Haber Detayı
Kırmızının ustasına veda
Moda dünyası, asaleti bir imzaya dönüştüren büyük bir isme veda ediyor. Valentino Garavani, yalnızca bir tasarımcı değil, haute couture’ün yaşayan hafızası, modern kadın silüetinin sessiz mimarıydı. Onun ardından yazmak, bir dönemin estetik sözlüğünü kapatmak gibi: Kelimeler yetmiyor ama kırmızı konuşuyor.
Valentino Garavani, ardında defilelerden, elbiselerden ve kırmızı halı anlarından çok daha fazlasını bırakarak hayata veda etti.
O, modanın geçici heveslere teslim olmadan da güçlü olabileceğini gösteren bir ustaydı.
Onun dünyasında ihtişam hiçbir zaman gürültülü olmadı, asalet her zaman sakin, ama sarsıcıydı.1932 yılında İtalya’nın Voghera kentinde dünyaya gelen Valentino, çocuk yaşta modaya duyduğu tutkuyu çizgilerle kurdu.
Ailesinin desteğiyle Paris’e gittiğinde, haute couture’ün disiplinli dünyasıyla tanıştı. École des Beaux-Arts ve Chambre Syndicale de la Couture Parisienne’de aldığı eğitim, onun estetik anlayışını biçimlendirdi: Kusursuz kesim, mutlak oran ve abartıdan arınmış bir ihtişam.
Cristóbal Balenciaga ve Hubert de Givenchy’nin disiplininden süzülen bir zarafet anlayışıyla Roma’ya döndü.Paris’te öğrendiği her şey, Roma’ya döndüğünde kendi diline dönüşecekti. 1960 yılında Via Condotti’de açılan Valentino atölyesi, kısa sürede İtalyan modasının kalbinin attığı adreslerden biri oldu.
Roma aristokrasisi, Hollywood yıldızları ve politik figürler bu kapıdan içeri girmeye başladı.Valentino kadını: Sessiz güç Valentino’nun yarattığı kadın imgesi, asla zamana teslim olmadı.
Ne aşırı genç, ne de mesafeli… Valentino kadını, bulunduğu ortamda bağırmadan fark edilen bir güçtü.
Vücudu saran ama asla sıkmayan kalıplar, tenle uyumlu kumaşlar ve abartıdan uzak süslemeler, bu kimliğin temel taşlarıydı.Onun tasarımlarında kadın, elbisenin taşıyıcısı değil; elbisenin varlık sebebiydi.
Valentino için moda, kadını dönüştürmek değil, onun zaten sahip olduğu asaleti görünür kılmaktı.
Bu nedenle koleksiyonları trendlerden bağımsız ilerledi; çünkü o, zamana değil, zamansızlığa yatırım yaptı.Kraliçeler, First Lady’ler ve Hollywood ünlüleri Valentino’nun müşteri listesi, modern tarihin görsel hafızası gibiydi.
Jacqueline Kennedy Onassis, eşi Başkan John F.
Kennedy’nin suikastından sonra giydiği sade ama çarpıcı siyah Valentino elbiseleyle yasın bile zarafetle taşınabileceğini gösterdi.
Yine Jackie Kennedy, Aristotle Onassis ile evliliğinde de Valentino tercih ederek tasarımcıyı moda tarihinin en sembolik anlarından birine taşıdı.Hollywood’da ise Valentino’nun adı adeta bir güven damgasıydı.
Elizabeth Taylor’ın teatral ihtişamı, Audrey Hepburn’ün sade şıklığı ve Sophia Loren’in güçlü feminenliği, Valentino’nun tasarımlarında farklı ama uyumlu biçimlerde vücut buldu.
Yıllar sonra Julia Roberts, Oscar gecesinde giydiği Valentino elbiseyle modanın sessiz ama kesin bir manifesto sunacağını kim bilebilirdi?Bir renkten fazlası: Valentino kırmızısı Valentino’yu diğer tüm tasarımcılardan ayıran en güçlü imzalardan biri, hiç kuşkusuz Valentino kırmızısı oldu.
Valentino’nun kırmızıyla kurduğu bağın kökeni, gençlik yıllarında Barselona’da izlediği bir opera gecesine dayanır.
Sahnedeki kadınların giydiği kırmızı tonlarının yarattığı etki, Valentino’nun zihninde silinmez bir iz bırakır.
Tasarımcı kırmızıyı “hayata duyulan sevincin ve İtalyan ruhunun en saf hali” olarak tanımlar.Valentino kırmızısı ne tamamen ateşli, ne de mesafelidir.
İçinde sıcaklık kadar denge vardır.
Tasarımcı için kırmızı, dramatik bir jest değil; kontrollü bir tutkuydu.
Bu yüzden kırmızı bir Valentino elbisesi, hiçbir zaman karmaşık olmazdı.
Kesim sadeleşir, detaylar geri çekilir; renk başrole geçerdi.
Moda tarihinde nadiren bir renk, bir isimle bu kadar özdeşleşir.
Valentino kırmızısı, yalnızca bir ton değil; bir imza, bir hafıza ve bir çağrışım oldu.Valentino, kırmızıya saplantılı bir tasarımcı değildi.
Hatta kariyerinin en radikal anlarından biri, neredeyse renkten tamamen arındırılmış koleksiyonlarıydı.
Beyaz, fildişi, kemik ve ten tonlarından oluşan bu çalışmalar, onun esas meselesinin renk değil, oran, yapı ve siluet olduğunu açıkça gösterdi.
Kırmızı bir imzaydı ama imza, metnin kendisi değildi.Valentino, kariyerinin hiçbir döneminde hızın cazibesine kapılmadı.
Moda endüstrisi giderek daha hızlı, daha tüketilebilir ve daha gürültülü hale gelirken, o yavaşlığı savundu.
Haute couture onun için bir lüks değil, bir sorumluluktu.
El işçiliği, sabır ve ustalık olmadan yapılan hiçbir şeyi gerçek moda olarak görmedi. 2008 yılında podyumlara veda ettiğinde, bu bir geri çekilme değil; bilinçli bir kapanıştı.
Alkışlar, yalnızca bir kariyere değil; bir duruşa geldi.
Valentino, modanın bir endüstri olmadan önce bir kültür olduğunu hatırlatan son büyük ustalardan biriydi.Zamana iz bırakan tasarımcı Valentino Garavani’nin ardında yalnızca koleksiyon arşivleri ya da vitrinleri kalmadı.
O, modaya bakma biçimimizi değiştirdi.
Sessizliğin de güçlü olabileceğini, zarafetin zamana direnebileceğini ve bir rengin bir hayata eşlik edebileceğini gösterdi.Bugün Valentino’nun ardından konuşurken, aslında şunu kabul etmeliyiz: Bazı tasarımcılar sezonları tanımlar, bazıları ise çağları.
Valentino Garavani, kırmızının içinden geçerek zamana iz bırakanlardan biriydi.
Moda dünyası onsuz devam edecek belki, ama artık biraz daha sessiz, biraz daha eksik… Ve kesinlikle daha az kırmızı.