyanusu’na kaydı.
Hint Okyanusu çok ihmal ediliyor.
Bütün bir ağırlık, Çin’in Avrupa’yla buluşma noktaları ve Hint Okyanusu’ndan Akdeniz’e doğru, Hazar’a doğru geçen bütün havzalar şu anda savaş bölgeleri.
Hem ticaret hem de endüstriyel anlamda bu durum geçerli.
Çin açısından bilhassa enerji geçişlerinde hayati parametreler var.
İran’ın sıkıştırılması Çin’de derin izler bırakabilir.
Çünkü mesele İran’daki rejim değil.
Ayrıca, Çin’in kendi sınırları dışındaki tek askeri üssü Cibuti.
Burası Hint Okyanusu’nun Kızıldeniz girişinde yer alıyor.
Kızıldeniz’in Süveyş çıkışı keza çok önemli.
Bu noktada İran meselesini sadece rejim değişikliği sorunsalıyla görmek bizlere gerçekçi bir okuma yapma imkanı vermez.
Önümüzdeki dönemde Kıbrıs meselesi hem Türkiye hem de ABD için önemli hale gelecek.
Şu anda bir imkan kapımızda bekliyor olabilir.
Şöyle ki; Trump hiçbir regülasyona ve kuruma ikna değil.
Tam anlamıyla bir yıkıcı yaratım sürecine girdiği için BM’nin 30’a yakın anlaşmasından zaten çekildi.
Kıbrıs’ın tanınmasının önündeki engel BM kararı ve bir gün yaparsa Trump, Kıbrıs’ı tanıyabilir.
Çünkü daha önce alınmış kararlarla, ortaya çıkabilecek tepkilerle ilgilenmiyor.
Kıbrıs için fırsat olabilir.
ABD açısından bu kararın alınabilmesine neden olabilecek büyük riskleri var.
Çünkü Kıbrıs, bütün geçiş yollarının, İsrail ile Avrupa bağlantısının üzerinde.
O nedenle Kıbrıs meselesi önümüzdeki dönem etkili olabilir.Erkin IŞIK DÜNYA Gazetesi Yazarı: ABD’deki yatırımların başka yerlere yönelme durumunu görebilirizKüresel sermayenin 2008 yılından beri ABD’de yoğunlaştığı bir dönemi gözlemlememizin ardından önümüzdeki birkaç yıl boyunca söz konusu sermayenin başka yerlere yayıldığı bir süreci konuşuyor olabilme ihtimalimiz var.
Bu olasılık, gelişmekte olan ülkeler açısından oldukça önemli fırsatlar barındırıyor.
Çünkü sermayenin dağılımı Avrupa ve gelişmiş ülkelere aynı şekilde yayılabilir.
Dolayısıyla önemli bir temadan söz edebiliriz.
Günümüzün jeopolitik gelişmeleri ani global trend değişikliklerini de tetikliyor. “Peki bu şartlar altında nasıl daha iyi bir durum bulabiliriz?” Bu soruyu sorarken rakiplerimizin de gelişmelerden etkilendiğini cebimizde tutmalıyız.
Mesela faiz tek başına gösterge gibi düşünülür, ama içinde birçok parametreyi de barındırır.
ABD faizi değişince, bütün ülkelerin ve rakiplerimizin de borçlanma faizi değişiyor.
Artan global risk iştahı ise gelişmekte olan ülkelerin CDS’lerini doğrudan etkiliyor.
Son dönemde CDS’ler oldukça düşük yerlere geldi.
Bizim CDS’imizin şu anda 200’lere düşmesinde global risk iştahının etkisi var.Yüzde 4 büyüme hedefleniyorAncak görece olarak daha iyi bir konuma gelmek için bizim de yapacaklarımız var.
Dolar bazında borçlanma faizleri açısından, cari açık ve bütçe dengesi düşen CDS’lerde önemli bir etken. 2025’te bütçe açığı yüzde 2.9’a geldi.
Bu sadece gelir artışından da kaynaklanmadı.
Hem gelir hem de gider kontrolünden kaynaklı, iyiye gidiş var.
Bununla beraber potansiyel civarı bir büyüme var.
