Haber Detayı
TÜSİAD Başkanı Ozan Diren: “Para ve maliye politikaları; gerek şart ama yeter şart değil”
Enflasyonla mücadelede para ve maliye politikalarının tek başına yeterli olmadığına dikkat çeken TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, kalıcı bir ekonomik denge için yapısal dönüşüm, şeffaflık ve rehberliğe ihtiyaç olduğunu vurguladı.
DUYGU GÖKSU / İZMİR İzmir Ticaret Odası (İZTO) Mart Ayı Olağan Meclis Toplantısı, Türkiye Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Ozan Diren’in katılımıyla yapıldı.
Enflasyonla mücadele kapsamında uygulanan para ve maliye politikalarının enflasyonun düşmesi için ‘gerek şart ama yeter şart olmadığını’ ifade eden Diren, Türkiye'nin bu noktadan sonra bir yapısal dönüşüm sürecine ve iş dünyasına hangi sanayilerin ön plana çıkacağını gösteren şeffaf bir rehberliğe ihtiyacı olduğunu vurguladı.
Enflasyon, finansmana erişim, ihracat pazarlarında daralma ve artan rekabet sorunlarına kalıcı çözümün verimlilik artışıyla üretilebileceğini söyleyen Diren; bu nedenle, sanayide teknoloji kullanımı, dijitalleşme, yapay zeka, iş gücü becerilerinin güncellenmesi, yatırım ve yönetim kalitesinin yükseltilmesinin stratejik önemde olduğunu dile getirdi. “Yeni düzene dair politikalar şeffaf bir şekilde paylaşılmalı” Dünya ekonomi sahnesinde Çin ve Hindistan farklı dinamiklere sahip iki büyük gücün yer aldığını, iş dünyasının da karar alırken bu yeni düzene dair politikaların şeffaf bir şekilde paylaşılmasına ihtiyacı olduğunu söyleyen Diren, Hangi sektörlerin öne çıkma potansiyeline sahip olduğu, dış ticaretimizde küresel aktörlerle ne tür ilişkiler geliştireceğimiz ve nasıl entegrasyonlar kuracağımız netleşmelidir.
Böylece, iş dünyası kamuyla birlikte çözüm üretebilir” dedi.
Enflasyonun alt kırılımlarına bakıldığında; gıda, kira ve eğitim harcamalarının yukarı yönlü baskı yarattığını söyleyen Diren, “Bu alanlarda gelişim adımları atılmalı.
İhracat tarafında ise döviz kuru avantajı en fazla iki çeyrek boyunca destek sağlıyor, orta vadede kalıcı bir çözüm sunmuyor.
İhracatta rekabetçiliği korumak için sadece kur bazlı değil, sektörel bazlı yapısal dönüşüme odaklanılmalı” diye konuştu. “Ortak akılla pozitif ayrışabiliriz” Dünyada dengelerin yeniden şekillenmesiyle, Türkiye’nin sanayi altyapısı, coğrafi konumu, genç nüfus ve Avrupa ile entegrasyon kapasitesi sayesinde bu dönemde pozitif ayrışabileceğini söyleyen Diren, bunu başarmanın ilk adımının ortak akıl olduğunu belirterek, “Orta Doğu’da savaşın ne kadar süreceğini, ne derece derinleşeceğini ve yayılacağını bilmiyoruz.
Böyle bir durum küresel ekonomide stagflasyon riskini yükseltebilir” dedi.
Petrolün, enflasyonu yukarı ittiren ve büyümeyi baskılayan bir etkisi olacağını dile getiren Diren, “Birkaç ay sürmesi durumunda daha az etkilenebiliriz.
Uzaması durumunda ise küresel ölçekte kolay kolay dengeye girmeyecek bir dalgalanma yaratma ihtimali yüksek” diye konuştu. “Esas ihtiyaç, Türkiye-AB entegrasyonunun daha ileri düzeye taşınması” Türkiye’nin AB değer zincirindeki yerinin inkar edilemediğine ancak esas ihtiyacın, Türkiye-AB entegrasyonunun daha ileri düzeye taşınması olduğuna işaret eden Diren, bunun yolunun gümrük birliğinin güncellenmesi ve üyelik perspektifinin yarattığı reform çalışmalarının tekrar canlandırılmasından geçtiğini aktardı.
Diren, Avrupa Birliği ile ilişkilerde ise vize sorununun kaskat sistemiyle bir miktar ilerleme kaydetse de, konuyu vize özelinden çıkarıp daha geniş bir perspektifte ve kuvvetli bir iş birliğiyle ele almak gerektiğini vurguladı.
İZTO Başkanı Mahmut Özgener: “Savaş kısa sürse de, artçıları devam edecek” Jeopolitik risklerin küresel ekonominin ana belirleyicilerinden biri haline geldiğini, petrol fiyatlarındaki sert yükselişin, yatırım iştahını ve büyümeyi yavaşlattığını, enflasyonu yukarı çektiğini söyleyen İZTO Başkanı Mahmut Özgener, “İşsizlikte artış ve fiyat baskılarının sürmesi yoluyla ekonomik maliyetler büyüyor.
Enerji fiyatlarında yaşanabilecek yükselişler, enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskı oluştururken, merkez bankalarının faiz indirimlerini de geciktirebilir.
Bu durum, finansal koşulların daha uzun süre sıkı kalmasına yol açarak yatırım ve kredi büyümesini sınırlayabilir.
Küresel düzen çok kutuplu ve güvenlik odaklı bir yapıya doğru evrildi.
Bu çerçevede; yapay zekâ, dijitalleşme ve enerji dönüşüm orta vadede yeni büyüme dinamikleri yaratabilir.
Savaş kısa sürede sona erse bile, dünya ekonomisinde oluşan artçı etkileri uzun süre devam edecek” dedi.