Haber Detayı

En mutlu turnuva
Dünya+ dunya.com
23/01/2026 00:00 (1 saat önce)

En mutlu turnuva

Milli Tenisçi Zeynep Sönmez’in, maç sırasında fenalaşan top toplayıcı çocuğa yardım etmesiyle gündeme gelen Avustralya Açık Tenis Turnuvası, dünyanın en iyi tenisçilerini bir araya getirmesinin yanısıra doğru stratejinin ve planlamanın da bir örneği. Kuş uçmaz kervan geçmez bir turnuvanın üç haftalık bir tenis ve eğlence festivaline dönüşünün hikâyesine bir bakalım….

Türkiye’de tenis severler geçen haftadan beri günlerini dünyanın öbür ucundaki bir turnuvayı takip ederek geçiriyor.

Hatta Zeynep Sönmez birer birer maçları kazandıkça bu kitle daha da büyüyor.

Muhtemelen geçen pazar ve çarşamba yüz binlerce kişi Zeynep’in Avustralya Açık Tenis Turnuvası’ndaki maçlarını ekran başında izlemek için sabahın ilk saatlerine alarm kurup erken kalktı… Zeynep Sönmez’in Ekaterina Alexandrova'yı 2-1 mağlup ettiği maçta fenalaşan top toplayıcı çocuklardan birine destek olması ise tribünlerden yoğun alkış aldı.

Zeynep Sönmez'in maçtaki bu hareketi, dünya basınında da geniş yer buldu.Turnuvayı heyecanla takip eden bu kitle bir yandan Zeynep’le heyecanlanırken bir yandan da Avustralya Açık’ın başarısına şahitlik ediyor.

Çünkü takvim yılının bu ilk Grand Slam turnuvası ortamıyla, seyircisiyle, hava şartlarıyla, korttaki çekişmeyle örnek gösterilen bir spor etkinliği, hatta diğer grand slam turnuvalarının zaman zaman kıskançlıkla baktığı bir ‘Mutlu Slam’.Gelin ‘Aussie Open’ın bugün bulunduğu noktaya ve yaklaşık 40 yıllık bir başarı öyküsüne bir bakalım… Aslında 1970’lerde, hatta 1980’lerde de profesyonel tenisteki dört büyük turnuva arasında açık ara en sönüğüydü.

Öyle ya Roland Garros, Wimbledon ve ABD Açık gerek para ödülleriyle gerek sportif etkileriyle kat be kat öndeydi… Neredeyse 1980’lerin ortasına kadar Borg, McEnroe, Evert, Navratilova gibi önde gelen kadın ve erkek tenisçiler Melbourne’e dudak bükerdi.

Pek de haksız değillerdi.

Hele 1970’lerin şartlarında seyahat meşakkatliydi, Noel’e denk gelen takvimdeki yeri sorunluydu, para ödülü de diğer büyük turnuvalara nazaran çok düşüktü.

Üstüne üstlük Kooyong semtindeki tesisler son derece yetersizdi.

Günlük seyirci sayısı 5000’i geçmiyordu.Önce tarih ve kort değiştiBu durumu değiştirmek için 1985’ten başlayarak bir plan ortaya koydular.

Önce turnuva tarihini yıl sonundan ocak ayı ortasına kaydırdılar.

Sonra Victoria eyaletinin desteğiyle turnuva Flinders Park’a taşındı ve 1988’den itibaren burada oynanmaya başlandı.

Çim kortların yerini sert zeminler aldı.

Sonradan Rod Laver Arena adını alacak yeni merkez kort açılır-kapanır çatısıyla dünyada türünün ilk örneği oldu.

Bir süre sonra Melbourne Park'a dönüşecek tesislerde seyirci sayısı daha ilk yılda yüzde 75 arttı. 1990’ların başına gelindiğinde artık dünyanın en iyi tenisçileri Melbourne’e geliyordu.

Ancak, turnuvanın gelirleri hâlâ sınırlıydı.

Bu sebeple toplam para ödülü bir türlü diğer Grand Slam turnuvaları seviyesine çıkamamıştı.

Mesela 1993’te Wimbledon tek erkekler şampiyonu yaklaşık 500 bin dolar kazanırken Avustralya’nın şampiyonu yaklaşık 300 bin dolarla yetiniyordu.

Sağlam bir sponsorluk programı ve hızla artan seyirci sayısıyla 10 yılda bu fark kapandı. 2003’te toplam para ödülünde Roland Garros ve Wimbledon’ı geçmişlerdi bile…Bundan sonraki kilit hamleyse 2006’da Güney Afrikalı tenis antrenörü ve spor yöneticisi Craig Tiley’nin turnuva direktörü atanması oldu.

