Haber Detayı
Geçen hafta hayatını kaybeden yazarımız İlber Ortaylı’nın kızı Tuna Ortaylı Kazıcı: ‘Yaşama coşkusu hiç azalmadı, son zamanına kadar onu ayakta tutan buydu’
13 Mart Cuma günü aramızdan ayrılan dünyaca ünlü tarihçimiz, Hürriyet yazarı Prof. Dr. İlber Ortaylı bitmeyen enerjisiyle anlatan, öğreten ve her an öğrenmeye devam eden bir hayat insanıydı. İlber Hocamızı ebediyete uğurladığımız bu hafta onu ailesinden, çalışma arkadaşlarından ve dostlarından dinledik.
Prof.
Dr.
İlber Ortaylı yalnızca bir akademisyen değil, aynı zamanda bir çağın hafızasını taşıyan, bilgisiyle kuşakları aydınlatan, özellikle tarih alanında en önemli değerlerimizden biriydi. 1947’de Avusturya’nın Bregenz kentinde dünyaya gelen Ortaylı, Ankara Atatürk Lisesi’nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’yle Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü’nü tamamladı.
Akademik yolculuğunu Viyana Üniversitesi’nde sürdürdü; yüksek lisansını Chicago Üniversitesi’nde, tarihçi Prof.
Dr.
Halil İnalcık’la çalışarak yaptı.
Ardından Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde doktorasını tamamladı.Osmanlı ve modernleşme tarihi üzerine kaleme aldığı ‘İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı’, ‘Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek’ ve ‘Tarihin İzinde’ adlı eserleriyle tarihi geniş kitlelere sevdiren isimlerden biri oldu. ‘Bir Ömür Nasıl Yaşanır?’ adlı kitabı kendi yaşam tecrübesinden süzülen tavsiyelerden oluşuyordu.İlber Ortaylı ardında güçlü bir entelektüel miras bıraktı.
Onun adı, yetiştirdiği öğrencilerde, okunan her satırında ve anlatılan her hikâyede yaşamaya devam edecek.
Gözden Kaçmasın Prof.
Dr.
İlber Ortaylı’yı gözyaşlarıyla uğurladık… Tarihteki yerini aldı Haberi görüntüle Çalışma arkadaşları anlatıyor...‘Televizyonda görmeye alıştıkları hocayı ansızın karşılarında bulanlar önce gözlerine inanamazdı’Adem Koçal (Kronik Kitap’ın editörü, yayıncısı)◊ İlber Hocamızla tanışıklığımız bundan 21 yıl öncesine uzanıyor. 2005’te TRT 2’de yayımlanan ‘İlber Ortaylı ile’ programını kitaplaştırmak üzere Galatasaray Üniversitesi’nin kantininde ilk kez bir araya gelmiştik.
O gün başlayan sohbet, zamanla Topkapı Sarayı Müzesi’nin koridorlarına, yayınevindeki ofisine ve yıllara yayılan kıymetli bir dostluğa dönüştü.
Kronik Kitap’ın kuruluşuyla birlikte yayınevimizde bir odayı ofis olarak kullanmaya başladı.
Geçen 10 yıl boyunca her gün görüşür, günlük programında, makalelerinin, gazete yazılarının bilgisayara aktarılmasında ve kitaplarının hazırlanışında kendisine yardımcı olmaya çalışırdık.◊ Gün onun için sabah 6.00’da başlardı.
Birçok kez sabah 6.00’da telefonla günün programının üzerinden geçtiğimizi hatırlarım.
Hayatını büyük bir disiplinle yaşardı.
Günlük, haftalık, aylık, yıllık programlar yapardı.
Geceleri durmadan okur, yazar; konferanslara giderken arabada yaptığı kısa uykularla dinlenir, yemek masasında bile ilmi sohbeti sürdürürdü.
Günde ortalama 2-3 saatlik uyku ona yetiyordu.
Birçok yere gece yolculuk yapar, sabah programa katılırdı.
Siesta için ayırdığı yarım saat, bütün günü aynı canlılıkla sürdürmesine kâfi gelirdi.◊ Seyahatlerinde mutlaka tali yollara sapardı; kenarda köşede kalmış köylere, gözden uzak tarihi eserlere uğramadan yoluna devam etmezdi.
