Haber Detayı
Hiçbir şey bir günde olmadı... Atatürk fotoğrafları yanılgısı
Hürrem Elmasçı yazdı...
Çocuklar, bugün bir devlet dairelerinden karakollara, okullardan hastanelere her yerde Mustafa Kemal Atatürk’ün portresi var, iyi ki de var.Geçenlerde konusu açıldı, benim hanım arkadaşlardan biri Atatürk’ün bir fotoğrafını gösterip “Acaba bunları kim çekmiş hiç bilmiyorum” dedi.Ayol dedim, nasıl bilmezsin…Sonraki günlerde bir iki kişiye daha sordum, meğer pek muğlakmış bu konu hafızalarda… Hemen oturdum bilgisayarın başına…Biraz eskiye götüreceğim şimdi sizi çocuklar…Osmanlı’da padişah portreleri devlet dairelerinin vazgeçilmezi değildi çocuklar.
Padişahlar elbette tasvir edilirdi; minyatürlerde, daha sonra fotoğraflarda yer alırlardı ama bunlar daha çok saray albümlerinde kalırdı.
Devlet dairelerinde hükümdarı temsil eden şey padişahın resmi değil, tuğrasıydı.
Yani bugün bize çok doğal gelen “lider portresi” geleneğinin Osmanlı bürokrasisinde güçlü bir karşılığı yoktu.Cumhuriyet kurulunca duvarlar da değişti.
Saltanat kalktı, tuğralar indirildi.
Devlet kendini anlatacak yeni bir yüz arıyordu.
İşte o boşluğu yavaş yavaş Mustafa Kemal’in fotoğrafları doldurmaya başladı.
Önce gazetelerde, kartpostallarda ve okul kitaplarında göründü o yüz; sonra devlet dairelerinin duvarlarına yerleşti.Ama öyle bir sabah karar çıktı da her yere asıldı sanmayın.
Basılı matbuatlarda, parti teşkilatlarında, Halkevleri’nde derken fotoğraflar memleketin dört bir yanına yayıldı.Bir süre sonra Atatürk portresi Cumhuriyet’le özdeş hale geldi.Lakin bir mesele vardı: Hangi Atatürk fotoğrafı asılacaktı?O FOTOĞRAFLARI KİM ÇEKTİOrtada yüzlerce farklı fotoğraf vardı: kalpaklı olanı, sivil olanı, kürsüde olanı… Gazetelerin bastığı ayrı, fotoğraf stüdyolarının çoğalttığı ayrıydı.Fotoğraf: Cemal IşıkselBu arada Atatürk’ün o meşhur fotoğraflarının çoğu tek bir fotoğrafçıdan çıkmış değildi çocuklar.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında Atatürk’ü görüntüleyen birçok foto muhabiri ve stüdyo vardı.
Cemal Işıksel, Ferit İbrahim, Hilmi Şahenk, Kenan Hasip gibi isimler gazeteler için fotoğraflar çekiyordu.
Cumhuriyet, Ulus, Akşam gibi gazetelerin muhabirleri Atatürk’ün yurt gezilerini takip ediyor, fotoğraflar basında yayıldıkça ülkenin dört bir yanına ulaşıyordu.
Hatta Avusturyalı fotoğrafçı Othmar Pferschy’nin çektiği bazı portreler de en tanınmış Atatürk fotoğrafları arasına girdi.Fotoğraf: Othmar PferschyDevlet dairelerinin duvarları adeta küçük bir fotoğraf sergisine dönmüştü.
Aynı odada bir kalpaklı Atatürk, başka bir köşede nutuk kürsüsündeki fotoğraf, yan odada bambaşka bir portre… Üstelik boyutlar da farklıydı; kimi büyük yağlıboya, kimi küçük fotoğraf baskısı.HANGİ ATATÜRKEh bu da bir süre sonra devletin dikkatini çekti.
Aslında mesele Cumhuriyet’in ilk yıllarında bile konuşulmaya başlanmıştı. 1926’da Maarif Vekâleti içinde yapılan yazışmalarda devlet dairelerine asılacak Atatürk portrelerinin nasıl hazırlanacağı tartışılıyordu.
Portrelerin ölçüsü ne olacaktı, kimler yapacaktı, hangi kurumlara nasıl dağıtılacaktı… Hatta iş Sanayi-i Nefise çevrelerine kadar götürülmüş, portrelerin sanatkârlar tarafından hazırlanması gerektiği bile konuşulmuştu.
Mesele yalnız bir fotoğraf asmak değildi çocuklar, Cumhuriyet’in kurucu yüzünün kamusal alanda nasıl temsil edileceği meselesiydi.Sonraki senelerde portrelerin rastgele çoğaltılmasının önüne geçmek için ölçü, çerçeve ve kullanılacak fotoğraflar konusunda da düzenleme yapılmaya başlandı.
Parti teşkilatı ve devlet kurumları belirli fotoğrafları seçip kurumlara göndermeye başladı; en çok tercih edilenler kalpaklı Atatürk portresi ile kravatlı sivil portreydi.
Hatta Avusturyalı fotoğrafçı Pferschy’nin çektiği bazı fotoğraflar da bu dönemde devlet dairelerinde yaygın biçimde kullanılmaya başladı.
Hangi büyüklükte çerçeve kullanılacağı bile yazışmalarla bildiriliyordu.Kalpaklı Atatürk portresiLakin asıl kesinleşme yine 1950’den sonra oldu, geleceğim oraya birazdan..İKİ PORTRE DÖNEMİAtatürk 1938’de hayata veda edince duvarların düzeni de değişti.
Yeni cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ydü ve kısa süre içinde devlet dairelerinde iki portreli bir dönem başladı.
Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal ile “Millî Şef” İnönü’nün portreleri aynı duvarda yer alıyordu.Atatürk ve İnönüBu uygulama yalnız sözle değil, yazışmalarla da pekiştirildi.
CHP Genel Sekreterliği’nin 1937’den itibaren parti teşkilatına ve kamu kurumlarına gönderdiği yazılarda Atatürk ve İnönü portrelerinin birlikte kullanılmasından söz ediliyor; hatta bu portrelerin temini ve gönderilmesi için parti merkezinden çeşitli fotoğraf stüdyolarına sipariş verildiği görülüyordu. 1939 ve 1940’ta da benzer yazılarla yeni baskılar kurumlara dağıtıldı.
Tek parti yıllarında Türkiye’nin pek çok kamu binasında bu iki yüz yan yana duruyordu.VE YENİDEN SADECE ATATÜRKLakin Demokrat Parti iktidara geldikten kısa süre sonra, 5 Haziran 1950 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla devlet dairelerindeki portre düzeni yeniden ele alındı.
Kararda açıkça, resmî dairelerde Cumhuriyet’in kurucusu sıfatıyla yalnız Atatürk’ün portresinin bulunması gerektiği belirtiliyordu.İnönü fotoğrafları yavaş yavaş indirildi ve işte o günden sonra duvarlarda tek bir yüz kaldı.
Bugün bir okul sınıfına ya da bir devlet dairesine girip o tanıdık portreyle karşılaştığımızda, aslında yaklaşık bir asırlık bir geleneğin sonucuna bakıyoruz.Esat Nedim TengizmanDuvarlarda asılı duran Atatürk portreleri biraz da Cumhuriyet’in kendini nasıl anlatmak istediğinin hikayesi çocuklar…O yüzden o portre aslında sadece Atatürk’ün değil, Cumhuriyet’in yüzü.Haydi, öptüm gözlerinizdenHürrem ElmasçıOdatv.com