Haber Detayı

Ali Karababa: İnsanlar artık mutfakta şeffaflık ve hikâye arıyor
Dünya+ dunya.com
23/01/2026 00:00 (1 saat önce)

Ali Karababa: İnsanlar artık mutfakta şeffaflık ve hikâye arıyor

Ateşi merkeze alan mutfakların yükselişiyle spot ışıkları yeniden ocakbaşı restoranlara döndü. Karaköy’den sonra Gümüşsuyu’nda kapılarını açan Mesai’nin şefi Ali Karababa’yla ocakbaşı mesaini konuştuk.

Gastronomide son dönem­de dikkat çeken trendler­den biri ateşi merkezine alan mutfaklar.

Bu trendin aslında bizim coğrafyamızda, çok bilindik bir karşılığı var.

Yemek kültürünün önemli bir parçası olarak tarihi Os­manlı’ya kadar uzanan ocakba­şı ateşi merkezine alan mutfakla­rın yükselişiyle yeniden gündem­de.

Onlardan biri de Mesai. 2021’de yeme-içme sektörü için zorlu bir dönem olan pandemi sürecinde Karaköy Bankalar Caddesi’nde yer alan bir otelin en üst katında açı­lan Mesai bu avantajını iyi kul­landı.

Mekanın arkasındaki Gen Group’tan genç yatırımcılar Gürol Yığar ve Alper Karavar daha son­ra bu tecrübelerini Olden 1772’ye taşıdı ve mekanların devamı geldi.Karaköy’deki hikayesini tamam­layan Mesai ise bu yılın ilk günle­rinde Gümüşsuyu’nda kapılrını ye­niden açtı.

Mesai’de Ali Karaba’nın şefliğinde ocakbaşından çıkan lez­zetlere ve mezelere bir kez daha “İstanbul çok güzel şehir” dedirten manzara eşlik ediyor.Ateşi merkezine alan mut­faklar bu aralar gastronomi dünyasında çok popüler.

As­lında bu topraklarda ocakba­şı, Osmanlı dönemine kadar uzanan eski bir gelenek.

Ocak­başı kültürünü anlatır mısınız biraz bize?

Ocakbaşı bu toprakların en saf mutfak hafızalarından biri.

Ateşin etrafında toplanmak, yemeğin piş­me anına tanıklık etmek ve sabırla beklemek aslında çok eski bir ri­tüel.

Osmanlı’dan bugüne gelen bu kültür, bugünün dünyasında yeni­den değer kazanıyor çünkü insan­lar artık mutfakta samimiyet, şef­faflık ve hikâye arıyor.

Ateşin mer­kezde olduğu mutfaklar tam da bunu sunuyor: gösterişten uzak ama karakterli bir deneyim.“Bağırmayan ama akılda kalan lezzetler” Menünüzde klasik ocakba­şı lezzetlerini ve mezeleri na­sıl yorumluyorsunuz?

Menüle­rin giderek birbirine benzediği, mezelerin fabrikasyon hisset­tirdiği bugünlerde sizde nasıl farklılıklar öne çıkıyor?

Mesai’nin mutfağı lezzetin ön planda olduğu sade ve ateş merkez­li bir mutfak… Tabaklarımız abartı­sız ve samimi… Paylaşım, mutfağın temel taşlarından biri… Misafirle­rimize geleneksel Türk mutfağını modern şehir hayatının ritmiyle buluşturan özel bir ocakbaşı dene­yimi yaşatıyoruz.

Meze kültürün­den taş fırın lezzetlere, ara sıcak­lardan kebaplara kadar tüm menü mevsimsel ürünler ve rafine doku­nuşlarla hazırlanıyor.

Atom, trüf­lü biber borani, mutabbel ve mü­dür damak çatlatan mezeler ara­sında.

Yaprak ciğer, atom kokoreç, çıtır mantı ve pastırmalı humus gi­bi ara sıcaklar özel gastronomi do­kunuşlarıyla zenginleşiyor.

Mesai Kebap, Ali Nazik ve Kuzu Şiş ana yemeğin favori lezzetlerinden.

Bi­zim için klasiklere saygı esas… Bir Adana, bir şiş ya da bir haydari za­ten mükemmele çok yakındır.

O yüzden fazla oynamak yerine mal­zemeye, pişirme tekniğine ve den­geye odaklanıyoruz.

Mezelerde fabrikasyon hissi veren tatlardan özellikle kaçınıyoruz.

Günlük üre­tim, doğru kesim, doğru ısı ve net tatlar… Farkımız, bağırmayan ama akılda kalan lezzetlerde ortaya çı­kıyor…“Mevsimsellik: Hem lezzet hem vicdan” Menü ne sıklıkla değişiyor?

Mevsimsel ve sürdürülebilir bir menü oluştururken nelere dikkat ediyorsunuz?

Sürdürülebilirlik ilkeleri çerçe­vesinde yerli üretim ve yerinden tüketim yaklaşımıyla, mevsim­sel ürün kullanımı, minimum israf prensibi ve dengeli porsiyonlama mutfağımızın temel yaklaşımını oluşturuyor.

Malzeme seçiminde de güvenilir üreticiler, yerel ve sür­dürülebilir üretimi destekleyen te­darikçiler tercih ediliyoruz.

Menü­yü sık sık ama küçük dokunuşlarla yeniliyoruz.

Mevsim ne veriyorsa onu kullanıyoruz.

Hem lezzet hem de vicdan açısından bu çok önem­li… Aynı zamanda sürdürülebilir­lik bizim için sadece bir kavram de­ğil, mutfağın günlük pratiği… İsrafı azaltmak, yerel üreticiyle çalışmak ve ürünü olduğu gibi parlatmak te­mel yaklaşımımız.Ocakbaşı yabancı turistlerin de çok tercih ettiği bir konsept.

Sizin yabancı misafir profiliniz ne gibi yorumlar yapıyorlar ye­meklerle ilgili?

Yabancı misafirler için ocakba­şı başlı başına bir deneyim… Ateş, koku, ritim ve paylaşım kültürü on­ları çok etkiliyor.

Çoğu misafir “sa­dece yemek yemedik, bir geleneğin parçası olduk” diyor.

Özellikle etin pişme sürecini izlemek, mezelerin paylaşılması ve sofranın dinamiz­mi onlar için unutulmaz oluyor.Son yıllarda Michelin gibi gastronomi rehberlerinin Tür­kiye’de de yayınlanmaya baş­lamasıyla sektöre bir hareket geldi.

Siz bu ödüller hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu rehberler sektör için önemli bir motivasyon ve görünürlük sağ­lıyor.

Türkiye mutfağının dünya sahnesinde daha güçlü temsil edil­mesine katkı sunuyor.

Ancak biz mutfakta ödül için değil, her gün gelen misafirin tekrar gelme isteği için çalışıyoruz.

Eğer doğru işi is­tikrarlı şekilde yaparsanız, takdir er ya da geç zaten geliyor.

İlgili Sitenin Haberleri