Televizyonda görmeye alıştıkları hocayı bir köyde, ansızın karşılarında bulanlar önce gözlerine inanamazlardı.
Ardından büyük bir içtenlikle onu misafir etmek isterlerdi.
Bu tanışıklığın sıcaklığı, sonraki günlerde yayınevine gönderilen meyvelerle, reçellerle devam ederdi.
Hocamız her yaştan, her kesimden insanla son derece rahat sohbet edebilen, kısa sürede samimi bir bağ kurabilen nadir insanlardandı.
Telefonu Türkiye’de en çok bilinen numaralardan biriydi.
Her aramayı bizzat kendisi açar, kim olursa olsun karşısındakiyle doğrudan konuşurdu.
Televizyon programlarında canlı yayında açtığı telefonlar da bunun en açık ispatıydı. ‘Eşine, dostuna, çevresine çok kıymet veren bir insandı’Yenal Bilgici (Gazeteci, yazar)◊ Hürriyet’te editörlük yaptığım dönemde İlber Hoca gazeteye yazar olarak gelmişti ve onun editörü olmamı istedi.
Yazılarını gönderirdi; tertipli, düzenliydi ama yine de üzerinden konuşurduk. “Şu çıksın, şu girsin” diye itişip kakışırdık, bu da hocanın hoşuna giderdi.
Bu yakın çalışmanın ardından yayınevinden birlikte kitap yapma teklifi geldi.
Ben tarih kitabı ‘Bir Ömür Nasıl Yaşanır?’ı tarif ettim.
Hoca da “Olur” dedi.
Çünkü sürekli hayatla ilgili nokta atışı tavsiyeler verirdi.
Bu tavsiyeleri herkesle paylaşabilir mi diye düşündüm.
Kitap böyle ortaya çıktı ve çok ilgi gördü.◊ İlber Hoca eşine, dostuna, çevresine çok kıymet veren bir insandı.
İnsanların daha iyi yaşamasını ister, hatır sorar, kim ne yapıyor takip ederdi.
Öğrencilerine ve asistanlarına çok bağlıydı.
Benimle de çok dalga geçerdi.
Hollanda’da yaşadığım için hep “Hollandaca nasıl gidiyor” diye sorardı.
Ben zor olduğunu söyleyince “Hollandacayı boş ver, dünyada sadece 5 milyon insan konuşuyor.
Almanca öğren, Hollandalılar seni anlar” derdi.
Gözden Kaçmasın Sanat dünyasından İlber Ortaylı'ya veda: Güle güle hocam, yattığınız yer incitmesin Haberi görüntüle Pek çok önemli üniversitede dersler verdiYedi dil bilen Ortaylı, Türk Tarih Kurumu şeref üyeliğinden Topkapı Sarayı Müzesi başkanlığına, Uluslararası Osmanlı Etütleri Komitesi Yönetim Kurulu üyeliğinden Avrupa İranoloji Cemiyeti ve Avusturya-Türk Bilimler Forumu üyeliğine kadar uzanan kariyeri boyunca, Viyana’dan Princeton’a, Berlin’den Oxford’a pek çok önemli üniversitede dersler verdi, konferanslarda konuşmalar yaptı.
Avrupa ile Akdeniz Arasında Lazio Ödülü (2006), Puşkin Ödülü (2007), Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü (2017) ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Cumhuriyet Ödülü (2018) sahibiydi.
Rusya Devlet Başkanlığı Puşkin Nişanı, Avusturya Devlet Kültür Nişanı, Fransa Devlet Kültür Nişanı ve İtalya Yıldızı Nişanı almıştı.
Ayrıca Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) şeref üyesi ve Türk Tarih Kurumu (TTK) Şeref ve Bilim Kurulu üyesiydi.
İlber Ortaylı’yla kızı Tuna Ortaylı Kazıcı’nın bu unutulmaz fotoğrafını 2022’de ekip arkadaşımız Uygar Taylan çekmişti. (sağda)St.
