Haber Detayı

Dünya Şiir Günü şiirsiz kutlandı ‘Zalimlerin başına iş açmayı sürdüreceğim’
Kültür sanat aydinlik.com.tr
24/03/2026 00:00 (3 saat önce)

Dünya Şiir Günü şiirsiz kutlandı ‘Zalimlerin başına iş açmayı sürdüreceğim’

Usta Şair, bugüne kadar emperyalizme karşı mücadelenin sesi oldu. Çocuklukta uyanan vicdanını şiirin ışığıyla birleştirdi. Hüseyin Haydar’la Dünya Şiir Günü’nün ardından şairin ve şiirin tarihsel rolünü konuştuk

Dünya Şiir Günü bildirileri Türk edebiyatının geldiği son durumu da ortaya koydu.

Bildirilerde emperyalizmin saldırılarına dair tek söz edilmemesi epey çarpıcı.

Sorularımızı yanıtlayan  Usta Şair Hüseyin Haydar, “Nazım Hikmet’in duruşunu duruşumuza katalım.” diyor.

Neredeyse 20 yıldır gazetemizde her hafta ‘Şairin Emeği’ köşesinde şiirler yayımlayan ve Türk milletinin, insanlığın sesi olan Haydar, büyük insanlığın umudunu büyütmek gerektiğine dikkat çekti.

ÇOCUKKEN UYANAN VİCDAN - Dünya Şiir Günü’nü arkamızda bıraktık.

Pek çok şiir bildirisi, anma mesajları yayımlandı.

Ancak bunların, içinde yaşadığımız dünyayla pek de ilgisi olmadığı görüldü.

Öyle mi?

Şairin vicdanı kayıp mı?

Benim umudum çok yüksektir.

Söyleşimizin başında “şiiri, şairi, olayı, cesareti, ihaneti vb.” anlatan küçük bir çocukluk anısını kısaca aktarmak isterim.

Şiire başladığım 7-8 yaşlarımdan beri mutlaka bir olgu, olay, ilişki, durum için yazdım.

Örneğin, ilkokul 2. sınıfta (Kasım 1963), Amerikan Başkanı Kennedy’nin öldürülmesi üzerine bütün Türkiye’de yas ilan edildi.

Bayraklar yarıya indirildi, saygı duruşları yapıldı.

Bizi de öğretmenimiz bahçeye götürdü.

Öğretmenim bunu Amerika Başkanı’na saygı için yaptığımızı söyleyince, ben sınıf başkanı olarak isyan ettim. “Olmaz öğretmenin!” dedim.

Öğretmenim topla arkadaşlarını bahçeye çıkın, dedi. (Tereyağının ve sütün bol olduğu Trabzon köyünde bizlere ‘margarin ve süttozu’ dağıtan ABD’nin düşmanlığını Köy Enstitülü birinci sınıf öğretmenim Cevat Özyurt’tan dinlemiştim.) Bizim sinsi düşmanımız Amerika için Türk bayrağı asla inemezdi!

Şairin vicdanı buna izin veremezdi.

Fakat çocuktan dönen ihanet reddinin bir faydası olmadı elbette.

Neyse bahçeye çıktık.

Çok zoruma gitti.

Öğretmenimle göz göze geldik.

Bana yüz ifadesiyle “ses etme” mesajı yolladı.

Bayrak yarıya indi, saygı duruşu yapıldı.

Eve varır varmaz bunun şiirini yazdım.

Adı, “Bayrak İnmez!”di:  “Bayrak inmez, bayrak inmez / Bir Amerikalı için bayrak inmez. / Bayrak iner, Anıtkabir’de Atatürk için...” diye başlıyordu.

Ahmet Öğretmenim şiiri çok beğendi, okulun panosuna asmak istediyse de müdürden çekindi, “Başımıza iş açarız Öztürk!” dedi. “Başımıza iş açarız”ı anlamıştım.

Şu işe bakın: Çocuk ben direniyorum, yurtsever öğretmenim müdürden çekiniyor, demek ki müdür de milli eğitim müdüründen korkuyor, milli eğitim müdürü milli eğitim bakanından ödü kopuyor, bakan başbakandan, demek ki başbakan kendisine görev veren yabancı merkezlerden korkuyor.

