Haber Detayı
Neden Oscarları topladı... Hollywood'un yeni teması: Amerika'nın çöküşü... Toplumun ruh hali bu dört filmde gizli
"Savaş Üstüne Savaş" filmi, neden Oscar'a 6 ödüllü damga vurdu? Amerika’nın toplumunun bugünkü ruh hâlini anlamak için dört büyük filmi işaret eden New Lines Magazine yazarı, "şiddet fantezisi" yapıldığına dikkat çekerek ABD’yi 'hibrit rejime yaklaşma' ve 'otoriterleşme' üzerinden inceledi.
98.
Akademi Ödülleri sahiplerini buldu ve en büyük ödülü "Savaş Üstüne Savaş"ın (One Battle After Another) kazandı.
Film, 13 adaylıktan toplam altı Oscar'la döndü ve başlıca rakibi "Günahkarlar"ı (Sinners) geride bırakarak En İyi Film ödülünü aldı.
Paul Thomas Anderson kariyerinin ilk En İyi Yönetmen Oscar’ını kazandı.
Anderson ayrıca, En İyi Uyarlama Senaryo ödülünü de aldı.
Film ayrıca En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, En İyi Kurgu ve Akademi’nin bu yıl ilk kez verdiği En İyi Oyuncu Seçimi ödüllerinin de sahibi oldu.
Peki sebebi ne?OSCARLARI TOPLADI: PEKİ SEBEBİ NENew Lines Magazine’de Monica Marks imzasıyla yayımlanan makale, yeni ABD’nin yüzünü anlatıyor.
Marks, New York University Abu Dhabi’de Ortadoğu siyaseti çalışan bir akademisyen ve Amerika’nın bugünkü ruh hâlini anlamak için dört büyük filme bakmanın yeterli olduğunu savunuyor.HOLLYWOOD’UN YENİ TEMASI: ÇÖKEN AMERİKAMarks’a göre Alex Garland’ın Civil War(İç Savaş)'ı, Justin Kurzel’in The Order(Teşkilat)'ı, Ari Aster’ın Eddington'ı ve Paul Thomas Anderson’ın “One Battle After Another (Birbiri Ardına Savaşlar)'ı siyasi olarak aynı şeyi söylüyor: ABD’de siyaset çalışmıyor, demokratik kurumlar zayıflıyor, toplum keskin uçlara savruluyor ve şiddet adeta kaçınılmaz bir gelecek olarak sunuluyor.CIVIL WAR: İÇ SAVAŞIN ABD MANZARALARI“Civil War”, ABD’yi Ortadoğu’daki savaş bölgelerini anımsatan bir yıkım alanı olarak gösteriyor.
Gazetecilerin gözünden ilerleyen film, federal hükümet ile isyancılar arasındaki çatışmaları merkeze alıyor ve “demokrasinin çöktüğü bir Amerika” resmini öne çıkarıyor.THE ORDER: AŞIRI SAĞ ŞİDDETİN KÖKENLERİ“The Order”, gerçek bir beyaz üstünlükçü örgütten hareketle, 1980’lerdeki aşırı sağ radikalizmin bugünkü siyasi şiddetin zemininin nasıl oluştuğunu anlatıyor.
Marks’a göre film, bugünün Amerika’sındaki ırkçı hareketleri anlamak için bir geçmiş dersi niteliğinde.EDDINGTON: HER İKİ TARAFIN DA NASIL RADİKALLEŞTİĞİAri Aster’ın Eddington'ı, pandemi, sosyal medya ve kasaba siyaseti üzerinden hem sağın, hem solun, nasıl aşırılığa sürüklendiğini gösteriyor.
Joaquin Phoenix’in canlandırdığı şerif karakteri giderek sağcı bir radikale dönüşürken, Pedro Pascal’ın oynadığı belediye başkanı da katı bir solcu çizgiye sıkışıyor.
Marks, bu filmi özellikle önemli buluyor çünkü, iki tarafı da insanileştiren ve kutuplaşmayı açıklayan daha dengeli bir anlatı sunuyor.ONE BATTLE AFTER ANOTHER: SOL ŞİDDETİN ROMANTİZE EDİLDİĞİ BİR EVRENLeonardo DiCaprio’nun başrolünde olduğu bu film, baskıcı bir sağ hükümete karşı savaşan solcu militanları romantik bir atmosfer içinde resmediyor.
Solda övgü, sağda öfke yaratan film, beyaz üstünlükçü devleti şeytanlaştırırken solcu şiddeti neredeyse idealize ediyor.
Marks’a göre film, ABD’deki karşılıklı nefretin kültürel bir simgesine dönüşmüş durumda.FİLMLER BİR UYARI MI, YOKSA NORMALLEŞEN BİR KÂBUS MUMarks, bu filmlerin yalnızca eğlence olmadığını, aynı zamanda Amerika’nın kendisini nasıl gördüğüne dair güçlü bir işaret olduğunu söylüyor.
Freedom House ve V-Dem gibi kurumlar ABD’yi artık tam bir demokrasi olarak değil, “hibrit rejime yaklaşan”, yani otoriterleşen bir ülke olarak değerlendiriyor.
Bu tip rejimler iç çatışmaya en açık rejimlerdir.ŞİDDETİN FANTEZİSİ Mİ, DEMOKRASİNİN ZORLUĞU MUMarks yazısını bir uyarıyla bitiriyor.
Eğer Amerikalılar, bu filmlerde gösterilen şiddeti “haklı bir politik seçenek” gibi görmeye başlarsa, yarın benzer görüntüler gerçek hayatta yaşanabilir.
ABD’nin geleceği, siyaset yerine silaha sarılan bu anti-politika kültürünü reddedip reddetmeyeceğine bağlı.
Demokratik koalisyon kurma zor olsa da, ülkeyi uçuruma sürükleyen yol ayrımı tam da burada duruyor.Odatv.com