Petersburg’da... (solda)Yakınları anlatıyor...‘İyi yemek yerdi, iyi gezerdi, çok meraklıydı’Tuna Ortaylı Kazıcı (Kızı)◊ Babamla ilgili öncelikle Hürriyet Pazar’da Haziran 2022’de yayımlanan Babalar Günü röportajımızdaki o meşhur fotoğrafı düşünüyorum.
İnsanlar “Ay bu ne laubalilik” demişlerdi.
Halbuki bizim tam da öyle bir ilişkimiz vardı.
Yani onun çocuk şımartma gibi bir huyu vardı.
Mesela ben ona “İlberciğim” derdim.
İçten içe pek hoşlanmazdı ama çok büyük tepki göstermezdi.
Çünkü onun sevgiyle olduğunu anlayacak kadar hoşgörülü bir insandı.
Böyle gereksiz büyük etiketlere, ‘mış gibi’ yapılan saygı gösterilerine hiç gerek duyulmayan bir baba-kız ilişkimiz vardı.◊ Eğlenmeyi çok severdi.
Keyfinin yerinde olduğu zamanlarda kahkahaları desibellerle havalara yükselen bir insandı.
İyi yemek yerdi, iyi gezerdi, çok konuşurdu, çok meraklıydı.
Bana öğrettiği en önemli şeylerden biri çok meraklı olması.
Bugün sevdiğiniz İlber Hoca hayata duyduğu merakla ve bu merakın götürdüğü yollarla ve açtığı kapılarla bu hale gelmiş bir insan.
Hastanede bile personele içten bir merakla “Sen nerelisin?
Şu koldan mı geldin, bu koldan mı geldin” diye sorardı.◊ Cenazesini gasilhaneden camiye götürürken ilginç bir rota çizdik.
Kara surları boyunca ilerledi araba.
Oradan Vatan Caddesi’ne döndük. “Bu çok güzel camidir, işte bu kiliseden dönme camidir, çok kıymetlidir” dediği camilerin hepsinin önünden geçtik.
Trafik polisleri, bize eşlik edenler yolu açmak için sirenler çaldılar.
İnsanlar durdu, döndü, baktı.
Herhalde geçenin kim olduğunu anladılar.
Fotoğraf çektiler, el salladılar.
En son Laleli Camisi’nden kıvrıldık, Bozdoğan Kemeri’ne ilerledik, Unkapanı’na doğru.
Kemerin altından geçtik ve Fatih Camisi’ne girdik.
Herkes “İstanbul’da en sevdiği yerleri son bir kez uğurlayarak geçti” dedi. 2020’de hastaneye ilk girdiği zamanlarda, çok huysuzlandığı bir vakitte, gece 11’de eve gitmeden evvel Sultanahmet’ten başlayıp bu saydığım rotayı yaptık.
O rotayı dün (16 Mart) bir kez daha onunla yapabilmek ve halkın o esnada onu selamlaması, sevgiyle bakması bana çok dokundu.
Herkes bana kaç gündür “Ne kadar metanetlisin” diyor.
Bunun altında yatan sebep aslında ona duyulan bu sevgiyi görmek.
Gözden Kaçmasın İlber Ortaylı'nın Yunan akademisyene verdiği cevap böyle anlatıldı: 'Bak şimdi, ben burada ne yapacağım?' Haberi görüntüle ◊ Babamın yapmak istediği ve yapamadığı çok şey vardı.
Son ameliyatını olduktan sonra Prof.
Dr.
Yakup Kordan geldiğinde “Siz bu Koç Hastanesi’nin doktorları ne şahane doktorlarsınız ama niye bu kadar çok çalışıyorsunuz?
Hiç gezmiyorsunuz.
Karar verdim, hepinizi İtalya’ya götüreceğim.
Önce Bari’ye gideceğiz, oradan Lecce’ye geçeceğiz.
Bakın üç günde neler göreceğiz” diye büyük bir iştahla anlattı.
Sanırsın bu hiç gitmediği bir rota, belki 20 kez görmüştür.
O yaşama sevinci, coşkusu hiç azalmadı.
Zaten bence son zamanına kadar onu ayakta tutan da buydu.