Kendisine görev verenler kimler?

İktidar ve muhalefet partilerini kontrol altında tutan emperyalist kuvvet ve onun ihanet eden bürokratları.

Amerikalı Barış Gönüllüleri adı altındaki CIA ajanları 1945’ten beri Türkiye’deki “Emperyalist Gönüllüleriyle” birlikte çalışıyordu.

Türkiye’yi hallaç pamuğu gibi atmaya devam ediyorlar.

Ben sistem yandaşlarının, zorba uşaklarının başlarına iş açmayı sürdürüyorum: Yaşadığım, gördüğüm, olaylar, olgular, durumlar, büyük idealler üzerine.

Örneğin lise sıralarında, (1973) Cumhuriyet’in 50.

Yılı için Milli Eğitim Bakanlığının düzenlediği şiir yarışmasında birinci oldum.

Ben Cumhuriyet’i övüyordum, demek ki onlar kendilerini övdüğümü düşünüyorlar.

Şiirim Erzurum Atatürk Lisesi duvarında yıllarca asılı kaldı. ‘NAZIM’IN DURUŞUNU DURUŞUMUZA KATALIM’ Bunları neden anlattım?

Şairin vicdanı nasıl oluşur ve yaratıcı süreç nasıl beslenir sevgili Gözen?

Şair dediğimiz, insanın en önemli yaratıcı etkinliği olan şiir, mutlaka hayatın içinden doğar.

Hayat, yaşanan şiirin toprağıdır, orada kök salar.

O toprağı verimli tutmak şairin işidir.

Emek gerektirir.

Orada meyve ağaçları da savaş mangaları da üretmek Şairin Emeği’nin çabasıyladır.

Üzülerek söylüyorum ki, çok iyi niyetlerle, şair arkadaşlarımızın hazırlayıp sunduğu 21 Mart Dünya Şiir Günü bildirileri bu büyük sorumluluğu göğüslemekten uzaktır.

Çünkü bugünün en büyük olgusu, ülkemizi de içine alan ve 1940/50’lerden beri devam eden emperyalizmin Türkiye’ye saldırılarıdır.

Ülkemizin anasının sütü olan varlıkları çalınırken, Amerikancı yönetimlerle milletimiz köleleştirilmek istenirken, şairlerin bir günü bile isyansız geçmemelidir.

O nedenle ben buradan sanatçılarımıza, şairlerimize çağrıda bulunuyorum: Eğer bazıları,  dünyanın en büyük zalimi Amerikan ve İsrail saldırısına uğrayan İran’a sahip çıkmayıp, “onlar molla takımı, şeriatçı” vs. derse, ABD’nin saflarına savrulmuş olur ve buradan şiir çıkmaz.

Nazım Hikmet emperyalizmle mücadelenin kalesidir.

Nazım’ın duruşunu duruşumuza katalım.

Bu duruş “Dünya Şiir Günü”nde kendini göstermeliydi.

ŞAİRİN ŞİİRİ İNSANLIĞIN UMUDUNU BÜYÜTMELİ - Bugün şair hangi tarihsel sorumluluğu üstlenmeli?

Biraz önce sözünü ettiğim gibi şair işinin gereğini yapmalıdır.

Toplumsal sorumluluğu bunu gerektirir.

Şairler tarihine şöyle bir baktığımızda gerçek şiirin en ön saflarda halka tebelleş olan zalimlerle mücadele ettiği görülür.

Aynı zamanda insanın doğasında var olan sapmalar, yanılmalar, ihtiraslar vb. ile uğraşır.

Şairin pusulası, insanlığı yetkinleşmeye götüren yolu gösterir.

Böylesine kutlu bir görev üstlenen Şair, kendi sorumluluğunu bilmek zorundadır.

Elbette bu da donanım gerektirir.

Gözleri görmeyen Aşık Veysel’imizin Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde eğitim gördüğünü unutmayalım.

Cumhuriyet devrimlerinden habersiz, Atatürk ve ilkelerine düşman bir Veysel olabilir mi?

Bugün şair öyle bir savaş merkezinde bulunmalı ki şiiri, büyük insanlığın umudunu büyütsün, yaşama sevincine sevinç katsın. - Devamı yarın Aydınlık’ta…

İlgili Sitenin Haberleri