Bu yıl yüzde 4 civarında büyüme hedefleniyor.
Bence eldeki gelişmeler ışığında bizim görece risk görünümümüz olumlu etkilendi.
Bundan sonra bizi daha güçlü bir pozisyona taşıyacak başlıca unsur ise enflasyonda sağlanacak ilerleme olacak.Daha önceki dönemde Merkez Bankası, beklenenden biraz daha fazla faiz indirimi yapıyordu.
Son PPK toplantısında tersi bir durum söz konusu. 150 baz puan indirimi beklenirken 100 baz puan indirimine gitti.
Bunun yanında Merkez Bankası, enflasyon ve büyüme konusunda biraz daha temkinli bir yaklaşım sergiledi.
Bu kararın yansımaları çerçevesinde kısa vadede, 9 aya kadar faizler yukarı çıktı.
Bir yıldan ötesi incelendiğinde ise mesela 2 yıllık faiz bir puan aşağıya geldi.
Çünkü enflasyonun da aşağıya gelmesi bekleniyor.
Farklı bir ifadeyle sadece 50 baz puanlık daha az faiz indirimi ile enflasyon beklentisi daha düşük bir eğilime girdi.
Demek ki burada daha temkinli bir politika uygularsak, zayıf karnımız olan enflasyon tarafında hızlı bir ilerleme yaşamamız mümkün olacak.Dr.
Gülay Elif YILDIRIM Türk Ticaret Bankası Başekonomisti: Hizmet ihracatında daha gidecek çok yolumuz var Küresel ticarette oldukça zorlu bir dönemden geçiyoruz.
Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre 2024 itibarıyla küresel mal ihracatı yıllık sadece yüzde 2 artışla 25 trilyon dolar oldu. 2025 yılı büyüme tahminleri de benzer seviyelerde.
Türkiye, mal ihracatında 2024-2025 döneminde dünya büyümesinin üzerinde, dirençli bir performans sergilemiştir.
Sanayi altyapımız, üretim kapasitemiz ve ihracatçımızın esnek yapısı bu performansın temel belirleyicileri oldu.
Türkiye’nin küresel ticarette mal ihracatındaki payı yaklaşık yüzde 1,1’dir.
Küresel talebin zayıfladığı, maliyetlerin arttığı ve finansman koşullarının oldukça sıkılaştığı bir ortamda bu payın korunmasını önemli bir başarı olarak görüyorum.
Önümüzdeki dönemde teknoloji yatırımları ve katma değer odaklı dönüşümle bu görünümün daha da güçleneceğine inanıyorum.Bu zorlu dönemde kamunun rolü özellikle vurgulanmalı. “Made in Europe”, serbest ticaret anlaşmaları ve sınırda karbon düzenlemesi gibi ihracatımızın üzerinde baskı oluşturabilecek başlıklar konusunda yoğun bir ticari diplomasi yürütülüyor.
Ticaret heyetleri, ikili temaslar ve hedef pazarlara yönelik girişimler kesintisiz şekilde sürdürülüyor.
Bu çerçevede mevcut zorlukların geçici olduğunu, 2026 sonrasında küresel ortamın daha öngörülebilir hale geleceğini ve özellikle Avrupa Birliği bölgesinde büyümenin toparlanmasıyla ihracat performansının orta vadede güçleneceğini düşünüyorum.2026 fırsatların şekillendiği yıl olacakTüm bu zorluklara rağmen mal ihracatındaki dayanıklı yapı, bizi doğal bir tamamlayıcı olarak hizmet ihracatına bağlıyor.
Küresel ölçekte hizmet ticareti son yıllarda oldukça hızlı büyüyor. 2024 itibarıyla küresel hizmet ihracatı yıllık yüzde 11 artışla 9 trilyon dolara ulaştı.
Türkiye’nin 2025 yılında hizmet ihracatının yaklaşık yüzde 7 yıllık büyüme ile 123 milyar dolar olması bekleniyor.
Dünya ticaretinden aldığımız pay yüzde 1,32 ve 22. ülkeyiz.
Mal ihracatındaki istikrarın hizmet tarafında giderek daha güçlü biçimde tamamlandığı görülüyor.