Üzüntüm, oğlum Deniz’le vakit geçirme şansı oldu ama keşke kızım Defne’yle de biraz daha fazla vakit geçirebilseydi.
Ama zannediyorum hayat böyle bir şey.
Yani o “Keşke şunu da yapabilseydim” demenin sonu yok.
Olanı kabul etmek lazım.
İlber Ortaylı’nın çocukluğu (solda, ortadaki).
Kız kardeşi Nuriye Ortaylı, kızı Tuna Ortaylı Kazıcı ve torunu Deniz Ali Kazıcı’yla (üstte).‘Komşu teyzeler sorarmış: İlber, Sokrates nasıl öldü?’Nuriye Ortaylı (Kız kardeşi)◊ İlber çocukluğundan beri meraklı bir çocukmuş.
Bunu annem üzerinden biliyorum.
Benimle çok uğraşırdı.
Gezmeye götürürdü, konsere taşırdı her hafta sonu...
Çocuklar genellikle meraklı oluyor ama İlber özellikle tarihe meraklıymış.
Annemin bir anısı; İlber sokakta koşturuyor kısa pantolonla.
Komşu teyzeler sorarmış: “İlber, Sokrates nasıl öldü?” Bizimki oyunu bırakıp anlatırmış “Baldıran otu içti, böyle yargılandı” diye veya işte Kleopatra’yla Antonius’un aşkını anlatırmış teyzelere.
O zamanlar dizi yok, İlber anlatıyor onlara...◊ Bizim oyuncağımız azdı o devirlerde.
Kendimize oyun yaratırdık.
Çarşafı doladım bir gün, “Ben Romalıyım” diye dolaşıyorum ortada.
Babam da bana bakıp “Bu çocuk da İlber gibi tuhaf olacak” demişti.
İlber de böyle küçükken sarık yaparmış kendine.
Battaniyeden kaftan yapar, dolaşırmış ortada Osmanlı hocası gibi.◊ Çok okurdu ama çok çeşitli merakı vardı.
Mesela resim güzel yapardı.
Kimse onu bilmez.
Çünkü sonraki yıllarda bıraktı.
Tiyatroyla ilgiliydi.
Oyunculuk da yaptı.
Tiyatro eleştirileri de yapardı.
Lisedeyken tiyatro eleştirileri gazetelerde yayımlanırdı.
Semiha ve Zeliha Berksoy’la tanışması öyledir.
Sanatseverler diye bir dernek vardı, orada her akşam bir açık oturum olurdu.
İlber lisedeyken o Sanatseverler Derneği’nde bir tiyatro eleştirisi yapmış, Semiha Berksoy dinleyiciler arasında, Zeliha’ya “Ay bu çocuk nasıl bir şey böyle?
Bizim bununla hemen tanışmamız lazım” demiş.‘Şehir içinden değil; köylerden, ormanlardan geçmeyi isterdi’Yasin Öksüz (Şoförü)Pandeminin en yoğun günlerinde tanıştık.
İlk an biraz stresliydi, hocanın bilgi dağarcığında kaybolacağımı düşündüm, ama hiç öyle olmadı.
Kiminle ne konuşacağını çok iyi bilen, karşısındakini rahatlatan biriydi.
Birlikte çok yol yaptık.
Gittiğimiz her yerde mutlaka bir hikâye anlatır, anlattıkları gözümde canlanırdı.
Mümkünse şehir içi değil; köylerden, ormanlardan, tarihi yapıların yanından geçmek isterdi.
Aksi olursa söylenirdi.
Arabada opera, klasik müzik, aryalar dinlerdi.
Sevdiği bir eser çalınca ıslığıyla, parmaklarıyla ritim tutar, mırıldanırdı.
Çok enerjikti, aynı gün birkaç şehre gittiğimiz olurdu.
MoğolistanSöyleşilerinden...◊ “Kendin de mutlu olacaksın, etrafındakileri de mutlu edeceksin.
İnsanın görevi de budur, hakkı da.
Mızmız bir keçi olmaktan çıkman lazım.
Bizim insanımız böyledir. ‘Selamünaleyküm, nasılsın’ dersin, ‘Ortalığı görüyorsun’ der hemen.
