Haber Detayı

Büyük olma arzumun peşinden gidiyorum
Yazarlar hurriyet.com.tr
22/03/2026 07:57 (2 saat önce)

Büyük olma arzumun peşinden gidiyorum

Oscar yarışının en çok konuşulan isimlerinden Timothée Chalamet ile tören öncesinde bir araya geldik. Oyuncu, yaptığımız röportajda son filmi “Marty Supreme”e duyduğu tutkuyu açıkça ortaya koydu. Bu film onun için kişisel bir yolculuktu. Ödülü Michael B. Jordan’a kaptırmış olsa da, 30 yaşında üç Oscar adaylığına ulaşan Chalamet döneminin en başarılı oyuncularından. Bale ve opera hakkında yaptığı olumsuz açıklamalar nedeniyle ödülü kaybettiği yönündeki yorumlar ise tamamen yanlış. Çünkü söz konusu açıklamalar, Akademi üyeleri final oylamalarını tamamlayıp oylarını teslim ettikten sonra yapıldı.

Şimdi “Marty Supreme” filminin çekimlerine dönüp baktığınızda, “Değiştirsem” dediğiniz bir şey var mı?- Hayır.

Bob Dylan’ın da dediği gibi; arkaya bakma, olan oldu.

Yaptığımız işle gurur duyuyorum.

Peki, Marty karakterinde kendinizden bir şeyler buldunuz mu?- Evet, kesinlikle.

Oyunculuk kariyerime başlamadan önceki bana en çok benzeyen karakter buydu.

Hedeflerine ulaşmak konusunda fazlasıyla hırslı bir karakter.

Galiba beni ona en çok yaklaştıran şey de buydu.

Kariyerimde ulaşmak istediğim yere gitme konusundaki o sert kararlılık, o itici güç, “Hayır” cevabını kabul etmemek...Özellikle sinema sektöründe, ilk başlarda o kadar çok reddediliyorsunuz ki...

Yolun en başında size inanan tek kişi çoğu zaman yine kendiniz oluyorsunuz.

O yüzden Marty’de en çok bağ kurduğum taraf buydu.

Ve Josh’un (Safdie) bende, başka yönetmenlerin daha önce görmediği bir şeyi görmüş olmasından da ayrıca gurur duyuyorum.

Bana “Little Women”, “Call Me by Your Name” ya da “Wonka”dan çok farklı bir “ben” olma alanı açtı.

Bu karakter daha içgüdüsel, vahşi biri.

Filmin yönetmeni Josh Safdie, Marty’nin bir hayalin peşinden giderken hayatın akıp gitmesine izin verdiğini söyledi.

Siz de çok genç yaşta büyük bir çıkış yaptınız.

Hiç kendinizi böyle bir girdabın içinde, hayat başka bir köşede akarken siz bambaşka bir yolculuğun içindeymiş gibi hissettiniz mi?- Bunu özellikle 22 yaşımdan 26 yaşıma kadar çok yoğun hissettim.

Yani kariyerimin gerçekten ivme kazandığı dönemde, sanki bir anda ayağımın altındaki zemin çekilmiş gibi oldu.

Bu yüzden “Call Me by Your Name”, “Beautiful Boy” ve o ilk dönem yaptığım işlerle ne kadar gurur duysam da... “Marty Supreme” ve “A Complete Unknown” benim için çok özel bir yerde duruyor.

Dönüp baktığımda da Bob Dylan ve Marty rollerine ayrı bir gururla bakıyorum.

Çünkü kariyerinizin başındaki filmlerde sizden bir beklenti yok.

Dış dünyanın dikkat dağıtıcı gücü henüz üzerinize gelmemiş oluyor.Ama “A Complete Unknown” ile başlayıp “Marty Supreme”e uzanan süreçte benim için mesele, tüm dikkat dağıtıcı şeyleri dışarıda bırakıp hayatımdaki en büyük armağanla, yani oyunculukla en üst seviyede çalışabilmek oldu.Bazen çevremde, yaşıtlarım arasında ya da başka insanlarda, bu yeteneğe korkuyla yaklaşıldığını ya da tam tersine, sahip oldukları armağanın kıymetini bilmeden yaşandığını görüyorum.

Yani bir anlamda hayatın sunduğu geçici hazlara savrulmak gibi...

Ben o yolu seçmek istemedim.

Benim seçmek istediğim şey, en baştaki o saflık, işine sadık kalmak, oyunculuk yapmak ve bunu elimden gelenin en iyi şekilde yapmak.ÖLÜNCE  DİNLENİRİM Peki dışarıdaki gürültüden nasıl sıyrılıyorsunuz?