Türkiye turizm, lojistik ve yurt dışı müteahhitlikte zaten güçlü.
Sağlık, eğitim, bilişim ve kültür gibi alanlarda ise ciddi bir potansiyeli var.Mal ihracatında sağlanan üretim gücü ve ölçek avantajı ile hizmet ihracatındaki bu yükselen potansiyel birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’nin küresel ticaretteki konumunu daha da güçlendirecek tamamlayıcı bir yapı ortaya çıkıyor. 2026 yılını, ihracat açısından mevcut kazanımların korunduğu ve yeni fırsatların şekillendiği, teknoloji ve verimliliğin ana spotlar olduğu bir geçiş ve güçlenme dönemi olarak görmek gerektiğini düşünüyorum.Fatih Tuğrul TOPAÇİGE Genel Müdürü: İhracatçının teminat sorununu, İGE ağı üzerinden çözüyoruzİhracat, finansman olmadan olmuyor.
Tabii finansman deyince de akla ilk etapta bankalar geliyor.
Finansmana ulaşmak için sadece paranın varlığı yeterli gelmiyor.
Bankacılık sektöründe yaygın pratikler var.
Firmaların teminat sunmaları gerekiyor ve Türkiye’de üretim yapan firmaların yüzde 99’u KOBİ.
İhracatın önemli bir kısmını da yine KOBİ’ler yapıyor.
Ancak bunlar genç, büyümekte olan, sermaye ve varlık birikimi çok sınırlı olan firmalar.
Bankalardan kredi istedikleri zaman karşılarına çıkan teminat talebini çoğunlukla karşılamakta zorlanıyorlar.
Aslında İGE’nin kurulma vizyonu da bu teminat açığını, teminat problemini giderebilmek.
İGE’nin yüzde 83’ü ihracatçılara ait.
TİM, Türkiye’deki 61 ihracatçı birliği İGE’nin ana ortakları arasında yer alıyor.
Bunun yanında Eximbank ve 20 önemli banka da İGE’nin ortağı konumunda.
Yani kredi alanlarla, kredi verenler ortaklık yapısında bir araya gelip, sinerji üretiyor.Katalizör rolü görüyoruzİGE’nin yaptığı niş bir iş.
Süreç yine bankalar üzerinden başlıyor.
O yüzden bankaların bu ağ içinde olması oldukça değerli.
Firma bankasına gittiği ve kredi talebinde bulunduğu zaman, eğer teminat talebi ile karşılaşmış ve burada bir sorun yaşamışsa, bizim bu bahsettiğimiz ortak bankaların tamamıyla, ayrıca ihracatçıların bankası olan Türk Ticaret Bankası ile de olan dijital entegrasyonumuz sayesinde firmanın o krediyi kefaletle kullanma talebi dijital ortamda İGE’ye iletiliyor.
Talep bize geldiğinde İGE olarak, başvuruda bulunan firmanın finansal, davranışsal ve ihracat verilerini değerlendirip, talebi bir neticeye bağlıyoruz.
Süreçler uçtan uca, tamamen dijital ortamda yürütülüyor.Sonuç ihracatçımız için olumluysa; kredisi İGE’nin kefaletiyle kullanılmış ve teminat sorununu çözmüş oluyor.
Temelde İGE’nin doldurduğu boşluk ya da çözüm ürettiği sorun, bu teminat konusunun etrafındaki eksikliklerle ilgili.
İhracatçılarımıza; Türk Lirası, yabancı para, işletme sermayesi finansmanı, yatırım finansmanı, yeşil dönüşümün finansmanı, ihracatta kadını destekleme ya da savunma sanayiini destekleme gibi temalarla destek veriyoruz.
Çözmeye çalıştığımız sorun, ihracatçının kredibilitesi olsa dahi ulaşamadığı bir nakit kaynağa ulaşmasını sağlamak.
Biz bu aradaki katalizör rolümüzü yerine getiriyoruz ve ihracatçıyı fonlarla buluşturuyoruz.
Bankacılık sektöründeki fonları da böylece mobilize etmiş oluyoruz.