Keyfi yerindedir, söylemez (gülüyor). ‘Gel bir kahve iç’ der ama içtiğin kahveyi de zehreder.
Tam aksine, insanın kendini de çevresini de zorluklara karşı hazır tutması, mutluluğunu başkalarına yansıttığı gibi negatifliğini bırakması gerekir.” Lübnan◊ “Önüne çıkan alternatiflerden tatmin olmayıp kendi yolunu arayıp bulan insanların hayatlarına bakmanızı öneririm.
Bunlar yol yoksa o yolu bizzat yapmışlardır.
Başkalarının aşındırdığı yollarda yürümemişlerdir.
Şüphesiz Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatı bir örnektir.
Tarihte çok örnek var.
İyi değerlendirirseniz yaşam uzundur.
Ama hayat, onu değerlendirmeyeni de çok sıkar.
İstediğini planlayıp yaptıysan bu iyi değerlendirilmiş bir hayattır.”◊ “Bir insan dingin yaşadıysa, iş yaptıysa, kötülükten kaçındıysa onun verdiği huzurla yüzü bir şekil alır.
İnsanın yüzünü bir kitap gibi okuyabilirsiniz.
İfadeniz bomboşsa hiçbir şey yaşamadığınız fark edilir.
Bundan kurtulmak mümkündür; yaşayın, monotonluktan uzaklaşın, gezin, görün, keşfedin, başkalarıyla ilgilenin, okuyun, sevin.
Bunları dolu dolu yapın ki izleri yüzünüze yansısın.
Yüzünüz ifadesiz kalmasın.” (Güliz Arslan’ın farklı tarihlerde yaptığı Hürriyet Pazar söyleşilerinden) St.
Petersburg, Hermitage Müzesi◊ “Cumhuriyet’in ciddi bir ayaklanma ya da itirazla karşılaştığını söylemek mümkün değil.
Bu uyumun başlıca nedeni Gazi Mustafa Kemal Paşamızın askeri şahsiyetidir.
Ve etrafındaki komutanlardır.
Hakikaten kuvvetli bir hâkimiyet portresidir.
Bu ordu, bu Cumhuriyet’i kurmuş, bunu böyle bileceksiniz.
Ordu kurdu diye de askeri diktayla kalmıyor başta.
Hepsi emekli olup gidiyor.” (Fırat Karadeniz’in 29 Ekim 2023 tarihli Hürriyet Pazar söyleşisinden)◊ “Gençken ‘Tarih yapayım, hoca olayım, yazayım ve okunayım istiyordum.’ Bu kadar masum hayallerdi...
Daha fazla şey olsun istemedim, çok param olsun düşünmedim, zaten de yok!
Hiç ‘çok az gez, daha çok çalış’ demezdim çünkü istediğim her şeyi de yaptım; daha çok da çalıştım, daha çok gezdim, daha çok dinledim… Hiç lüks aramadım, imkânları sonuna kadar kullandım.
Dörtlü yonca yaprağı bulduğumda, iki kere ne niyetim varsa oldu.
Ne olduğunu söylemem!” (Zeynep Bilgehan’ın 13 Mart 2026 tarihli Hürriyet yazısından)Gazeteciler anlatıyor... ‘Türkiye’ye tarihi sevdiren adamdır’Ahmet Hakan (Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni)(İlber Ortaylı’nın vefatının ardından 15 Mart’ta kaleme aldığı ‘Benim Gözümde İlber Hoca’ başlıklı köşe yazısından)◊ Her pazar yan yana çıkıyordu yazılarımız bu sayfada.
Benim için büyük bir onurdu bu.
Bu onurdan mahrum kalacağım maalesef.
Söylemek istediklerini kendi istediği gibi söylemek istedi yazılarında ve bundan hiç ödün vermedi.
Doğruya doğru, eğriye eğri demesini hep bildi.
Şu iki şeyden asla ödün vermezdi: Coşkulu kahkahalar atmak ve akademik disipline sıkı sıkıya bağlı kalmak.
Mütevazı ve insancıldı.