Nasıl deşarj oluyorsunuz?- O gürültüyü dışarıda bırakarak, yani görmezden gelerek yapıyorum.

Ben çalışırken telefonumu tamamen kapalı tutarım.

Bunun sebebi, telefonun insanı o yoğun odaklanma halinden koparıyor olması.

Sonuçta elimizde kısıtlı bir zaman var; hayatımın sadece 2 aylık bir dilimini “Marty Mauser” karakterine bürünerek geçirme şansım vardı.

Bob Dylan’ı canlandırdığımda da Bob Dylan olmak için 2 aylık bir sürem vardı. “Dune: Part Three” filminin çekimlerini Abu Dabi’de daha yeni tamamladım.

Bir daha asla Paul Atreides olma fırsatını yakalayamayacağım.

Öyleyse neden tüm benliğimle kendimi işe vermeyeyim ki?

Hani o meşhur söz vardır ya: “Ölünce dinlenirim” veya her neyse...‘EN İYİ’ OLMAYI İSTEMEKTEN BAŞKA SEÇENEK YOK Marty performansınızda sizin için en kişisel olan taraf neydi?- Masa tenisi sahnelerinin tamamıydı.

Senaristimiz Ronald Bronstein bir soru-cevapta masa tenisinin filmde çok güçlü bir görsel metafor olduğunu anlattı.

Hatta biraz “küçük düşürücü” bir spor olarak tanımladı. “Ping pong” kelimesinin bile kulağa komik geldiğini söyledi.Ben ise Marty adına, neredeyse savunmaya geçtim.

Çünkü onun için ping pong dünyadaki en büyük hayaldi.

Ve galiba benim için de oyunculuğumun bir tür dönüşümüydü.

Kariyerimde artık bu dönüşümden kaçmak istemediğimi hissediyorum.

Başka oyuncuların da, tıpkı Marty Mauser gibi, büyük olma arzusunun peşinden gittiklerini rahatça söyleyebilmelerini istiyorum.

En basit şekilde ve tüm tevazumla söylüyorum; ben de öyle hissediyorum.

Bu hayat tarzı ve beraberinde gelen beklentiler o kadar tuhaf, o kadar sıra dışı ki, insanın en iyisi olmayı istemesinden başka bir seçenek kalmıyor gibi.

Ve Marty Mauser tam da böyle bir karakter.Geçen yıl SAG Ödülleri’ndeki konuşmam biraz bununla ilgiliydi aslında. (SAG töreninde sinemanın efsanelerinden biri olmak istediğini söylemişti.) Çünkü bu filmi törenden sadece 2 ay önce bitirmiştim ve karakterin ruh halinden henüz tam çıkamamıştım.

O duygu tamamen zirveye ulaşma isteğiydi.

Bu tavrın, bu isteğin herkesi yukarı çektiğine inanıyorum.

Çünkü kulağa ne kadar klişe gelirse gelsin, insanları ellerinden gelenin en iyisini yapmaya teşvik ediyor.KİMSE BANA ‘BİZ SENİ FİKİR ÖNDERİ OLMAN İÇİN SEÇTİK’ DEMEDİ◊ Bugün sizin kalibrenizde bir oyuncunun moda, politika, hayat ile ilgili ekran dışında yaptıklarıyla ilgili nasıl bir sorumluluğu var sizce? - Özellikle Bob Dylan’ı canlandırdıktan sonra şunu hissediyorum: Hayattaki arayışım yüzde yüz sanatsal bir arayış.

Benim önümde duran gerçek armağan bu.

Sahip olduğum yeteneğim.

Bunun dışında bir şeymişim gibi davranmak bana tuhaf geliyor.

Bob da mesela hiçbir zaman bir ahlaki pusula olmayı kabul etmedi.Düşünsenize, sayısız seçmeye girmişsiniz, birçok kez reddedilmişsiniz...

Sonra bir şekilde Hollywood’da bir kariyer edinmişsiniz ve ardından çıkıp “Ben herkes için etik bir örnek olmak istiyorum” diyorsunuz.

Bu bana çok garip geliyor.

Tabii, bunun tam tersini de istemem ama bu konudaki düşüncem gerçekten bu.En basit haliyle benim yeteneğim oyunculuk yapmak, sanat üretmek.

Kendim hakkında bundan daha büyük bir şey düşünmek bana tuhaf geliyor.

Çünkü kimse bana dönüp “Biz seni bir fikir önderi olman için seçtik” demedi.

O yüzden bu meseleye artık çok fazla kafa yormadığımı söyleyebilirim.

Gittikçe daha fazla iyi işler üretmeye odaklanmak istiyorum.

İlgili Sitenin Haberleri