Tiley kısa sürede hem sportif hem ticari açıdan Avustralya Açık’ın sürekli büyümesine katkıda bulundu.

Zaten bu sayede 2014’te Avustralya Tenis Federasyonu’nun CEO’luğuna getirildi.

Bu dönemde başta Rod Laver Arena olmak üzere tüm kompleksin yenilenmesi çalışmalarını yürüttü.

Böylece bir değil üç adet açılır-kapanır çatılı büyük korta sahip oldular.

Toplam ödül miktarının her yıl yaklaşık yüzde 15 oranında artmasını sağladı.

Son yıllardaki yeniliklerle de toplam seyirci sayısının 1 milyon geçmesine önayak oldu.Toplam gelir 450 milyon dolarBugün gelinen noktada Avustralya Açık belki de dünyanın en gelişmiş tenis kompleksine sahip turnuva özelliğini taşıyor.

Covid’den sonraki dönemde, iki haftalık turnuva Tiley’nin deyimiyle neredeyse ‘üç haftalık bir şenliğe’ dönüşmüş durumda.

Çünkü altı gün süren eleme maçları da aynı özenle düzenleniyor.

Bu ilk haftaya on binlerce seyirci akın ediyor.

Bu yılki eleme turnuvasını 217 bin 999 kişi seyretti.

Geçen yılki rekoru 100 bin seyirci farkıyla kırdılar.

Yine benzer şekilde geçen pazar ana tablo maçlarının ilk gününde sabah seansına 73 bin kişi geldi ve turnuva rekoru kırıldı.

Akşam seansıyla beraber 100 binden fazla seyirci Melbourne Park’ta maçları izledi.

Üstelik bu maçlarla sınırlı değil turnuvanın programı.

Point Slam gibi gösteri etkinlikleri ve AO Live bünyesindeki konserlerle gerçekten bir şenlik havası yaratmayı başarıyorlar.

Bunların katkısıyla bu yıl toplam seyirci sayısının 1 milyon 300 bini geçmesi bekleniyor.Bu sayede turnuvanın mali tablosu da son derece sağlıklı.

Tennis Companion’ın tahminine göre bu yıl turnuvanın toplam geliri 450 milyon Amerikan doları civarında olacak.

Bu gelirin yüzde 35’lik kısmı yayın haklarından, diğer 35’lik kısmı bilet satışlarından, yüzde 20’si sponsorluklardan, kalan yüzde 10 da ürün satışı ve yeme-içmeden temin ediliyor.

Tüm bunların Victoria eyaletinin ekonomisine son 10 yıldaki katkısının 2 milyar doları geçtiği tahmin ediliyor.Zeynep Sönmez, Avustralya Açık’ta önce üç eleme turu geçti.

Ana tabloda da ilk turda 11 numaralı seri başı Rus Ekaterina Alexandrova'yı eledi.

İkinci turdaysa Macar Ana Bondar’ı yendi.

Ve simdiden 220 bin dolarlık ödüle hak kazandı.

Yüzde 45 gelir vergisi kesildikten sonra eline geçen meblağ yaklaşık 120 bin dolar olacak.Seyircilerle oyuncular iç içeSpor yazarı ve spiker Şevket Furkan Erbay, Avustralya Açık’ı yerinde takip etmiş bir avuç Türk gazeteciden birisi.

Erbay, Avustralya Açık’ın nasıl bir turnuva olduğunu şöyle anlatıyor: “Diğer üç büyük turnuvayla arasında çok net ayrımlar var: Birincisi ‘Mutlu Slam’ unvanını almasına sebep olan seyirci dostu turnuva niteliği.

Melbourne’de her şey izleyicinin rahatı için planlanmış durumda.

Bilet fiyatları da diğerlerine göre çok daha ucuz.

İkincisi, diğer büyük turnuvalarda bazı güvenlik kısıtlamaları var: Oyuncular üçlü-dörtlü-beşli polis kordonuyla geziyor.

Halbuki Melbourne’de oyuncularla çok daha fazla iç içeler.

Oyuncular sadece bir mihmandarla seyircilerin arasından korta yürüyor.

Üçüncüsü de, Avustralya’nın ve özellikle Victoria’nın renkli ve çok uluslu yapısı turnuvada çok hissediliyor.

Sanki bir Dünya Kupası gibi herkes bayraklarıyla geliyor.

Türkiye’den gelen 22 yaşında bir kız Türk bayraklı 600-700 taraftarı bir anda tribüne çekiyor.

Öbür tarafta bir Mısırlı oynuyor. 800 taraftar görüyorsun.

Yunanlar zaten 3-5 bin kişiyle geliyor.

Böyle bir atmosferi başka hiçbir yerde göremezsiniz.”

İlgili Sitenin Haberleri