Pamuk gibiydi aslında. ‘Tarihi sevdiren adamlar’ vardır bizde.
Tarihin popüler taraflarını yazan, masalsı bir tarih anlatısıyla halkın ilgisini çeken, tarihten enteresanlıklar bulup çıkaran.
İlber Hoca bunların hiçbirini yapmadan Türkiye’ye tarihi sevdiren adamdır.
Akademik duruştan ödün vermedi.
Hep çetin ceviz oldu.
Ama buna rağmen ‘tarihi sevdiren adam’ oldu.‘Alacağı ücret söz konusu bile olmadı, tokgözlü biriydi’Deniz Alphan (Gazeteci)◊ Milliyet’in eklerini yapmaya başladığımda kadroyu kurarken onun da yazmasını istedim.
O sırada az tanıdığım için biraz ürktüm.
Bizim ödediğimiz kaşeler de çok parlak değildi ama yine de gözümü karartıp telefon ettim, hemen kabul etti.
Alacağı ücret de söz konusu bile olmadı.
Tokgözlü biriydi...◊ Çok komik, çok eğlenceli bir adamdı.
Bir gün hastaneden çıkarken asansörde karşılaştık.
Hastaneden çıkan adam evine gidip dinlenir ya, o evine gitmek yerine birlikte Kantin’e (lokanta) gidip yemek yedik.
Çok bonkördü, “Hadi gelin size yemek ısmarlayayım” dedi.
Hayatı ve yemek yemeyi seven biriydi.Dostları anlatıyor...‘Hastaneden çıkıp derse yetiştiği günleri hatırlarız’Prof.
Dr.
Enis Tulça (Galatasaray Üni. (E) Öğr.
Üy., arkadaşı)◊ Prof.
Dr.
İlber Ortaylı’yla tanışmam 2001 yılına, Bilkent’ten üniversitenin kadrosuyla geçiş yaptığı döneme denk gelir.
Henüz ilk haftasıydı.
Bir gün üniversitenin yemekhanesinde onu yalnız yemek yerken gördüm.
İzin isteyerek masasına oturdum.
O günden bu yana uzun yıllar boyunca bir dostluğu paylaştık.◊ Çalışma temposu her zaman hayranlık uyandıracak düzeydeydi.
Hastaneden çıkıp derse yetiştiği günleri hatırlarız.
Seyahat etmek hayatının vazgeçilmez bir parçasıydı.
Bir yere gidilecekse mutlaka oranın kültürel programını da planlardı.
Dünyanın dört bir yanından davet alır, kimseyi kırmamaya çalışırdı.
Türkiye’de olduğu kadar yurtdışında da büyük bir sevgi ve ilgiyle karşılanırdı.
Bu ilgi karşısında hiçbir zaman mesafe koymaz, herkesle konuşur, hal hatır sorardı.‘Sohbet sırasında bir dilden diğerine atlamayı severdi’Shirin Mélikoff Sayar (Çevirmen, aile dostu) ◊ Bir meşe ağacı devrildi; dalları, yaprakları, meşe palamutları kederlerini gizleyemiyor.
Nesilde bir rastlanan zihinlerden biriydi...
Hatırlayabildiğim kadarıyla annem Profesör Irène Mélikoff onu ilmi çevresine kabul ettiği andan itibaren çevremizin, ailemizin ve hayatımın bir parçası oldu.
Annem onu önce parlak ve gelecek vaat eden genç bir araştırmacı, ardından istisnai bir tarihçi ve nihayetinde neredeyse bir evlat olarak görüyordu.
Seçkin birçok dilli olarak, sohbet sırasında bir dilden diğerine atlamayı severdi; zira bazı kelimelerin karşılığı olmadığını söylerdi...‘Cömert ve merhametliydi’Op.
Dr.
Hasan Karaman (Beşiktaş Sait Çiftçi Devlet Hastanesi Başhekimi, doktoru, arkadaşı)◊ İlber Ortaylı Hoca’yla 90’lı yıllarda Ankara’da başlayan dostluğumuz evinde, evimizde, muayenehanemde, kale (Ankara Kalesi) ve çevresinde sık sık birlikte olduğumuz yakın dostlarla devam etti.
