Haber Detayı

Ucuz gıdanın pahalı gerçeği; zoonozlar, tekeller ve soframıza gelen riskler
Gastroda odatv.com
07/01/2026 08:17 (22 saat önce)

Ucuz gıdanın pahalı gerçeği; zoonozlar, tekeller ve soframıza gelen riskler

Ucuz et, ucuz süt ve hazır gıdalar yalnızca cüzdanı değil; sağlığı, çevreyi ve gıda sisteminin geleceğini de etkiliyor. Endüstriyel üretim, zoonozlardan tekelleşmeye uzanan görünmez bir risk zinciri yaratıyor.

Bir süredir gıdayı “lezzet” üzerinden değil, risk, iktidar ve kırılganlık üzerinden konuşuyoruz.

Bunun nedeni basit; soframıza gelen gıda artık sadece damak tadımızı değil, sağlığımızı, çevreyi ve toplumsal eşitsizlikleri doğrudan etkiliyor.

Endüstriyel gıda sistemi, görünürde ucuz ve erişilebilir olsa da, ardında ağır bir fatura bırakıyor.

Bu faturanın bedelini ise çoğu zaman tüketici, çiftçi, işçi ve doğa birlikte ödüyor.ZOONOZLAR, ENDÜSTRİYEL HAYVANCILIĞIN GÖRÜNMEYEN TEHDİDİSon yıllarda art arda karşılaştığımız zoonotik hastalıklar – yani hayvandan insana geçen enfeksiyonlar – tesadüf değil.

Kuş gribi (H5N1), E. coli, salmonella ve benzeri patojenler, yüksek yoğunluklu hayvancılık sistemlerinde ortaya çıkıyor ve hızla yayılıyor.

On binlerce hayvanın aynı kapalı alanda tutulduğu, aynı ekipmanla sağıldığı ya da beslendiği sistemlerde, bir patojenin kontrolden çıkması an meselesi.Bu durum yalnızca Türkiye'ye özgü değil.

Avrupa’da ve Amerika'da hayvancılığın giderek merkezileşmesi, küçük üreticinin sistem dışına itilmesi ve büyük ölçekli işletmelerin yaygınlaşması benzer riskleri doğuruyor.

Zoonozlar bize şunu hatırlatıyor; gıda güvenliği yalnızca hijyen meselesi değil, üretim modelinin kendisiyle ilgili yapısal bir sorun.TOK TUTAN AMA BESLEMEYEN SİSTEMFast food ve hazır gıdalar artık istisna değil, norm.

Raf ömrü uzun, fiyatı düşük, hazırlanması hızlı bu ürünler; katkı maddeleri, rafine şekerler ve endüstriyel yağlar sayesinde cazip hale getiriliyor.

Ancak bilimsel araştırmalar, ultra işlenmiş gıdaların obezite, diyabet, kalp hastalıkları ve bazı ruh sağlığı sorunlarıyla güçlü bağlar kurduğunu gösteriyor.Türkiye’de de tablo farklı değil.

Hazır çorbalar, paketli atıştırmalıklar, ucuz zincir restoran menüleri özellikle düşük gelirli haneler için “zorunlu tercihlere” dönüşmüş durumda.

Burada mesele bireysel seçimden çok, ekonomik zorunluluklar ve gıdaya erişim adaletsizliği.SEÇENEK VARMIŞ GİBİ GÖRÜNEN SOFRALARMarket raflarında onlarca marka varmış gibi görünse de, bu ürünlerin büyük bölümü aynı birkaç şirketin kontrolünde.

Et, süt, tohum, yem ve hatta bebek maması gibi temel gıda ürünlerinde yüksek yoğunlaşma oranları, sistemin kırılganlığını artırıyor.

Tek bir üretim tesisinde yaşanan sorun, milyonlarca insanı etkileyebiliyor.Türkiye’de süt ve et sektöründe de benzer bir eğilim göze çarpıyor.

Büyük entegre tesisler pazarı belirlerken, küçük üretici fiyat baskısı altında ayakta kalmaya çalışıyor.

Bu yapı, hem üreticiyi hem de tüketiciyi şeffaf olmayan bir sistemin içine hapsediyor.“GÖRÜNMEYEN MALİYET”, UCUZ GIDANIN GERÇEK FATURASIGıda fiyatları etiket üzerinde ucuz olabilir; ancak bu fiyat, gerçek maliyeti yansıtmaz.

Sağlık harcamaları, çevre kirliliği, su kaynaklarının tükenmesi, düşük ücretli işçilik ve biyolojik çeşitlilik kaybı çoğu zaman hesaba katılmaz.

İşte bu noktada “true-cost accounting” yani gerçek maliyet muhasebesi devreye girer.Bu yaklaşım, gıdanın bedelini sadece kasada ödediğimiz rakamla değil, topluma ve doğaya yüklediği toplam maliyetle değerlendirmeyi önerir.

Ucuz et, ucuz süt ya da ucuz hazır yemek; uzun vadede pahalı sağlık sorunları, ekolojik yıkım ve sosyal eşitsizlikler olarak geri döner.TÜRKİYE’DE SOFRAYA GELEN RİSKLERTürkiye’de gıda enflasyonu, kayıt dışı üretim, denetim eksiklikleri ve yoğun ithalat baskısı, bu riskleri daha da görünür kılıyor.

Süt ürünlerinde taklit ve tağşiş, ette izlenebilirlik sorunları, hazır gıdalarda katkı maddeleri ve etiket karmaşası; tüketicinin güvenini zedeliyor.

Üstelik tüm bunlar olurken, sağlıklı ve nitelikli gıdaya erişim giderek bir ayrıcalığa dönüşüyor.Gıda, yalnızca bireysel bir tercih alanı değil; politik, ekonomik ve etik bir mesele.

Soframıza gelen her ürün, ardında bir üretim hikâyesi, bir emek ilişkisi ve bir çevresel etki barındırıyor.

Ucuz gıdanın pahalı gerçeğiyle yüzleşmeden, ne halk sağlığını ne de sürdürülebilir bir gıda sistemini konuşmak mümkün.Belki de asıl soru şu; gerçekten ucuz olan nedir – yoksa yalnızca bedelini ertelediğimiz bir sistemin parçası mıyız?Odatv.com

İlgili Sitenin Haberleri