Haber Detayı
İstanbul’un belleğinde yeni bir çapa
Sadece finansal işlemlerin değil; kültürün, hafızanın ve "olağanüstü zamanlar" için hazırlanan bir güven duygusunun adresi olan İş Vapur; kitapları, sergileri ve Boğaz’a nazır sessiz bekleyişiyle kentin hafızasında yeni bir sayfa açıyor.
Bazı açılışlara gidemezsiniz.
Ama gitmemiş olsanız da anlatılanlardan, satır aralarından, kelimelerin tonundan o mekânın ruhu size doğru süzülür.
İş Vapur basın bültenini okurken, orada bulunanların anlattıklarını dinlerken hissettiğim tam olarak buydu.
Bir kurdele kesme haberinden çok, bir "niyet beyanı" vardı ortada.
Bankacılığın, kentin ve hafızanın aynı cümlede buluştuğu, nadir rastlanan metinlerden biri… Galataport’ta demirli bir fikir Galataport kıyısında, İstanbul’un hiç durmayan akışı içinde demirlemiş bir vapur hayal edin.
Önünden insanlar akıyor, şehir hatları vapurları her zamanki telaşında, şehir kendi ritmini sürdürüyor.
Ama o vapurun içinde yalnızca bankacılık işlemleri yok.
Şirket-i Hayriye’nin efsanevi 66 numaralı Boğaziçi Vapuru’ndan ilhamla inşa edilen bu geminin içinde dinlenme alanları, sergiler, İş Kültür kitapları, taze kahve kokusu, Boğaz’a bakan bir güverte ve hepsinin üzerinde sessiz ama kararlı bir hazırlık hâli var.
Olağanüstü zamanlar için düşünülmüş, tasarlanmış, bekleyen bir hazırlık… Bu şehir, ne yazık ki “âfet” kelimesini teorik olarak bilen bir şehir değil; yaşanmışlıkla, acıyla bilen bir şehir.
O yüzden İş Vapur fikri, yalnızca teknik bir çözüm değil; psikolojik bir eşik de aşıyor. “Yollar kapanabilir, binalar yorgun düşebilir ama deniz hâlâ orada ve bize ulaşır” diyen bir bakış bu.
Karadan umudun kesildiği o en zor anda, denizin şefkatle yeniden devreye girebileceğini hatırlatan bir yaklaşım.
İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, İş Vapur’un açılışında bir konuşma yaptı.
Dört duvarın dışında bankacılık Türkiye’nin en köklü kurumlarından Türkiye İş Bankası, bu projeyle bankacılığı dört duvar arasından çıkarıp suyun üstüne, yani İstanbul'un damarlarına bırakıyor. 1926’da Avrupa limanlarını dolaşan Karadeniz Vapuru’nun vizyonunu, 100 yıl sonra Galataport rıhtımına taşıyor. “Yüzen şube” tanımı kulağa şiirsel gelse de aslında son derece gerçekçi.
Gerektiğinde Sarıyer’e, gerektiğinde Tuzla’ya; ihtiyacın olduğu noktaya yanaşabilen bir yapıdan söz ediyoruz.
İstanbul gibi bir şehir için bundan daha yerinde bir metafor olabilir mi?
Bugünün bankacılığı malûm, neredeyse tamamen dijital.
Şubeye gitmek, çoğu insan için artık bir zorunluluk değil.
Tam da bu yüzden şubenin anlamı değişiyor.
İş Vapur, bu değişimi kucaklayan bir proje.
Burası sadece işlem yapılan bir gişe değil; temas kurulan, durulan, nefes alınan bir durak.
Sabah 11.00’den akşam 20.00’ye kadar sergiye uğrayabileceğiniz, bir kitap karıştırabileceğiniz, Boğaz’a bakarak kahve içebileceğiniz bir "yaşam alanı".
Huzurun ardındaki ciddiyet Ama bir de madalyonun diğer yüzü var: O huzurlu, martı sesli günlerin ardında hazır bekleyen ciddiyet.
Modüler yapısıyla 13 terminale çıkabilen bir altyapı, revirler, mutfaklar, yatakhaneler… Gerektiğinde 300 kişiye barınak olabilecek bir üst güverte.
Bunlar birer teknik detay gibi görünebilir ama aslında her biri şu cümleyi kuruyor: “En zor anda da buradayız.” İstanbul’da vapurlar sadece ulaşım aracı değildir.
Hâtıra taşır, duygu taşır, ayrılık ve kavuşma taşır.
Sabahın erken saatlerinde işe gidenlerin mahmurluğunu da bilir, akşamüstü Boğaz’a karşı iç çekişleri de… İş Vapur, bu kadim vapur kültürüne yeni bir katman ekliyor.
Bu yazıyı yazarken açılışta bulunmamış olmanın eksikliğini değil, o vapurun bir gün Boğaz’da hareket hâlindeyken, belki sisli bir sabahta, belki güneşli bir öğle sonrası karşıma çıkabileceği ihtimalinin tuhaf sevincini hissettim.
Çünkü bazı projeler vardır; açıldığı gün değil, yıllar sonra hatırlanır.
İş Vapur, bana kalırsa tam da böyle bir iz bırakmaya aday.
Denizin üzerinde bir şube değil yalnızca; İstanbul’un belleğinde, bugüne tutunan, yarına atılmış sağlam bir çapa.
Sanatın ‘Buradayız’ deme hali: İstanbul Modern ve ‘Biz de Varız!’Yaşam Keyfi