Doktor-hasta ilişkisinin çok ötesinde devam etti dostluğumuz.◊ Çocuk saflığı ve masumiyetinin sevimli yaşlı huysuzluğuyla iç içe olduğu, hayatın akıp giden küçüklü büyüklü her ayrıntısını yaşamaktan hoşnut haletiruhiye içinde her daim hareket halindeydi.
Cömert ve merhametliydi.
Arabayla bir yere giderken yol kenarında veya kavşakta gördüğü dilenci, çiçek satan kadın veya çocuklara yanaşmak için trafiği tehlikeye atacak kadar manevra yaptırır ve gelen korna seslerine söylenerek para verirdi.
Aynı cömertliği ve merhameti, bayramlarda daha fazla olmak üzere, özellikle dul ve çocuklu kadınlara, çalışan ve aynı zamanda okuyan gençlere gösterirdi. ‘Arkadaşlığımız kuru fasulye-pilav sevgisiyle başladı’Sahrap Soysal (Yemek programcısı, Hürriyet Lezzetli Hayat yazarı, arkadaşı)◊ İlber Hocamla arkadaşlığım kuru fasulye-pilav sevgisiyle başladı. 2015’te bir TV stüdyosunda 10 Kasım günü Atatürk’ün sevdiği yemeklerden kuru fasulye-pilav pişiriyorum.
Yan stüdyodaysa İlber Ortaylı Hocam konuk, yemek kokularını alıyor, “Orada neler oluyor” diye soruyor.
Bir tabak ikram ettim, yedi.
İkinci ve üçüncü tabakla iyice koyulaşan yemek sohbeti hafta sonu bizim evde yine yemekle devam etti.
Yıllarca bizim evde devam eden yemek sohbetlerimize Anadolu’nun pek çok lezzeti eşlik ederdi.
Her biri bizim için bir konuşma akçesiydi ve oradan tarih, edebiyat, sinema ve sanatlara geçiş yapardık.
Müthiş bir gastronomi tarihi ve kültürü birikimi vardı.‘Hayatımdan bir parça koptu’Zeliha Berksoy (Sanatçı, arkadaşı) ◊ Prof.
Dr.
İlber Ortaylı, dünyanın bildiği, tanıdığı bir tarih dâhisi.
Ülkemizin en değerli hocalarından bir şahsiyet.
Benim gençliğim, Ankara’da evimizin, babacığımın dâhi çocuğu, annemin Kırım Prensi, benim dostum, sevgili arkadaşım, kıymetlim...
Nurlarda yat, Allah rahmet eylesin.
Hayatımdan bir parça koptu.‘Onu gülerken görmek beni çok mutlu ederdi’Alper Saldıran (Oyuncu, arkadaşı)◊ Bizi sanat buluşturdu, birbirimizi arayıp o ay hangi konser, opera varsa planlardık.
Bir konser için kendisini aradığımda yurtdışındaydı. “Kaçmaz bu konser” dedim.
Sonra başka dostlarımız beni aradı, “Hoca erken dönüyormuş konser için, konser iyi olmazsa seni yakacak” dediler.
Konser günü geldi çattı.
Her parçadan sonra çaktırmadan hocaya baktık, yüzü gülüyordu.
Onu gülerken görmek beni çok mutlu ederdi.
Entelektüel ve mizahi ruhu bir arada taşıyan eşsiz bir insandı.‘Huu komşu, kahveyi hazırla, geliyorum!’Saadet Ersin (Çevirmen ve kültür-sanat danışmanı, komşusu)◊ Değerli İlber Hocamızla, 1982’de Strasbourg’da öğrenciyken yakın dostu ve manevi annem Irène Mélikoff sayesinde tanıştım.
Hem aile dostu hem de komşusu olarak onu yakından tanıma ayrıcalığına sahip oldum.
Acı tatlı, kahkahalarla dolu nice anı biriktirdik...
Eve her gelişinde kapıdan ya da pencereden seslenirdi: “Huu komşu, kahveyi hazırla, geliyorum!” Her ziyareti hayatıma ayrı bir zenginlik katardı.